Selamünaleyküm sevgili okurlar!
Uzun bir aradan sonra uzun uzadıya bir inceleme ile karşınızdayım. Öncelikle şunları söylemek isterim ki; nefs mücadelesi içindeyseniz, yol gösterici nitelikte rehber etkisi yaratacak bir kitap kesinlikle. İnsanın kendisini sorgulamasını sağlamakla birlikte Yunus Emre dizisi ile olan benzerlikleri çok derinden etkiledi beni. Fatih Duman ‘ın okuduğum ilk kitabı olmasına binaen yazarın kalemi çok iyiydi, gerçekten çok beğendim, hatta bayıldım diyebilirim. Yazarın müthiş bir hayal gücü ve yazısı var. Herkesin severek bir solukta bitirebileceği bir anlatıma sahip. Okudukça okuyasınız gelecek. O kadar harika, sürükleyici bir kitap ki, geniş bir zaman dilimine yayarak okudum ve bitmesini hiç ama hiç istemediğim bir kitap oldu benim için. Manevi ihtiyacınızı doyurmakla beraber kitap okumayan birinin bile müptelası olacağı türden hazine değerinde bir kitap.
Kitap; Aziz Mahmud Hüdâyî ( ks)’nin nefsini, nefsiyle olan mücadelesini anlatıyor. Bütün varını yoğunu, malını mülkünü, şöhretini, mevkini her şeyini terk edip Allah’a dost olmak istemesi ve O’nun için doğru bildiği yoldan ayrılmaması, kitabın her sayfasında her satırında bunu insanın en derinlerine işleyecek şekilde sunması, okurken kendimi çokça sorgulamama sebep oldu.
İftar edeceği vakit sadece bir kuru ekmekle yetinmeyi bilmesi,abdestini bile aşkla alırken tenine değdikçe suyun yanıyor olması… İnsanın gönlüne hüznün çökmesine ve ağlamaklı olmasına yetiyor bence.
Hocası Üftâde Hazretlerinin de dediği gibi;
“Ağlarsan anlarsın,
Ve anlarsan ağlarsın…”
Bu sebepten ötürü; Aziz Mahmud Hüdâyî, dilinde “Allah” sözü ve attığı her adımda “Allah” diye diye yürüyordu. Rahmet ile zahmet arasında bir nokta farkı vardı ve o biliyordu ki zahmeti çekene rahmet edilir. Dünya denilen yer ona zulümhane gibi geliyordu. Gönlünden Allah sevgisi dışında dünya sevgisini silip atmak istiyordu. Çünkü dünya sevgisi ile Allah sevgisi bir gönülde bulunamazdı. Zira iki sevgili bir kalpte var olmaz, Sevilene bir olmak yakışır, tek olmak yakışırdı. Tek gayesi buydu.
Gaye ile geçmeyen ömür bu dünyada beyhudedir.
Hüdâyî Hazretleri ne vakit nefsine direnmek istese içinden gelen sesler vardı ve bu sesin kendisinden iyi şeyler istemediğinin farkındaydı. Bu nefsin sesi diyordu. Bu dünyada olma maksadını unutturan sana, ölümü unutturan, kulluğu unutturan, hakkı, hakikati, adaleti unutturan. Bir günaha meylettiren seni ve sonra tam vazgeçecekken sen “Bu kadarcıktan ne olur ki?” diye tutturan. Her günah işlediğinde ötelerden seyreden seni... Eline Kitab’ı aldığında gözlerine uykuyu getiren, geceleri yatağa yattığında vicdanının sesini dindiren, gözlerine yaşlar yerine tebessümü indiren, hâyrı işlemek varken şerri sana sevdiren… O ses işte buydu, insanın asıl düşmanı olan nefsin ta kendisiydi. Hüdâyî Hazretleri her zaman nefsimize direnmemiz gerektiğini vurguluyordu.
