1000Kitap Logosu
Tatar Çölü
Tatar Çölü
Tatar Çölü

Tatar Çölü

OKUYACAKLARIMA EKLE
8.5
2.279 Kişi
6bin
Okunma
1.987
Beğeni
52,2bin
Gösterim
232 sayfa · 
 Tahmini okuma süresi: 6 sa. 34 dk.
Basım
Türkçe · Türkiye · İletişim Yayınevi · Kasım 2018 · Karton kapak · 9789754701258
Orijinal adı
Il Deserto Dei Tartari
Diğer baskılar
Tatar Çölü
Tatar Çölü
Tatar Çölü
Tatar Çölü
Tatar Çölü
The Tartar Steppe
Tatar Çölü, 2. Dünya Savaşı sonrasında parlayan modern İtalyan edebiyatının ilk ve en usta ürünlerinden biri, çağdaş dünya edebiyatında da önemli yer edinmiş bir eser. Genç ve hevesli bir teğmenin, ilk görev yerini çevreleyen uçsuz bucaksız çölle "savaşı". Çöl, hem teğmenin muhtaç olduğu düşmanı ondan esirger hem bizzat "düşman"ın yerini tutar, hem de gizemli, tarifsiz varlığıyla genç teğmeni cezbeder. Gerçek dışı, soyut bir mekanda, zamanda, zeminde, olaysızlığın ortasında insana ilişkin en can alıcı sorular...
5 mağazanın 4 ürününün ortalama fiyatı: ₺24,98
8.5
10 üzerinden
2.279 Puan · 570 İnceleme
Semih
Tatar Çölü'ü inceledi.
232 syf.
·
13 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Tatar Çölü, yalnızlığın, yanlış tercihlerin, alışmanın, vazgeçememenin, beklemenin, umut etmenin, acı çekmenin, özlemenin, yaşamın, ölümün kitabı... Kısacası insan hayatı içerisinde yer alan en gerçek duyguların kitabı. Yalnızlık ömür boyudur. İnsan ne kadar büyük kalabalıklar içerisinde bulunursa bulunsun yalnızdır. Ne yaparsa yapsın bu uçsuz bucaksız yalnızlık hissini, yüreğindeki o kocaman boşluğu söküp atamaz. Bir yakınımız öldüğünde, en yakın arkadaşımızla kavga ettiğimizde, sevgilimizden ayrıldığımızda o yalnızlık hissini en derin şekilde yaşarız. Çünkü beklemediğimiz ve hiç ummadığımız bir durumla karşı karşıya kalmışızdır. İşte o an yüreğimizin sesini dinlediğimizde ne kadar yalnız olduğumuzun farkına varırız. Ve hiç kimse bu yalnızlık hissimize gelip de çare olamaz. Çünkü acı çektiğimizde o acımız sadece kendimize aittir. Bize özeldir. O acıyı birazcık olsun dindirmemiz, acımızdan bir parça olsun alıp başkasına vermemiz mümkün değildir. Kurulacak hiçbir cümle veya söylenecek söz acımızı dindirmeye, yaralarımıza merhem olmaya yetmez. İşte o zaman anlarız ki, yalnızızdır, hem de yapayalnız... Yalnızlığımızın içerisinde hep bir bekleyiş, hep bir umut ediş vardır. Bir gün, yıllar boyunca beklediğimiz ve olmasını hayal ettiğimiz şeyler olacak diye bekleriz. O kutlu günü iple çekeriz. Geleceğin bizim için çok daha güzel bir hayat hazırladığını umut ederiz. Hatta bütün hayatımızı belki de o beklediğimiz gaye uğrunda gözümüzü kırpmadan harcarız. Yıllarımızı, senelerimizi o kutlu gün için feda ederiz. O gün geldiğinde bütün çabalarımızın ve emeklerimizin karşılığını bulacağını ve o günden sonra çok daha güzel bir hayata sahip olacağımızı umut ederiz. Peki ya o beklediğimiz kutlu gün hiç gelmezse? Daha doğrusu kitaptaki soruyu direkt sorayım: "Ya, gayet sıradan bir yazgıya sahip sıradan biri olarak yaratılmışsak?” İşte Tatar Çölü, böyle yoğun ve gerçekçi bir şekilde yalnızlık hissi ile bekleme hissini okura geçirebilen bir kitap. Yazarın oldukça hüzünlü ve efsunlu bir dili var. Sanki en basit cümleleri bile kurarken arka fonda hüzünlü bir müzik çalıyormuş gibi