Okumamın üstünden uzun süre geçmiş olsa da belleğimde yer eden o berrak imgeleri unutamıyorum. Bu yüzden bazılarına kısaca değinmek istedim.
Anne ve kızının içlerinde biriktirdikleri, bir kabustan uyanır gibi ani ve cılız çığlıklarla dile geliyor. Sonra günlük yaşamlarına geri dönüyorlar.
Eşinin ölümünden saatler önce kara bir yılanın kahinlik yapar gibi kıvrılarak gözden kayboluşunu izleyen ancak ses çıkaramayan anne, yıllar sonra oğulunun yolunu beklerken başka bir anne yılanın yavrularının yanışına şahit oluyor.
Annesinin güzelliğine hayran, zarifliğinin hep sürmesini isteyen kız evladı, uğursuzluğuyla annesine ve erkek kardeşine bela çağırıyor adeta.
Kitap böyle rüya(romantizm) ile gerçek(realizm) çatışması havasında. Hangisine uyumlu yaşamak gerek? Bir anda gerçekler, yediğiniz lezzetli bir çorbanın içinden kıl çıkarcasına sizi gördüğünüz rüyadan uyandırıyor.
Ahlaki değerleri ve aşkı sorgulatan ve sizi betimlemeleriyle büyüleyecek bu kitabı okurken içerisinde bahsedilen Marie Laurencin'in tablolarına bakmayı unutmamanızı ve son olarak da kitabı okuduğunuz günlerde o havayı yakalamak için şu 4 şarkıyı önereceğim:
Eartheater - Peripheral
Ramona Lisa - Dominic
Eartheater - Spill The Milk [bu kitabı 6 şubat depremi sıralarında okuyordum (2022'de hataylı bir çocukla konuşuyorduk instagramdan, çok seviyordum, bana açılmıştı kabul etmemiştim, yaştan dolayı mı demişti, o 16 ben de 19'dum sanırım, yalan söyleyip hayır dedim, ondan sonra az konuşmaya başladık. Deprem olduktan sonra da 2 gün boyunca cevap vermedi kendi kendimi yiyordum, birini kaybetmekten ilk defa o zaman korkmuştum, evleri yıkılmış, hesabını da kapattı, daha konuşmadık) ve o akşam bu şarkıyı dinlemiştim, erotik olsa da uğursuzluğu da çağrıştırıyor artık bu şarkı]
Mitski - Class of 2013