Tatar Çölü

8,6/10  (112 Oy) · 
205 okunma  · 
91 beğeni  · 
2.427 gösterim
Tatar Çölü, 2. Dünya Savaşı sonrasında parlayan modern İtalyan edebiyatının ilk ve en usta ürünlerinden biri, çağdaş dünya edebiyatında da önemli yer edinmiş bir eser. Genç ve hevesli bir teğmenin, ilk görev yerini çevreleyen uçsuz bucaksız çölle "savaşı". Çöl, hem teğmenin muhtaç olduğu düşmanı ondan esirger hem bizzat "düşman"ın yerini tutar, hem de gizemli, tarifsiz varlığıyla genç teğmeni cezbeder. Gerçek dışı, soyut bir mekanda, zamanda, zeminde, olaysızlığın ortasında insana ilişkin en can alıcı sorular...
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Nisan 2012
  • Sayfa Sayısı:
    232
  • ISBN:
    9789754701258
  • Orijinal Adı:
    Il Deserto Dei Tartari
  • Çeviri:
    Hülya Uğur Tanrıöver
  • Yayınevi:
    İletişim Yayınevi
  • Kitabın Türü:

Ben bir eseri okuduğumda, eğer o eser güzelse etkisinden kolay kolay çıkamam. Zaten etkisinde kalmadığım esere de güzel demem. Döner döner okurum çarpıcı yerlerini. Bu okumalarımda bir de bakarım ki, bir yığın çarpıcı şey varmış ve ben onları kaçırmışım. Esere başlamadan önce ne önsöz okurum ne de hakkında yazılmış şeyleri. Anlamak için kendime şans vermek isterim. Öyle olmazsa insan kendi okumasını asla yapamaz, diye düşünürüm.

Tatar Çölü’nü okuduğumda da öyle oldu işte. Döndüm okudum, okudum düşündüm. Sonra, bakalım ne demiş el alem diye, diğer okurların, eleştirmenlerin yazılarını okudum. Yalnızlığın kitabı diyorlardı, evet öyleydi. Kaderden kaçılmayacağını söylüyorlardı, evet o da vardı. Umut ve beklemek de vardı. Bunların hepsi vardı evet. Eğer Drogo bir subay olmasaydı bunlarla yetinebilirdim. Bir öğretmen olsaydı ya da bir yazar.

Oysa bir subaydı o. Tüm eğitimini olacak bir savaş üstüne kurmuş bir askerdi. Hayatını anlamlandıran şey, savaş denilen ve her gün yaşayamayacağımız bir anomaliydi. Beklentisi, kendisi öyle sanmasa da, uzak bir geleceğe programlanmıştı. Mesleki beklentisi hayat beklentisine dönüşmüş bir anomaliye evrilmiş bir insan. Bir öğretmen olsaydı eğer, bir sonraki dersi bekleyecekti. Mesleğiyle hayatı bir noktadan sonra ayrışacaktı. Mesleği dışında da bir hayatı olacaktı. Ya da bir yazar olsaydı, hep anı yaşayacaktı. Hayatını gözlemle, gözlemini yansıtmak için yazdıklarını düzeltmekle geçecekti.

Benim okumama göre Drogo kendi seçimini yaşadı. Uzak geleceğin belirdiği, hayata geçtiğine inandığı zamanda da, kifayetsiz kalmış, tükenmiş ömrünü kucağında bulduğunda, “ben ne ettim, ne boş şey uğruna tükettim hayatımı” diye, ondan hiç düşünmedi. Finalini okuyunca anlayacaksınız ne demek istediğimi.

Çünkü onun seçimi tamamen kendi inisiyatifiyleydi. Yoksa onca fırsatı kaçırmaz, işinin dışında var olduğunu düşündüğü hayata bir yerlerinden katılırdı. Yapmadı ama. Oysa Celine’nin Bardamu’su, Gecenin Sonuna Yolculuk’ta bunu yapar. Üstelik kendi arzusuyla yazılmıştır askere o da. Ama çok çabuk fark eder ne menem bir pisliğin içine düştüğünü. Öylesine tutunur ki hayata, bir asker arkadaşının Almanlara esir olmayla alakalı planlarını en büyülü edebi eseri dinler gibi dinler. Fark işte, biri gönüllü asker diğeri eğitimli subay.

