·232 syf.··Beğendi
···Okunma: 11 Ağustos 2024 21:42 -SPOILER İÇERİR-
.
.
.
.
.
Giovanni Drago sürgün yeri sayılan Bastiani Kalesi'ne yeni atanmış genç bir teğmendir. Seni okurken "gitme şuraya" diye defalarca söylendim. Ancak kaderinde orada olman varsa elbette bunun bir sebebi vardır. Seni orada bekleyen şeyin ne olduğu kitabın kapağında var ama bunun gerçek olup olmadığını düşündüm. Tatarlar gerçek mi? Yoksa bu askerlerin sığındığı zavallı bir umut mu? Bütün ömrümü hayali bir düşmanı bekleyerek geçirir miydim?
Drago başarılı bir kariyer planlaması için kaleye giderken ta gidiş yolunda içine sıkıntı düşer. Hava, gökyüzü, kalenin yolu, duvarları, rengi, soğuk. Neyse ki kısa zaman sonra tayin isteme hakkına sahip olabileceğini öğrenir. Erkenden gitse kariyeri için kötü bir imaj çizecek ama burası da kalınacak gibi bir yer değil. Kuzeye, çöle bakmakla geçen bir ömür. Ha geldi ha gelecek diyerek boş yere kaleyi koruyan askerler. Görünürde bir çöl var ama bir yandan da dedikodular. Bazıları ses, bazıları görüntü. Orada bir şeyler var belli ama ne?
Bu merak yüzünden şehir hayatını, ailesini, güzel kadınları, eğlenmeyi hiç olmazsa daha iyi bir kariyeri geride bıraktı Drago. Zamanla arkadaş edinip kaledeki günleri daha çekilir hale getirdi. 4 sene ardından tayin istemeye niyet ettiğinde aslında kandırıldığını öğrenir. Sırf genç bir teğmen rahat dursun diye. Yaptığı seçimin bedelini orada kalarak ödedi. Ne uğruna Teğmenim? Sahiden kuzeyden birileri geliyor mu?
Aradan yıllar geçer ve kuzeyde, Tatar Çölü'nde hareketlilik başlar ama artık teğmen eski teğmen midir? Rütbesi, yetkisi, sağlığı, beraber görev aldığı arkadaşları... Hiçbir şey eskisi gibi değilse Tatar Çölü de eskisi gibi olmayacak.
Kasım'da, kış ortasında odasına vuran baharı andıran güneş bir başka renkteydi bugün. Diğer hiçbir güne benzemiyor, elbette bir şeyler olacaktı. Neredeyse 30 yıl görev yaptığı kaleye Tatarlar toplarla geliyor ve Drago ise solgun bedeniyle aynaya bakarken bile başı dönüyor. Şimdi tam da Tatarlar gelmişken vasıfsız, işe yaramaz biri olmanın sırası mıydı? O lanet dürbünün sahibi Albay Simeone bile onu kapı dışarı ederken ömrünü burada harcadığını hiçe saydı. Gençken kaleyi boşu boşuna savunup geçip giden ömür. Şimdi ise sanki bir korkak gibi kalenin merdivenlerinden iniyor ve hiçbir askerin dikkatini bile çekmeden.
Her şey sen işe yararsan anlamlı. Yoksa yük olmaktan başka bir şey değil insan. Yaptığımız seçimlerin sorumluluklarını almayı, bazen mantıkla bazen kalbimizle hareket etmeyi, sanki biraz da zorunlu bir varoluş sancısını bize anlatıyor.
Kitapta en sevdiğim kısım Drago kaleye dönerken kaleye yeni atanmış genç teğmen Moro ile tıpkı yıllar önce kendisinin de aynı şekilde Yüzbaşı Ortiz ile karşılaştığı andı. O sıkıntılı konuşma ruhunu acıyla titretmişti. Benim de yüreğimi. Yüzümde buruk bir gülümse oldu o an.
Okurken hiç sıkılmadığım hemen akıp giden bir kitaptı. Yazarın daha önce başka kitabını okumamıştım, dili anlaşılır sade yazılmıştı bana göre. Başka bir yolculukta görüşmek üzere...