“Bu dünyada, işittiğin ve gördüğün her şeye
hemen inanma. Zira işittiğinin ardında bir başka ses, gördüğünün ardında bir başka hâl vardır. İnsana her işittiğine hemen inanması ve onu söylemesi günah olarak yeter.” hadîs-i şerifini sürekli olarak dergâhındaki talebelerine hatırlatıyordu, Üftâde Hazretlerinin nasihatlerini birebir telkin ediyordu onlara.
“Biz ahir zamanda doğmuşuz, ahir zamanın evlatlarıyız. Fitne vaktidir bizim vaktimiz. Her yanımız ateşlerle çevrilidir. Ne yana dokunsak yanarız, bir tek Allah’tır ki ateşimizi O (c.c.) söndürür. Bizim tek sığınağımız da dayanağımız da, korunağımız da O’dur. Bu dahi imtihanımızdır bizim. Gözlerimizden yaşların eksik kalmaması bu yüzdendir. Hiçbir musibet sebepsiz değildir. Başımıza gelen her ne ise suçunu kendimizde aramak icap eder. Yoksa Allah kuluna zulmetmeyi sevmez ki, insan zulmü kendi eliyle kendine eder. Sebep her ne olursa olsun tek çare Allah’tır.” diye söylüyordu.
İnsan, anlamakta bu kadar zorlanırken Aziz Mahmud Hüdâyî bunları yaşamakta kim bilir ne kadar zorlanmıştır öyle değil mi?
Ayrıca Hüdâyî Hazretlerinin çok sevdiğim, her birimize altın değerindeki bir sözünü şuraya bırakmak isterim;
“Mühim olan dönmek idir yanlıştan, gözyaşı ile Nasuh Tevbe ile dosdoğru yola girmek idir…”
Emrolunduğumuz gibi dosdoğru olalım. O'nu çokça zikredelim dostlar! Ne vakit ki gönlümüz daralsa, içimiz sıkılsa O'nu zikredelim.
“İnnâ Lillâhi ve İnnâ İleyhi Râciûn.”(Allah'tan geldik ve Allah'a döneceğiz.”)
Peygamber Efendimiz (sav)’in de dediği gibi;
“Dünya zevklerini bıçak gibi kesen ölümü çokça hatırlayın!”
İnsanlar bu dünya hayatı hiç bitmeyecekmiş gibi yaşıyorlar, hiç ölmeyeceklermiş gibi dolaşıyorlar. Oysa etraflarında o kadar ölüm var ki! Yine de ibret almıyorlar. Ölüm denen mecburiyetin bir gün onlara da geleceğini hiç getirmiyorlar akıllarına. İnsanlar unutmaya ne kadar da alışıklar… Halbuki ölüm, dünyadaki tek ve en gerçek şey, bizi birbirimizden ayıran tek hâl… Bizler yaşamak için gelmedik bu dünyaya. Madem ki ömür denilen şey bu denli geçici o hâlde gayemiz, maksadımız o denli büyük olmalı. Her ne olursa olsun Allah’tan deyip, derdi verenin hatrına derdimizi de sevmeliyiz.
Bu dünya yolda abdest almak için durduğumuz bir handır ancak. Abdesti alalım da yürüyelim dostlar!
Aziz Mahmud Hüdâyî Hazretlerini farklı bir bakış açısı ile anlatan muhteşem ötesi bir kitaptı, ben çok beğendim. Allah mekanını cennet bahçelerinden bir bahçe eylesin inşallah. Gerçek,sade ve hakikat dolu sözlerin ve şiirlerinle yüreğimde hep daim olacaksın <3
Buraya kadar okuyan herkese kocaman bir teşekkürü borç bilirim! Kesinlikle okunması gereken bir kitap. Alın,aldırın mutlaka!!!
Başka Fatih Duman eserlerinde görüşene dek…
Şimdilik keyifli okumalar dilerim sevgili 1K okurları…
Selametle kalın :’) ❀