Bir kısır döngünün içinde kısır kalmış hayatını yaşarken Drogo, bunun acısını içinde hisseden okur, bunun bir seçim olduğunu da aklının bir köşesinde hep tutmalı bence. Zira hayat, anı seçmekle alakalıdır çoğunlukla. Uygun anda uygun hareketi yapamazsan başaramazsın. Erken davranırsın, yenilirsin. Geç kalırsın, zaten yenilmişsindir. Drogo yanlış yaptı. Hem erken davrandı hem geç kaldı. Hem kaybetti. Hem kaybettirdi. Ya da söylenebilir ki, insanın hayatı yaptığı hatalarla örülüdür. Bazıları anlıktır, bir daha yaşanmamak üzere mazide kalır. Düzeltilemez. Bazılarıysa düzeltmek için bir fırsat verir. İşte bu fırsatı kaçırmamak gerekir.

Dino Buzzati’nin bu şaheserini okuma listenize alın derim. Celine diyecek lafım yok zaten. O çoktan olmalı listenizde. Hani şu "Gecenin Sonuna Yolculuk" canım.

Nina 
12 Tem 2016 · Kitabı okudu · 13 günde · Beğendi · 10/10 puan

Bu kitabın son sayfalarına geldiğim zaman bana Pablo Nerudo’nun şiirini aklıma getirdi. Tarif edecek daha iyi kelimeler bulamazdım bundan dolayı yazmayı düşündüğüm incelememden vazgeçtim.

Yavaş yavaş ölürler

Yavaş yavaş ölürler
Seyahat etmeyenler.
Yavaş yavaş ölürler
Okumayanlar, müzik dinlemeyenler,
Vicdanlarında hoşgörüyü barındıramayanlar.

Yavaş yavaş ölürler
Alışkanlıklarına esir olanlar,
Her gün aynı yolları yürüyenler,
Ufuklarını genişletmeyen ve değiştirmeyenler,
Elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile
girmeyenler,
Bir yabancı ile konuşmayanlar.

Yavaş yavaş ölürler
Heyecanlardan kaçınanlar,
Tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyı
görmek istemekten kaçınanlar.

Yavaş yavaş ölürler
Aşkta veya işte bedbaht olup yön değiştirmeyenler,
Rüyalarını gerçekleştirmek için risk almayanlar,
Hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin dışına
çıkmamış olanlar.

Umut ve beklemek, bu iki kelime romanı özetler. Düşüncelerimi yazdığım zaman romanı anlatmış olacağım. Okurken belli bir kesimde durağanlaşmış gibi olan roman aslında umut etmenin ve beklemenin en güzel trajik bir şekilde anlatımına sahip. Vaz geçmek için ellerine fırsatlar geçen bir sürü subayın bir şekilde kuzeyden gelecek bir savaş ihtimaline karşı umutlanmaları ve bu umut üzerine beklemeleri ile geçmekte. Düşündüğümde genç teğmenin ve diğer subayların varoluş maksadına dönen görev yaptıkları kale bir nevi onların hapishanesi oluyor, zorla değil kendi istekleriyle kaldıkları. Aslında bir çoğumuzun yaşantısı da böyle ya, öyle olduğunu anlatacak ve kanıtlayacak derman hissetmiyorum kendimde. Tıpkı roman kahramanı Drago'nun yıllarca bekleyip te en son ayağına geldiği savaşın başlamak üzere olduğunu bilip te rahatsızlığı sebebiyle kaleden gönderilip yolda bir handa ölümünü beklediği gibi...Tavsiye ederim, sıkılma ihtimalinizde vardır, demedi demeyin.

