Bir çok kişinin tavsiyesi üzerine okuduğum bir kitaptı.
Kitap hakkında kısaca bilgi verirsek tam olarak dört bölümden oluşuyor. İlk iki bölümde Karahanlı ve Selçuklu Devletleri dönemine değinirken, üçüncü ve dördüncü bölümde yakınçağ tarihine (İran tarihi) değinilmiştir . Kitapta Ömer Hayyam, Nizamimülk, Hasan Sabbah, Sultan Alparslan ve Melikşah gibi önemli isimler yer almaktadır.
Kitapta en olumlu tarafı çok akıcı ilerlemesiydi. Sıkılmadan okuyabileceğiniz bir kitap.
Birazda eleştireceğim tabiki.
Yazar için Türk düşmanlığı yapıyor diyemeyeceğim belki ama Türklere olumsuz yaklaştığını düşündüm kitabı okuduğum süre boyunca.
Örnek vermek gerekirse Sultan Alparslan ve Melikşah için ayrılan kısımda bunu net olarak görebilirsiniz .( Barbar ve keçi çobanları yakıştırmalarını bilirsiniz işte ) özellikle de Melikşah'ı kadınların hegomanyasında, vasıfsız bir sultan olarak sunmaya çalışmış. Açıkçası Selçuklu döneminin en parlak zamanını yaşatmış birine bu tarz betimlemeler sunması beni çok rahatsız etti. Bunun için bir kaç alıntı sunacağım;
1) "Sultan ne nehirden çekiniyor ne de karşısına çıkacak ordudan, dedi Nizam. O bir kadından korkuyor." Burda bahsedilen kadın Terken Hatun. ( sayfa 114)
2) " Emirler ve devlet ricali Terken'e başvuruyor... Sultan da iki gezi veya iki içki alemi arasında bu kararları onaylıyordu." (Sayfa 136)
Bunlar bir kaç örnek sadece. Evet tarihi bir roman belki okuduğumuz ama hayal gücünü bir Türk sultanını küçümsemek için kullanması da açıkçası rahatsız edici. Melikşah'ı sırf bu kitapta okuduklarından dolayı hafızasına öyle yerleştirecek bir çok okurun olacağına eminim.
Tuğrul beyin Halife'nin kızıyla evlenmek istemesi sonucu Halife'nin kurduğu şu cümleye bakın özellikle;
" Şu Türk'e de bak sen! Daha çadırından yeni çıktı! Düne kadar babası atası kimbilir hangi putun önünde secdeye varıp sancakların da hangi domuz suratlarını çiziyorlardı.!.."
İslamiyet öncesi Türkler de putperestlik en yaygın inanış değildi. Tabiki puta tapanlarda vardı ama bu kadar kesin yargının verilmiş olması bana gülünç geldi açıkçası. Domuz eti olayına da değinmekte yarar var. Türkleri Moğollardan ayıran en önemli özelliklerinden biri domuz eti yememiş olmalarıdır.
Kitapta buna benzer yanlış bilgilere rastlamak çok mümkün. Hele de araştırmayı sevmeyen, okuduğunu olduğu gibi kabul edecek okurların olması sebebiyle bu tarz yanlış bilgilerin sunulmuş olması da kitabın benim için olumsuz yanıydı.
Türklere karşı o olumsuz yargılarına rağmen kitabın son bölümlerinde özellikle Amerika'yı alttan alta övdüğünü görebiliriz. En basit örneğini vereceğim şimdi;
"Sadece Amerika Birleşik Devletleri bizi istila etmeye çalışmadan sorunlarımızla ilgilenebilir." ( sayfa 291)
Sizde güldünüz değil mi okuduğunuz an Amerika ve istila etmeye çalışmamak kelimelerinin yan yana gelmiş olması bile nasıl da eğreti duruyor. Bağırıyor kitapta Amerika sevgisi...
Ayrıca yazarın Arap dünyasına eleştirilerini de bu kitapta açıkça görebiliyorsunuz.