Puan vermedi·76 syf.··Beğendi
···Okunma: 31 Temmuz 2024 15:02 Bir şey olmuş kasabaya, bir şey olmuş ama kimsecikler ne olmuş bilmiyor..
Anadolu'da geçen bu güzel hikayemiz Yokuşlu adındaki kasabaya tayini çıkan posta müdürü Remzi bey ile eşi Melek hanım ve gözleri renkli, tatlı kedileriyle birlikte uzun ve zorlu bir tren yolculuğuyla başlıyor. Yokuşlu kasabasına yakın istasyonda inen posta müdürü ve eşi etrafın ıssızlığı karşısında çaresizce bir o yana bir bu yana giderken, odasında bir şeylerle oyalanan istasyon şefini görüp onunla konuşmaya ve kasaba hakkında bilgi almaya çalışır; lakin istasyon şefi, Yokuşlu kasabasına gidemeyeceklerini, oraya kimsenin gitmediğini, halkının da kasabayı terk ettiğini söyler ve ekler:
"Fazla bir şey bilmiyorum; ama Yokuşlu'ya bir şey olmuş. Dağ çökmüş altında mı kalmış, bir şey mi olmuş, geçen de birisi anlatıyordu. Bir şey olmuş işte."
Uzun bir bekleyişten sonra önceleri kasabanın yakınından geçen, şimdi ise başka yollardan geçen bir otobüs yaklaşır. Şoförden kendilerini yokuşlu kasabasına bırakmalarını isteyen Remzi bey, şoförün; "Asla gitmem, oralara kimseler gitmez, kasabaya yakın yerde indiririm" teklifini mecburen kabul ederler.
Melek hanım; eşi Remzi beye kasabamıza ne oldu acaba, nasıl bir bela geldi diye sormadan edemez..
Otobüsün indirdiği asfalt yolda eşyalarıyla birlikte uzun süre bekleyen posta müdürü ve eşi, ıssız ve kimselerin geçmediği yerde daha fazla dayanamayıp eşyalarını ceviz ağacının altına yerleştirirler. Uzaktan görünen kasabaya bakıp acaba ne oldu kasabamıza, neden bu kadar sessiz ve ıssız, herkes neden terkedip gitti kasabayı diye düşünüp düşünüp dururlar.
Kuş uçmaz kervan geçmez bir yerde bekleyişleri devam ederken yanlarına Yanıkoğlu Hüseyin adında biri gelir. Bu adamın bende yarattığı gizem ve merak oldukça yüksek; çünkü her dakika öyle bir derdim var ki anlatsam şöyle olur, öyle bir derdim var ki anlatsam böyle olur demekten geri durmayan ama asla da derdini anlatmayan, insanlarda safi gizem ve merak uyandıran biri. Sonrasında onlara katılan Alamancı Zeliha ve kocasıyla beraber ekip tamamlanır ve kafa kafaya verip kasabamıza bir şey olmuş; ama ne olmuş kimse bilmiyor diye kara kara düşünmeye ve bir çıkar yol bulmaya çalışırlar..
Kulaktan dolma bilgilerle korkunun hakim olduğu bir hikayeyi okuyoruz baştan sona kadar. Korku hakim olunca insanın bir adım dahi atamadığını, korkularıyla kolay kolay yüzleşemediğini, insanların en basit olayları bile nasıl da abartmayı sevdiğini, olayları dallandırıp budaklandırdığını rahatlıkla görebiliyoruz bu hikayede.
Ve insan, korkularının esaretinden kurtulamadığı müddetçe tek kanatlı bir kuş olmaktan öteye geçemez, kanatlanıp özgürce uçamaz..
.
.
.
"İçinde bir karamsarlık vardı, elini ayağını kesen. Korkuya, umutsuzluğa benzer."
"İnsanoğludur bu hiç belli olmaz."
"Dünya görmüş, ömür geçirmiş, okumuş insan başkadır."
"Tanışmadan görüşmeden bir insan bir ıssız ada gibidir..
Tehlikelerle doludur.."
"Hiçbir şey yok orada. Bir boşluk, bir yalnızlık.
Hiçbir şey yok başka."
.
.
.