Ayşe Y. 
07 Haz 00:47 · Kitabı okudu · 2 günde · Puan vermedi

Dino Buzzati'nin "Tatar Çölü" adlı romanı, subay çıkan Giovanni Drogo'nun ilk atandığı yer olan Bastiani Kalesi'ne gitmek üzere "bir eylül sabahı" kenti "terk etmesiyle" açılıyor. İyi kurgulanmış metinlerde manasız tek bir kelimeye bile rastlayamazsınız, her kelimenin hatta noktalama işaretlerinin dahi hizmet ettiği bir bütünlük mevcuttur. Bu manada "Tatar Çölü" romanı aslında daha ilk cümlesinden söyleyeceğini söylemeye başlıyor. Evin ve yaşanılan kentin bir eylül sabahı terk edilmesi bize sonbaharı, ayrılığı, dolayısıyla hüznü çağrıştırdığı gibi "terk etmek" fiilinin seçilmesi de Drogo'nun eski yaşamını geride bıraktığını ve yaşamının artık bambaşka bir mecrada akacağını haber veriyor. Drogo, ilk görev yerine büyük bir heyecan içinde giderken yolun zannettiğinden çok daha uzun ve zorlu olması ve gittiği kalenin hiç de hayal ettiği gibi görkemli olmaması karşısında ilk hayal kırıklığını da yaşamış oluyor. Ve her cümle bize Bastiani Kalesi'nin romanda bir kaleden öte anlamlar kastettiğini hissettiriyor. Drogo, kaleye ilk geldiği zaman ayrılmayı düşünüyor, ama üstlerinin tavsiyelerini dinleyerek bir süre kalıp öyle ayrılmaya karar veriyor. Fakat geçen zaman, insanın kanına işleyen alışkanlıklar ve hayatın monoton ritmi Drogo'nun zihninde Bastiani Kalesi'ni aşılamaz bir "hapishaneye" dönüştürüyor ve başlangıçta gitmek niyetinde olduğu kale'si içinden çıkamadığı, çıktığında geri dönmek için sabırsızlandığı bir mekan haline geliyor.Romanın bende neler uyandırdığına gelince: Ömrümüz aslında hep bir şeyleri beklemekle geçiyor, taa çocukluk yıllarımızdan itibaren mutlulukları beklemeye şartlandırılıyoruz adeta. Ânı fark etmek, ânın tadını çıkarmak yerine hep belirsiz olan bir şeyleri bekliyoruz ve mutluluğun o beklenilen şey gerçeklestiginde yaşanılacağına inanıyor, bu şekilde kendimizi teselli ediyoruz. Oysaki zamanımız sınırlı ve geçen her saniye aleyhimize işliyor, hayat kaçıyor, yaşanmadan yaşanamadan, bekleyerek geçip gidiyor. Buzzati, Tatar Çölü romanında metaforik bir anlatımı tercih ediyor. İnsanın hayatta heyecanını yitirmesiyle birlikte sıradanlaşan, monotonlaşan, birbirinin aynı haline gelen günlerinin onu nasıl yavaş yavaş tükettiğini, ruhunu nasıl boşalttığını anlatıyor bize. İnsana, insanlığa bir uyarı yapıyor aslında. Monotonluk bir zehir gibi girer insanın kanına. İnsan rahatlığa, alışkanlıklığa esir düştüğünde bu durum onun içine kapanıp kaldığı bir kaleye dönüşür adeta. Aslında bu kalenin surlarını aşmak başlangıçta kolay gibi görünür, ama zaman geçtikçe insan daha da gömülür kendi kalesine ve sonunda içinden çıkamaz hale gelir. Buzzati, insan ruhunu iyi tanıyan bir yazar ve romanıyla bizleri alışkanlık tuzağına düsmememiz konusunda nazik bir şekilde uyarıyor. Etrafımızda bizi bundan alıkoyan onca engel varken hayatın anlamını keşfedip kendimizi aşmak, beklemek yerine faaliyete geçip şartları değiştirmek hiç kolay değil. Ama her şeye rağmen harekete geçmek ve makus talihimizi aşmak "bizim elimizde" yeter ki bu farkındalıkla yaşamayı öğrenelim.