hissediyorsunuz. İnsanın yalnızlığını ve hayal kırıklıklarını anlatırken yalnızlığı ve hayal kırıklığını tam yüreğinizde hissediyorsunuz. Bir anda hüzünleniyorsunuz. Yüreğiniz daralıyor. Kitabın kahramanı olan Giovanni Drogo'ya elinizi uzatıp kitaptan çıkarmak istiyorsunuz. İşte bu kitap, yukarıda da yazdığım gibi, hayatı, yalnızlığınızı, alışkanlıklarınızı, beklentilerinizi, değerlerinizi, her şeyinizi sorgulatıyor. Tatar Çölü Giovanni Drogo'nun otuz yılını anlatan bir roman. Romandaki mekanlar, şehir ve Bastiani Kalesi. Kalenin kuzeyi çöl, Tatar çölü. Issızlığın ortasında yıllarını harcayan ve umutla bir şeylerin olmasını bekleyen binlerce asker... Sadece bu paragraf bile kitabın konusunu tasvir etmeye yeterli aslında. Ama biraz daha derinleştirmekte fayda var. Giovanni Drogo, askeriyeden ilk görev yeri olarak kuzeyinde ıssız Tatar çölü bulunan Bastiani Kalesi'ne atanan bir subaydır. Drogo'nun Bastiani Kalesi’ne gidişi ile roman başlar. Kahramanımız, burada kalmak istemese bile zamanla alışkanlıkların ve rahatlığının etkisi ile kalede yıllarca kalmaya karar verir. Bu karar onun hayatındaki en önemli ve bütün hayatını etkileyen karar niteliğindedir. Aslında Drogo başlangıçta hemen geri dönmek ister ancak hastalık gerekçesiyle gitmenin mesleğine zarar vermesinden çekinerek dört ay kaldıktan sonra gitmesinin uygun olduğuna karar verir. Bu karardan sonra, kale bir takıntı, beklenen serüvenin gerçekleşeceğine inanılan yer, umut, kahramanca bir yazgının beklentisini körükleyen yer haline gelir. Bastiani kalesi artık Drogo'nun gitme gücünü elinden almıştır. Nasıl mı? Drogo zamanla kaleye alışır ve buradaki rahatlığından vazgeçemez. Zamanla Tatar çölüne olan tutkusu ve çölün derinliklerinden geleceğine inandığı kahraman yazgısı onu şehir yaşantısından daha çok cezbetmeye başlar. Kısacası kaleye alışır ve bu alışkanlık Drogo'nun yaşamında birçok şeyden vazgeçmesine sebep olur. Sonuçta tercih Drogo'nun tercihidir ve kalede kalma tercihi Drogo'yu hayallerinden oldukça uzak bir yere götürür ve arkasından kapıyı kilitler. Artık Drogo alışkanlıklarının ve umutlarının kölesi olmuştur. Aslında Drogo'nun Bastiani Kalesi'ne ilk gittiği zamanlarda kale ile ilgili kurduğu şu cümle her şeyi açıklıyor: "Burada her şey bir feragati andırıyordu; ama ne uğruna, hangi gizemli şey uğruna bir feragatti bu?" Yine kitabın içerisinde yer alan ve Drogo'nun tercihini en iyi özetleyen cümlelerden birisi de şu cümledir: "Belirli bir zamanda, arkamızda bir kapı kapanır ve bir şimşek hızıyla kilitlenir; geri dönecek zaman kalmamıştır." Son olarak, hayatımızda değişiklik yapmaktan ve alışkanlıklarımızdan vazgeçmekten korkmamalıyız. Bu hayat bizim hayatımız ve alışkanlıklarımızın veya kararlarımızın kölesi olmamalıyız.Çünkü alışkanlıklarımız ve geri dönemediğimiz kararlarımız, biz fark etmeden öylesine büyür ve vazgeçilmez olur ki, bir gün bir bakmışız hayatımızın sonuna gelmişiz ve elimizde hiçbir şey yok... "Bir sayfa, böylece, yavaşça çevrildi ve tüketilmiş günlere eklenerek öbür tarafa geçti, şimdilik biriken sayfalar ince bir cilt oluşturmakta ama buna karşılık kalan sayfalar bitmek bilmez bir hacim sunmaktadır. Ama yine de biten bir sayfadır, teğmenim, yani yaşamın bir parçası."
