Zeytindağı - Falih Rıfkı Atay (*spoiler içerir.)
8/10
·160 syf.··
2024 10. kitabı
·
21 saatte okudu
·
Okunma: 02 Ağustos 2024 17:18
Zeytindağı , Falih Rıfkı Atay ın , Kurtuluş Savaşı sırasında Suriye-Filistin cephesinde yaşadıklarını konu alıyor. İlk bölümde, henüz kendi içlerinde bile anlaşmaya varamayan İttihat Terakki mensupları; Cemal, Enver ve Talat Paşalar arasında süregelen çekişmelerden bahsedilir. Öyle ki Türk toprakları bu anlaşmazlıklar arasında parçalanıp gidecektir, yedi düvele pay edilecektir. Hatta kitabın 30. sayfasında "1913'te bir Mustafa Kemal yüzyıl sonrası için bile bir hayaldir, fantezi kitaplarında bile yeri yoktur." ibaresi geçer. İşte böyle bir durumda Falih Rıfkı Atay , Cemal Paşa'nın yaveri olarak Suriye'de göreve başlar. Sonraları Filistin, Beyrut, Lübnan gibi yerlerde çeşitli görevlerde bulunur. Anılarında, bu bölgede yaşayan Arap halkının yaşantılarından bahseder. Hatta Beyrut'a ilk gidişi bir suvare amacıyladır fakat sabahında sokaklarında gördüğü aç kadın ve çocukların, bir portakal kabuğu, bir ağaç kışrı bile bulup yiyememesinden dolayı acı çekip inlediği o anlar aklından çıkmaz ve içinde bu iniltilerin acısını defalarca duyar. Çöl Destanı bölümünde artık yazılanlar, yazarın birkaç arkadaşından aldığı hatıralar bölümüdür. Bu bölümde Türk askerinin vatanın güney cephesini müdafaa için çektiği zorluklardan bahsedilir. Anadolu'dan gelen gençlerin bu kurak, susuz, kumlu ve bol güneşli coğrafyada bin kilometreler ötesine üstelik omuzlarına yüklenmiş teçhizatla yürümesi elbette kolay değildir. Askere her gün yalnızca bir matara su kullanma hakkı tanınmıştır. Çoğunlukla bulanık ve sıcak bir matara su... Yürüyüşlerde bazen aniden esen bir fırtına ile yüzleri, giysileri hatta silahların içi bile kum dolar, çalışamaz hale gelir. Uçsuz bir sahrada gölge bulmak hayli zordur, bulunsa dahi gölge sıcaklığı bile 55 derecedir. Yakar da yakar. Fakat yüreği asıl yakan memleketin halidir. Türk askeri tüm bunlara rağmen vatanı için her türlüsüne dayanır. Öyle ki kitapta şöyle bir anekdot vardır; "General Maksvel, sonraları okuduğum bir raporunda, İngiliz kıtaları için diyor ki: - Kanal'ı müdafaa edenler, yüz millik cephe üzerinde çok basiretle vazife görmeye mecbur idiler. Kıtalar bu vazifeyi çok iyi yaparak haklı bir şöhret kazanmışlardır. Eğer başka askerler olsaydı, bu kadar yorgunluk ve zorluk içinde, maneviyatlarının tefessüh edeceğine şüphe yoktur. Halbuki Türkler, Anadolu'yu, Suriye'yi, Filistin'i ve çö­lü geçip burada muharebe ettiler. Ve daha iki sene, hiçbir gün maneviyatları tefessüh etmeyerek, çöllere kaç kere gelip, kaç kere geri dönmüşlerdir." (s.128) "İngilizler çok kuvvetli idiler. Fakat en çok beni meyus eden nedir, biliyor musunuz? İngilizler refah içinde, biz değiliz. Onlar sağlam, iklime göre yapılmış esvaplarıyla, her gün tam yem alan güzel atlarıyla, lüzumsuz ölümler için ön saflara atılmış müstemlekât askerleriyle geliyorlar. Biz bazan kış, bazan yaz esvabı giyiyoruz. Atları­mız zayıf, adedimiz az ve her ölen neferi yüreğimizden veriyoruz. Ölen, eskiyen, yırtılan her şey, canımızdan, memleketimizden bir şey... İngilizler öyle mi? Hiçbir ziyan yok ki, biz kolayca yerine koyabilelim ve onlar koymasınlar." (s.141-142) Bizler mücadele etmeden hiçbir toprağımızı sahipsiz bırakmadık. Zeytindağı da bu idealin en güzel eserlerinden biri olmuş. Şehitlerimiz için bilmemiz gerekenleri anlatmış. Onları nasıl bilmeliysek öyle. Onlar savaşarak bu davayı canlı tutmuş, bizler okuyarak... "Her tarafta bir neslin kahramanları var, kahramanlar için iklimler, düşmanlar, denizler ve karalar birdir."(s.157)
ZeytindağıFalih Rıfkı Atay · Cumhuriyet Gazetesi Yayınları · 199814,8bin okunma
·
56 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.