Mehmet Y. 
10 Haz 15:37 · Kitabı okudu · 3 günde · 8/10 puan

Belki bu romana 'Boşa Geçen Ömür' adı verilebilirdi. Çünkü Buzzati, adeta ne olduğu bile bilinmeyen bir bekleyişe teslim edilen ve beyhude geçen bir ömrü anlatmış. On sene boyunca bir mahalle/köy okulunda çalışmıştım. Genç teğmen Giovanni Drogo'nun hislerini bu nedenle çok iyi anlayabiliyorum. Evet, kısa süre içinde oradan ayrılacağımı düşünüyordum ama bir türlü tayinim çıkmıyordu. Sonra oraya alışıyorsunuz ve hatta tuhaf bir şekilde 'acaba başka bir yerde yapabilir miyim?' demeye başlıyorsunuz. Genç teğmen Drogo da başka hayatlardan izole olduğu ve tam 30 yılı bulan Bastiani Kalesi serüveninde benzer hisleri yaşıyor. Ve o yıllar boyunca kalenin hemen yanından başlayan Tatar Çölünden gelecek olan düşmanları bekliyor...

Okuru yormadan anlatabilen, sıradışı bir bekleme hikayesi idi...

insan_okur 
25 Ağu 18:33 · Kitabı okudu · 7 günde · 9/10 puan

Nasıl başlamalıyım ki ? Kitabı bitirdikten sonra acaba ben mi anlamadım yada bu roman Godot'yu Beklerken romanından mı esinlenmiş diye sordum kendime ? Godot nasıldı derseniz incelememe bakabilirsiniz ( #13392491 )

Tatar Çölü'nü okuyanların incelemelerine şöyle bir göz attım Metin T. ' nin incelemesini kopyala yapıştır yapasım geldi o derece aynı düşüncelerdeyim.

Bir subay hayal edin ilk görev yeri gözlerden uzak, evine hasret, ailesine ve sosyal yaşama uzak bir yer. Pardon pardon daha doğrusu bir memur, öğretmen olduğunuzu düşünün hani ilk uzağa atandığımızda gitmek için geldiğimizi söyleriz. 1 yıl bitsin, asalet alayım gideyim deriz. İşte böyle bir subay orduya atanıyor. Büyük bir kalede görevli bir asker. Kale'nın de yolunu zor buluyor. O kale öyle bir noktayı gözlüyor ki Tatar'ların yaşadığı ve onlara karşı yapılacak bir savaşın en kritik yeri o kale.

Devamlı o kale diyorum; o kalenin de bir yolu var ki parlak taşlardan oluşan ve bir çöl... Romanın ismini bu şekilde spoiler olarak vermiş oldum ya neyse...

Kalede yüzlerce asker var ve hepsi gitmek istiyor. Bizim subay da dediğim fikirde hemen kaçacak... Kaçmanın yollarını arıyor. Başlıyor kaçmak için çareler aramaya. Doktor raporu falan deniyor ama olmuyor, arkadaşları kumpas kuruyor, gizliden dilekçeler veriyor gidiyor ama o kalıyor. Velhasıl kelam aynı günümüzdeki hayatlar. Arkadan oyunlar çevirerek tayinler falan şahsen ben bunu çıkardım romandan.

Neyse romanın ana temasına gelelim mi ? Umut, sabır, alışmak ve beklemek. Godot gibi beklemek. O beklemek öylesine uzuyor ki artık bir 30 sene oluyor. O 30 senede yaşanan olaylar ise romanın içinde saklı kalsın. Öylesine beklemeye alışıyor ve artık varoluş sebebi olduğuna inanıyor.

Fazla spoiler daha vermeden biraz da üslupdan bahsedersek hiç yorucu değil, kelimeler sade, yalın, anlaşılır. Sadece okurken sıkılabilirsiniz; çünkü pek bir olay geçmediği için... Ama bu beklemeyi bile güzel bir dille sıkmadan anlatmış yazar, hatta sürükleyici...

Zamanı gelince bir nokta var arkdaşlar tam karar anı, o anlarınızı ertelerseniz belki başka bir yaşamı seçeceksiniz... Seçmediniz devam ettiniz yine farklı bir hayattasınız umut dolu... Umudun, sabrın bir kitabıydı sizlere de tavsiye ederim. Beklemenin de bir anlamı olduğunu anlatan bir eser. İyi okumalar diliyorum.

