Gönderi

Ben yazarken ağladım, okurken de sen ağla.
9/10
·168 syf.··
2024 16. kitabı
·
18 saatte okudu
·
Okunma: 04 Ağustos 2024 14:22
Biraz uzun bir inceleme olacak ama kitabı okumak isteyen ya da okuyanları bi nebze de olsa tatmin edeceğini düşünüyorum. Hemencecik incelemeye geçelim. Kitabımız Fatih Yaşar'ın türküsünden iki dizeyle başlıyor: Sırlarımı söyledim dağlara dumanlara Ben yazarken ağladım, okurken de sen ağla. Hakkını teslim etmek gerek yazarın, hayli ağlattı beni bazı öykülerinde. Kalemi ruhuma dokundu. Kitap birbirinden bağımsız 19 öyküden oluşuyor, açılış kitaba adını veren Göçüp Gidenler Koleksiyoncusu ile oluyor. Bu öyküde bizi 657'ye tabi, Reyhan Hanım aşığı bir beyefendi karşılıyor. Kendini tanımlarken Reyhan Hanım'a meftunluğu baskın geliyor, adını dahi bilmiyoruz mesela. Reyhan Hanım'ın ölümü vesile oluyor ve bir koleksiyon oluşturuyor kahramanımız. Göçüp gidenleri 'Huzur' içinde yatırıyor. Berhudar Olayım Necmi Enişte, çocukluğundan beri ailesinin kendisine 'garip' gelen davranışlarıyla büyüyen kahramanımızın, büyürken adını duyduğu ama şahsına yabancı olduğu halasıyla tanışması ve sonrasında yaşadıklarını şaşkınlık içerisinde mizahi bir dille anlatmasıyla seyreden bir hikâye. Kimlikte Nurşen, adıyla içeriğini haber veren ama okudukça taşların yerine oturduğu bir hikâye. 'foreshadowing' denen bir olay var ya, bir eserin ilerleyen süreçlerde göstereceği durumları önceden ima etmesi. Yazar kitabın genelinde bu yöntemi kullanmış gibi, özellikle bu hikâyede. Okudukça anlayacaksınız ama ben bir örnek vereyim: Nurşen'in annesinin balkonda ağlaması gibi. Spoiler'a kaçmadan bir sonraki hikâyemize geçelim. Vecdi Çiçek Açtı, manipülatör bir insanın manipülasyonlarıyla bir aileyi ne hâle getirebileceğinin çok iyi bir örneği. Remzi, ters köşeli bir hikâye biraz aslında: Yalnızlığın, bağlılığın ve de tabii ki "Remzi'nin" başrolde olduğu. Bazen belki de sadece doğruları söylemenin yeterli olduğuna dikkat çeken. Yalan Dünya Fani Dünya, tam da adına ters bir hikâye. Dünyayı kendi doğrularıyla doğrultmaya, kendi hayalleriyle sonsuzlaştırmaya çalışan insanlarla dolu. Fehime Halamı Kaybedip Bulduğumuz Gün, acıklı bir öykü. Bir kızın elinde olmayan bir olay yüzünden dünyasının nasıl alt üst olduğunu anlatıyor. Çaresizce bekliyor kız. Ama bir yandan da biliyor ki vuslat olsa da ne bekleyen aynı ne de beklenen. 'İş işten çoktan geçmiş.' Abajur, abajur olalı bu kadar değer görmemiştir inanın, hakkında bu kadar konuşulmamıştır. Öyleli yani. İstiklal Madalyası da dışarıdan şer gibi görünen bir olayın, yaşayan tarafından nasıl mutlulukla karşılandığını anlatıyor. İstiklal madalyası bu mutluluğun nişanesi oluyor. Ömer'i bitirdiğimde aklıma direkt şu cümle gelmişti: Senin olan seni bulacaktır. Son Durak, sıcacık bir hikâye. Kitaplarda da olsa böyle insanlara rastlamak ısıtıyor insanı, kahramanın 'atkıya rağmen ısınamamasının' aksine... Muzaffer Bey ve Büyük Düşmanı, sahip olduklarımıza gerçekten sahip değil esir de olabileceğimizi gösterdi bana. Hiç'i okurken gözlerim dolu dolu okudum, ekrana gözyaşım damladı. (Ek bilgi: Ağlanacak en ufak bir yer varsa kaçırmam ben, gerekeni yaparım.) Ayrılığın insan ruhunda oluşturduğu etki bu kadar güzel anlatılabilirdi. 'Hep' olanın Hiç' edilme sürecini anlatıyor. Geçtiğimiz Kırk Gün Ve Son Attığın Kartopunun İçine Taş Koyduğunu Bilmiyordum, Hiç gibi yas ve ayrılık konularını ele alıyor. Yazacaklarımın ifade edemeyeceği kadar sevdiğim hikâyeler oldu bunlar. Şiddetle tavsiye ediyorum. Teesüf Ederim Muazzez, Bir Sizin Kollarınızda, Baba Malı ve Çatlak'tan da bahsetmedim. Onları da sizin yorumunuza bırakıyorum.
Göçüp Gidenler KoleksiyoncusuŞermin Yaşar · Doğan Kitap · 202413,2bin okunma
·
78 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.