Uyarı: Spoiler
"Kendisini kirletmiş, beynini ahlaksızlıklarla doldurmuş ve hayal gücünü iğrençliklerle beslemişti. Başkalarını çok kötü etkilemiş ve bundan da müthiş bir keyif almıştı. Yolları onunkiyle kesişen insanların içinden en iyi ve geleceği en çok umut vaat edenleri seçerek onların hayatlarını da utanç verici bir hale getirip mahvetmişti." (s. 328)
Dorian Gray romanın başında 17 yaşında, görünümünün kusursuzluğuyla herkesi büyüleyen, hiçbir günahı tatmamış deneyimsiz bir genç. Lord Henry adında günümüzde de hayatta geçim derdi olmayanların yaptığı gibi insanları inceleyip teori üretmekten zevk alan bir adamla tanışır. Lord Henry'nin bazı ince düşünceleri ve alayları gerçekten üzerine düşünmeye değer. Lord Henry Dorian'ı erdemliliğin bir saçmalık olduğuna ikna eder. O erdemliliği günaha benzetir, örneğin çirkinlikten yedi ölümcül erdemden (Hristiyanlıktaki yedi ölümcül günah gibi) biri olarak bahseder (s. 292). Bu zehirli adam, ona hiç kimsenin gözünün yaşına bakmamayı, insanların düşüncelerini ve saygın olmayı umursamamayı, hayatı ne huzur ne mutluluk; sadece zevk peşinde yaşamayı öğütler.
Romanda güzelliğin önemli bir yeri var. Pek çok farklı karakter, kötülüklerin insanın vücuduna yansıyacağından bahseder. Sinsilik insanın sırıtışına, sapıklık insanın bakışına, sadakatsizlik insanın ellerine yansımalıdır onlara göre. Dorian ise asla yaşlanmamakla, güzelliğinin bir zerresini bile kaybetmemekle lanetlenmiştir. İşte bu, onun sınırsız haz arayışında asla tökezlememesini, her zaman istediğini elde edebilmesini sağlar. İğrenç bir nam salar elbette, fakat saf kadınlar bile hâlâ ona düşkündür, onu sevmeyen insanlar bile onunla konuştuğu zaman etkisinin altına girer. Ne olursa olsun, ne yaparsa yapsın, kusursuz güzelliği sayesinde insanlar ona tapmaya daima devam edecektir.
Dorian ne yapmadı ki? En temiz kadınları baştan çıkarmadığı mı, "arkadaşlarının" hayatını aşağılık zihniyetiyle karartmadığı mı, ona ruhunun pisliğini sunan kişiyi kibrinden öldürmediği mi kaldı? Pislik dolu yaşadığı 21 yılın ardından değişebileceğine, pisliğinden arınabileceğine inanmaya çalışır. Bunu Lord Henry'e de söyler. Lord Henry'nin doğrudan dediği gibi, "Sen ve ben neysek oyuz ve ne olacaksak da öyle olacağız" (s. 326). İnsanın ruhunun pisliğinden kurtulması mümkün değildir romana göre, bana göre de öyle. Kendisini başka bir genç kızın daha adını lekelemekten alıkoyduğu vakit çok yüce bir iyilik yaptığına inanır. Oysaki ruhunun yüzünde (portrede), "kurnazlığın ve ağzının çevresindeki ikiyüzlülere özgü o kıvrımın dışında hiçbir değişiklik göremiyordu" (s. 330). "Neydi orada gördüğü? Boş bir gurur muydu? Merak mıydı? İkiyüzlülük müydü? İyi de, sergilediği özveride bunların ötesinde bir şeyler yok muydu? Olması gerekirdi." (s. 332).
Sonu da bana göre bir hazcıya çok yakışan bir sondur. Dorian'da arkadaşının, akrabanın, kendinin parçalarını bulmak bu kitaba inanılmaz bir yoğunluk katıyor.