Birkaç yıl önce yazar Mehmet Eroğlu'nun dünyayı, Tatar Çölü'nü okuyanlar ve okumayanlar olarak ikiye ayırdığını söylediği röportajını okuduğumda, okuyanlar kısmında bulunduğum fakat bu güzel yoruma binaen yeteri kadar anlamamış olmalıyım diyerek tekrar okuduğum kitaptır.
Modern insanı didik didik eden bir başyapıttır benim nazarımda Tatar Çölü. Teğmen Drogo'nun etrafında dönen ve çöl ortasında yapayalnız bir kalede geçen roman,hergün Tatarlar saldıracak rivatiyle tüketilen zamanı ve başlı başına yalnızlığın unutulmuşluğun kıskacındaki insanın kendine yönelişini anlatır.
Zamanı bir hiç yerine harcayan insanlar yani bizler, Drogo'yu okudukça kendi zamansızlığımızdan, boş vakitlerimizden, saçma bahanelerimizden sıyrılıp Bastiani Kalesi gibi yalnızlık ve unutulmuşlukla donattığımız evlerimizden çıkıp hayata karışmayı deneyelim...

Erhan Kurupınar 
 04 Haz 11:33 · Kitabı okudu · 3 günde · Beğendi · 10/10 puan

Genç teğmen Drogo,Kuş uçmaz kervan geçmez bir sınır karakolu olan Bastiani kalesine atanır.Bu kalede geçen uzun yıllarını umutsuz bir hayal uğruna harcamaktadır.İnsanın varoluş sancılarını yansıtan sürükleyici ve etkileyici bir roman.Yalnızlık kavramını ele alırken insan doğasının çaresizliğini vurguluyor.

Merve Eyvaz 
02 Tem 22:13 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Bir yola çıkanlar, gidip de dönemeyenler, dönme fırsatı eline geçtiğinde de alışmak denen illete tutulup gidemeyenlerin kitabı bu... psikolojik bir roman, durağan bir kitap ama okumaya değer...

Ümit güder 
31 Eki 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

#kitapyorum
Bazı kitaplar vardır okuyan herkesin anladığı aynıdır , kendinizden birşeyler bulamadığınız başı sonu belli bir olay örgüsü içinde gelişen ,romantik ,aksiyon ,polisiye macera kitapları gibi .
Bazı kitaplar vardır herkesin olay örgüsü haricinde bir yerinden başka birşeyler yakaladığı ,bir yerinden kendi hayatından benzerlikler bulduğu ,Hah işte bu o tarz kitaplardan .
Biraz konu ; genç bir teğmen ilk görev ataması olarak kuş uçmaz kervan geçmez bir sınır kalesine atanır ,ilk başlarda hemen bir şekilde şehre tayinini yaptırıp ayrılmak ister ama üstleri 4 ay beklemesi sonra gitmesi tavsiyesine uyar ve bir şekilde kaleye saplanıp kalır .
Bu ilk bölüm ki arka kapakta da yazan kısım .
Burada bence anlatımsak istenen ; çoğu insanda görürüz hep birşeylerden şikayet ederler eşinden ,işinden ,yaşadığı yerden ,hayatında ki bazı şeylerden ama bir türlü o değişimi yapamazlar ki yazar bunun nedeninin " alışkanlıklarımızın " olduğunu vurguluyor .
İkinci bölüm ki esas iç acıtan kısmı ,genç teğmen tüm kaledekilerle birlikte sürekli kuzeyden çölden gelecek ama bir türlü gelmeyen Tatar saldırısını bekleyerek geçen ömürlerini anlatıyor .
Ki burada da yazar herkesin hayatlarında hep birşeyleri ( ya da birilerini , ya bir mutluluğu ,başarıyı,bu dünyaya boş yere mi geldim birşeylerin baş rol oyuncusu ,kahramanı olmayı vs ) bekleyen insanların dramını Zaman içinde umutlarının hayatları gibi tükenişini anlatıyor .
Tamam bu kadar değil tüm kitabı anlatmayalım ama bir de hayatın son kazığı da var .
Bir de benim ara sıra çiziktirdiğim iki satır var ki bu kitap için uygun düştü
- ey zavallılar
Hayatın ....edip bir kenara attıkları
Hala büyük bir umutla ,iyi birşeyler olasını mı bekliyorsunuz .
Bekleyin hiç gelmeyecek o günü .
Der ama herkesin bu kitabı okumasını isterim moralinizi bozsa da ....koyayım böyle hayatın deseniz bile

5 /

Kitaptan 83 Alıntı

H.Almes Ela 
15 Ağu 02:01 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Başlangıçta hep böyledir. Yeni gelenler kazanır. Herkes için durum aynıdır, insan gerçekten güçlü olduğunu zanneder ama bu yalnızca yeni gelmiş olmanın yarattığı bir durumdur, sonunda diğerleri de sisteminizi öğrenir ve günün birinde bakarsınız hiçbir şey yapamıyorsunuz.

