TRT Roman Ödülü alan, tiyatro olarak sergilenen ve birçok dile çevrilmiş Tehlikeli Oyunlar yeraltı edebiyatımızın zirve eserlerinden biri bana göre. Canımcım Hikmet, bir yandan duygulu iken daha büyük bir yandan uyumsuz, tutunamayan, eylemleri nihayete eremeyen biri. Aynı Kafka, Dostoyevski karakterleri gibi. Zaten Oğuzcum Atay’ın Dostoyevski etkisinde olduğunu da hepimiz biliriz. Bu beklenen bir sonuç.
Oğuzcum Atay demişken, yazarımız hem enlerin hem ilklerin sanatçısı edebiyatımızda. Tehlikeli Oyunlar ile üst kurmaca tekniğinin edebiyatımızda ilk geniş çaplı örneğini koyar ortaya. Üst kurmaca, kurmacanın kurmacası gibi bir şey ama her şeyi ben anlatamam, gidin araştırın arkadaşlar. :)
Oğuzcum Atay, Tutunamayanlar’dan sonra Tehlikeli Oyunları kaleme almıştır ve Tehlikeli Oyunlardaki Hikmetcim Benol da en az Tutunamayanlar’daki Selimcim Işık kadar tutunamayan bir karakter olarak karşımıza çıkar. Hikmet eşinden boşanıp üç katlı bir gecekondunun ikinci katına taşınır. Üst katta Emekli Albay Hüsamettin Tambay, alt katta dul Nurhayat Hanım… Ve iki farklı kesimi simgeleyen iki kat arasında sıkışmış Hikmetcim Benol. Hikmet I, Hikmet II, Hikmet III.. Tüm Hikmetler bu gecekonduda kimlik arayışındadır. Kim kaybetmiş de sen bulasın canımcım ya?
Sonraaa…
Karakter isimleri bilinçli ve ironik birer seçimdir. Mesela Bilge, bildiğini sanan ama hiçbir şey bilmeyen bir karakter iken Sevgi çocukluğu sevgisizlik içinde geçmiş biridir. Hikmet’i hiç sormayın. Sürekli bir şeyleri karıştıran, zihnindeki oyunlara yetişemeyen, bilgi eksikliği hisseden biridir. Bu kitapta hiçbir şey gelişigüzel değildir.
Sonraaa…
Tutunamayanlar da Tehlikeli Oyunlar da birer kara anlatı edebiyatıdır, yeraltı edebiyatıdır. Buradaki karakterler karanlık yönleri ile yüzleşirler ama bireyin iç yüzü toplumda kendine yer bulamaz. Ne acı! Hep bir idealize insan olma çabası!
Sonraaa…
Otobiyografik izler taşıdığını söyleyebiliriz. Tutunamayanlar da keza böyle. Her ikisinde de okuyan, öğrenen, ruhsal bunalımları olan, toplumla zıtlaşan, aykırı olarak nitelenen kişiler vardır. Selim Işık’ın ve Hikmet Benol’un intihar meyli de keza aynı şekilde otobiyografik iz olarak değerlendirilebilir.
Hazır bu iki kitaptan da bahsetmişken ikisinde de monologların fazlalığına değinmek isterim ve ben bu monologları çok sevdim. Anlaşılmamak böyle yapıyor insanı işte, dedim ve sevdim. Nasıl bir güzelleme yaptım öyle ya, alın size deliliğe methiye. :)
Anlaşılmaz, anlaşamaz Hikmet dünyada, dünyalılarla. El mecbur reel dünyadan uzaklaşıp “oyunlarda yaşayan” birine dönüşür bu gecekonduda ve onun için aslında “yaşamak” da bir oyundur ve oyunu bilerek kaybeder. (Burada içimde şu parça çalıyor: open.spotify.com/track/1E24ghHpE... )
Kitaptan sonra Poyraz Karayel’i izledim ve kesinlikle tavsiye ederim. Bir sahne bırakıyorum:
youtu.be/gczqMG4F5zg?si=...
ve incelemeyi şu şekilde bitiriyorum:
“Ben ve benim gibi kabuslarından başka kaybedecek bir şeyleri olmayan ruh proletaryası, bu dünyadaki yerini ancak büyük oyunun içinde bulabilir.”