Puan vermedi·288 syf.····Okunma: 05 Ağustos 2024 18:55 "A. H. benim hayatım." Putzi
Bu cümleyle giriş yapmak istedim çünkü bana göre kitabın genelini yansıtan, özellikle Putzi'yi tanımak ve anlamak için ideal bir cümle.
İtiraf etmem gerekirse bu denli dolu dolu bir içeriğe sahip ve heyecanla ilerleyen bir kitap okuyacağım tahmin etmemiştim. Ilk sayfadan itibaren adeta büyülenerek, "bu da mı olmuş?" diye hayret ederek okudum kitabı. Zira bilmediğim birçok ayrinti çıktı karışma - her bir sayfasinda yeni bir seyler ogrendim, bu benim için bir kitabı "İyi kitap" kategorisine koyan bir kriter - ve iyi ki okumuşum dedim.
Bu kitabı incelerken iki boyut çıkıyor karşımıza, biri yazarın kitabı hazırlama süreci digeri de kitabın içeriğiyle ilgili.
Yazar kitabı yazarken bir dolu kaynaktan yararlanmış, David Marwell adlı üniversite öğrencisinin hazırladığı tezden, Ernst Hanfstaengl' ın (Putzi) tuttuğu günlük ve notlardan, sinemacı Syberberg yapımı film ve belgesellerden ve gazete arşivleri ve haberlere yansımış olaylardan vb oluşan uzunca bir kaynak listesi yer alıyor kitabın sonunda.
Kitabın içeriğine gelecek olursak, konusu itibariyle zaten ilgimi çekmişti - sonuçta 2. Dünya Savaşı ve Hitler deyince herkesin ilgisini çeker - fakat bu denli zengin bir içeriğe sahip bir kitap olabilecegini dusunmemistim. Bu kitap. Hitler'in en önemli olaylarda yanında olan, uzun yıllar hem en yakın dostu hem de destekçisi olan dev adam Putzi'yi tanıdığımız bir kitap.
Putzi yarı Amerikalı yarı Alman, uzun yıllar Amerika'da yaşamış fakat Almanya'nın köklü ailelerinden birine mensuptur. Ailecek sanat tacirliği, küratorlük, galericilik gibi işlerle uğraşmışlardır, aileden gelen bu birikimle son derece entelektüel, donanımlı ve aynı zamanda çok iyi bir piyanisttir Putzi. Normal şartlarda çocukluk hayali aile işlerini devam ettirmekken babasının ölümü sonucu işlerin ailenin en büyük oğluna devredilmesi (bu ağabeyiydi) ve agabeyiyle arasında gelişen çocukluktan gelen kıskançlık ve anlaşmazlık nedeniyle aile işlerine çok fazla dahil olamamıştır. Isyerinin Newyork temsilciligini idare eden Putzi zaman içinde Amerika'da gelişen Alman karşıtlığı nedeniyle protesto edildiğinden zarar etmeye başlayıp en sonunda iş yerini kapatmak zorunda kalarak Almanya'ya tamamen yerleşmek için iyi bir bahane bulmuş kendine. Bu arada ne kadar uzakta olursa olsun Almanya'da islemekte olan siyasi ve toplumsal süreci de yakinen takip ediyor ve Versay Anlaşması'ndan sonra ülkenin girdiği durumu bir türlü içine sindiremiyordu. Bu gidişata dur demek için de Almanya'ya yerleşme kararı alan Putzi gelir gelmez - ailesinin de popülaritesi sayesinde - katıldığı davetlerde kendisi gibi cumhuriyetcilerden rahatsız olan soylularla tanisarak çevre edinmeye çalıştı. Bu şekilde çok fazla onemli kişiyle tanışıp çevresini genişletti, bu arada partilerin aranan adamıydı çünkü hoş sohbet, esprili ve aynı zamanda piyanoda çaldığı parçalarla herkesin gönlünü hoş ediyordu.
Bir gün Hitler'le tanıştığında asıl amacına yaklaştığını anlayacaktı. Hitler Putzi'deki eksik parçanın tamamlayıcısı gibiydi. Putzi bunu ilk sohbetlerinde hemen anlamisti. Sonrasında gelişen olaylara bakınca Putzi'nin siyasi konumunu saglamlastirmak icin ve Hitler'in ezeli destekçisi olarak çok fazla cabaladigini görmekteyiz. Putzi'ye göre Hitler gözünde eşsiz, büyülü bir varlık gibiydi, onu adeta Tanrı konumunda görüyordu. Hitler ne kadar şiddet yanlısı politika izlerse izlesin Nazilerin imajını olumlu göstermek adına elinden geleni yaptı. Icerde ve dışarıda Nazileri temsil etmekten ve Nazi olmaktan hep gurur duydu. Her ne kadar Goebbels ile aralarındaki rekabet nedeniyle Hitler'in çevresinden uzaklaştırılmış olsa da bir gün ezeli dostunun onu tekrardan eskisi gibi yanına alacağına dair inancını son noktaya kadar bitmedi.
Kitapla ilgili anlatmak istediğim o kadar çok şey var ki fakat spoiler vermemek adına burada üzülerek incelemeyi noktaliyorum. Bu kitapla ilgili rahatlıkla söyleyebileceğim şey, iciniz rahat bir şekilde bu kitabı edinip okumanız. Özellikle konuyla ilgiliyseniz begeneceginize eminim.