Tatar Çölü, Dino BuzzatiTatar Çölü, Dino Buzzati

İnsanın, tek başına olduğu ve hiç kimseyle konuşamadığı zaman bir şeye inanması çok zordur.

Tatar Çölü, Dino Buzzati (Sayfa 193)Tatar Çölü, Dino Buzzati (Sayfa 193)
Soner 
13 Ara 2014 · Kitabı okudu · 7/10 puan

Dünle evvelsi gün birbirinden farksızdı, onları birbirinden ayırt edebilmesi olanaksızdı; üç gün önce olmuş bir şey de yirmi gün önce olmuş bir şey de sonuçta ona eskiden olup bitmiş bir şey olarak görünüyordu. Böylece, o ayırdına varmadan, zaman akıp gidiyordu.

Tatar Çölü, Dino Buzzati (Sayfa 73)Tatar Çölü, Dino Buzzati (Sayfa 73)
Samet Ç. 
04 Nis 19:49 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Yine de zaman geçiyordu; insanları hiç düşünmeden, dünyada gidip geliyor, güzel şeyleri solduruyor ve henüz adı bile konmamış yeni doğmuş bebekler de dahil olmak üzere hiç kimse onun elinden kurtulamıyordu.

Tatar Çölü, Dino Buzzati (Sayfa 203)Tatar Çölü, Dino Buzzati (Sayfa 203)
Ayşe Y. 
05 Haz 23:56 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Çok beklersin:))
"Önünde öyle çok zaman vardı ki. Yaşamdaki tüm güzel şeyler onu bekliyor gibiydi. Aceleye ne gerek vardı? Kadınları, o uzaktaki sevimli yaratıkları bile, yaşamın doğal akışının kendisine nasıl olsa bir gün sunacağı kesin bir mutluluk olarak görüyordu."

Tatar Çölü, Dino Buzzati (Sayfa 75)Tatar Çölü, Dino Buzzati (Sayfa 75)
Ayşe Y. 
06 Haz 17:32 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

"...yani dünyada herkes Giovanni Drogo'ya hiç aldırmaksızın yaşayıp duruyordu."

Tatar Çölü, Dino Buzzati (Sayfa 149)Tatar Çölü, Dino Buzzati (Sayfa 149)
Inci DERYA 
30 Eyl 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

"CƏSARƏTLİ OL, DROQO" . Və O, mübarizə aparmağı, təslim olmamağı, qorxunc fikrə gülməyi sınaqdan keçirtdi....... -

Tatar Çölü, Dino Buzzati (Sayfa 286 - kitap)Tatar Çölü, Dino Buzzati (Sayfa 286 - kitap)
Ayşe Y. 
05 Haz 21:18 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

Yalnızız!
"...hatta sadece kalede değil tüm bir dünyada tek bir insanoğlu kendisini düşünmeyecekti; herkesin kendi meşguliyeti vardı, herkes kendi kendine zor yetiyordu, hatta annesi bile, evet, belki de annesi bile şu anda başka şey düşünüyordu."

Tatar Çölü, Dino Buzzati (Sayfa 33)Tatar Çölü, Dino Buzzati (Sayfa 33)
Samet Ç. 
04 Nis 19:25 · Kitabı okudu · Puan vermedi

İnsanların her zaman birbirlerinden uzakta olduklarını fark etti. Birisi acı çektiğinde, acı sadece kendisine ait oluyor, hiç kimse o acıyı birazcık olsun dindiremiyordu.

Tatar Çölü, Dino Buzzati (Sayfa 193)Tatar Çölü, Dino Buzzati (Sayfa 193)