Gönderi

Puan vermedi·352 syf.··
2024 179. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 09 Ağustos 2024 00:00
Olgunlaşmamışlık, çoğu zaman ona duyulan özlemle iç içe geçerek, paradoksal bir şekilde olgunluğu arayan ve aynı zamanda masumiyet halini romantikleştiren genç bir ruhu yansıtır - derin bir arzuyu harekete geçiren bir ideal. Gombrowicz'in normlar, gelenekler, görenekler, davranış ve konuşma biçimleri gibi insan ve toplum yaşamına dayatılan formlarla meşguliyeti, özgürlük ve bağımsızlık uğruna bu kısıtlamalardan kurtulma gerekliliği açısından bende derin bir yankı uyandırmıyor. Dadaizm ve Absürdizm arasında gidip gelen bu roman, 1920'lerin Polonya'sının eğitim, burjuva ve aristokratik alanlarının keskin parodilerini sunuyor. Özü, basit bir tanımlama ya da özetten kaçınıyor. Romanın ana karakteri otuz yaşındaki Józio, kendini okula geri dönerken bulur ve burada onu çocuksu ve olgunlaşmamış bir durumda tutan tuhaf bir 'yetiştirme' biçimine maruz kalır. Nihayetinde sahip olduklarını iddia ettikleri modernlikten yoksun olduklarını ortaya koyduğu ilerici Mlodziak ailesi tarafından kabul edilir. Hiciv bol, grotesk bol ve budalalığın programatik cephesinin maskesinin düşürülmesi de aynı şekilde. Daha sonra yolculuğu onu taşradaki amcasını ziyarete götürür ve devlet ile memurları arasındaki dinamiklerin eleştirisi için bir fon görevi görür. Gombrowicz, şaşırtıcı bir şekilde, her biri 'biçim' üzerine düşüncelerle başlayan, birbiriyle ilgisiz iki kısa öyküyü bir araya getirir. Anlatı boyunca absürdlük, grotesklik ve alaycılık unsurları yaygındır; Lehçe dersi gibi ikonik sahneler kafamda kültleşiverdi. Birkaç sayfada özlü bir şekilde aktarılabilecek anlatı, gereksiz yere yaklaşık 300 sayfaya genişletilmiş, bu da acı verici bir şekilde seyreltilmiş bir olay örgüsü yapısına neden olmuş bi de üstüne üstlük kitabı yazarın kelimelerinin görünüşte rastgele bir akışına dönüştürmüş. Saçma gibi. Sadece kelime dağarcığı açısından değil -okuduğum Fransız edebiyatının yarısıyla karşılaştırılabilir-, aynı zamanda biraz absürt, belirgin bir şekilde soyut ve zaman zaman kısmen anlaşılmaz üslubu nedeniyle de karşılaştığım en zorlu romanlardan biri olarak duruyor. Litabı bitirdikten sonra kendimi şöyle düşünürken buldum: Dünyada her şey olabilirim, hiçbir şey olmayı tercih de edebilirim. Gerçeklik böyledir, hem tehlikeli birdenbireliği hem komik saçmalığıyla gerçeklik olgunlaşmama arzusunu besler durur. Yazarın insan ruhuna yatkınlığının dilde yetkinlik olarak kendini gösterdiği havai fişek anları var, mesela: ''Bir münasebetsiz önemsizlik ve küçüklük kaygısı, adem-i temerküz ürküntüsü, parçacık bazında panik, içimde olan ve bir de beni dışarıdan tehdit eden bir tecavüz karşısında korku- en önemlisi de, bir şey, adına içsel, parçalar arasında birbirlerini taklitle bir maytap geçişin ve alayın, bedenimin yaramaz parçalarının ve ruhumun benzer parçalarının kendi içine kapalı dalga geçişlerinin ruh hali diyebileceğim bir şey bana sürekli, benden bir an olsun ayrılmaksızın eşlik ediyordu.'' ''Bitimsiz bir tekdüzelikle tekrarlayıp durduğunuz bu sözcüklerin içine batmayı bırakın. Herkes birazcık sanatçı değil mi? İnsanlığın yalnızca kağıt ya da tuval üzerinde değil, ama gündelik hayatın her bir anında -bir genç kız saçlarına bir çiçek tutturduğunda, konuşurken ağzımızdan bir latife kaçıverdiğinde, ışık ve gölgenin alacakaranlık gamında eriyip gittiğimizde - sanat yarattığı gerçek değil mi; bütün bunlar sanat yapmak değilse, nedir?'' Ferdydurke, anlamaya uzak olduğum, birkaç yıl uzak olduğum bir kitap.
FerdydurkeWitold Gombrowicz · Jaguar Yayınları · 2015215 okunma
·
94 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.