·325 syf.····Okunma: 09 Ağustos 2024 00:00 Meslek mi, yaş mı, cinsiyet mi eşitliği veya eşitsizliği oluşturan? Bunlar değilse... Zeka mı?
İçimi sıcacık, yüreğimi şefkatle dolduran bir roman okuduğumu ilk satırlarında anladığım, üslubuyla-konusuyla ve samimiyetiyle beni hemen kazanan nadir eserlerdendir kendisi.
Romanımız "Zihinsel engelli birinin zekası tıbbi müdahalelerle yükseltilebilir miydi? " sorusunun kurguya dökülmesiyle oluşmuş. Charlie isimli baş kahramanımız bu araştırmanın uygulandığı ilk insan ve roman boyunca onun ağzından yazılmış ilerleme raporlarını okuyoruz. Algernon ise bu deneysel yöntemin ilk uygulandığı fare.
Charlie'ye yapılan ameliyat ve bir dizi test sonucu insan zekasının yükseltilebildiği görülür ve bu çalışma dünya çapında çok ses getirir. Zekası arttıkça çevresinde olup biten kötülükleri ve insanların ona nasıl davrandıklarını, kötü niyetlerini ve bencilliklerini de anlamaya başlayan Charlie hiç beklemediği bir ruhsal çalkantının içine girer. Oysa zihinsel engelli olduğu dönem sevilmeye koşul saydığı tek şey akıllı olmaktı. Okuma yazma öğrenebilmek, sohbet edebilmek arkadaş edinebilmesinin tek yoluydu onun gözünde. Sonrasında istediği hayatı ona verdiklerinde etrafındaki insanların birer birer yok oluşunu izledi. Çünkü insanlar farklı olanı sevmezdi. Çünkü sevilmenin koşulu olmazdı. Öğrendik.
Onu ameliyat öncesinde de sonrasında da yalnız bırakmayan ve koşulsuzca seven bir kişi vardı. Rehabilitasyon merkezindeki öğretmeni Alice Kinnian. Zeka seviyesi yükseldikçe çevresindeki herkesle eşitlendiğini hisseden Charlie, öğretmenine aşık oldu ve bu duygusal bağ, çocukluk çağlarında kız çocuklarından uzak durması gerektiğine yönelik ağır travmalar yaşatan annesinin bıraktığı derin izlerle mücadele etmek zorunda bıraktı onu.
Kitabın beni en çok etkileyen yeri; Charlie'nin yükseltilen zekasının aynı hızla düşüşe geçeceğini anladıktan sonra hayatını devam ettirebilmesi için gönderileceği engelli bakım evini ziyaret ettiği bölüm oldu. Yakında öleceğini bilen birinin kendi mezarını ziyarete gitmesi gibi bir şeydi. Henüz nefes alıyorken.
Kitabın ilk sayfalarında düşük zeka seviyesindeki birinin kullandığı dil ve düşünce yapısı, iyi niyeti, masumiyeti çok ustaca işlenmiş. Çok gerçek ve içimizden biriydi Charlie ve dünyası. Devamındaki travmatik yaşam olaylarının ve özel çocukların yetiştirilmesindeki yanlışların nelere sebebiyet vereceği bir uzman bakış açısıyla ele alınmıştı. Tedavi süreçleri sırasında verilen teorik bilgiler, yazarın psikiyatrist olduğunu düşündürmüştü. Psikologmuş.
1960larda kaleme alınan bu romanın anlattıklarını 60 yıl sonra bile her gün görüyor olmak, engelli bireylerin hor görüldüğüne, insan yerine konulmadığına, duygularının yok sayıldığına, yetersiz yanlarıyla alay edildiğine, ailelerinin ve çevredeki hemen herkesin onlardan ümidi kestiklerine günbegün şahit olmak ve bunun ne zamana kadar devam edeceğini bilememek kendimi kötü hissettirdi.
Onların nasıl bir hayat yaşadığı ve gelecekte onları nelerin beklediği konusunda farkındalık sahibi miyiz gerçekten?
Peki farkında olmak yeter mi?
Bir şeylerin daha farklı olması adına eyleme geçirmediğimiz düşüncelerimiz, beynimizi meşgul ettiği müddetçe kendimizi iyi ve duyarlı insan olarak tanımlamaya devam mı edeceğiz?
"Ben ameliyattan önce de insandım. Siz bunu atladınız sanırım."