Tatar Çölü
8.5/10
· 6bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
45
337
AkilliBidik
Tatar Çölü'ü inceledi.
205 syf.
·
3 günde
·
Beğendi
·
8/10 puan
Eylemsizliğe yenilmek
Neden yaşarız? Hayattan ne bekleriz? Kaderimiz mi bizi, yoksa biz mi kaderimizi yönetiriz? Bu ağır ilerleyen etkileyici psikolojik romanında okuruna derin sorular sorduruyor Dino Buzzati. Ve sıklıkla yaşadığımız tüm gönülsüz kabullenişlerimizi, yanı sıra özellikle askerlik mesleğini, yine aynı çarpıcılıkta, müthiş hicvediyor. Genç ve umut dolu subay Giovanni Drago’nun; sapa bir yerde, Tatar Çölü sınırındaki Bostiani kalesinde geçen sıkıcı ömrünü, kahramanının ağzından aktarıyor okuyucusuna. İlk gördüğünde duyduğu hayal kırıklığı ile hemen geri dönmek istediği, komutanının emri nedeniyle ile sadece 4 ay kalmayı zorla kabul ettiği bu sapa, bakımsız, sıkıcı kale nasıl Drago’nun tüm hayatının merkezi olur, bunu anlatıyor. Umut dolu, gencecik bir adam nasıl ürkek, bezgin, kaderci birine dönüşebilir; adım adım paylaşıyor. Çoğumuzun aşina olduğu depresif bir ruh halini mükemmel betimliyor. Kahraman olma hayalleri kuran genç Drago bu sıkıcı kaleye vardıktan sonra her geçen gün ortamın düzenine daha çok alışır, alışkanlıklarla çevrelendikçe hayallerinden uzaklaşır, hayallerinden uzaklaştıkça değişik bir şeyler yapma arzusunu ve enerjisini kaybeder. Hedeflerinden vazgeçtiğini kendine hiçbir zaman itiraf etmez o; yapacaktır; ancak yarın, ya da haftaya, ya da sonraki aya, bir sonraki yıla… Karar vermemenin getirdiği rahatlığa, şimdinin çok kullanılan terimi ile “konfor alanı”na yürekten bağlanır. Aslında farkındalığı yüksektir; eşi, dostu, arkadaşları ile karşılaştırdığında hayatının boşluğunu, ellerinden kayıp gittiğini duyumsar. Öte yandan kendi hayatının direksiyonuna geçebilmesi için gereken o ilk adımı atamaz bir türlü; sürekli, ama sürekli öteler. O, bu sarmalın içinde yılları tüketirken, Buzzati çoğumuzun benzerlerini yaşadığımız ve vazgeçilmez addettiğimiz rutinleri çarpıcı şekilde sorgulatır okuyucusuna. İstemediğiniz bir bölümde okuyor ve mezun olunca farklı bir iş mi yapmak istiyorsunuz? Sevmediğiniz ve bir gün mutlaka değiştirmeye kendinize söz verdiğiniz bir mesleğiniz mi var? Ya da mutlu olmadığınız ve uygun zamanı bulduğunuzda ayrılmayı planladığınız bir eşiniz? İçinde boğulduğunuz gelenekleriniz? Tutkusunu yitirmiş bir hayatınız? Buzzati bize acımasızca gösteriyor ki, ilk adımı bugün atmazsak ileride atmamız çok ama çok daha zor olacak. Alışkanlıklar, yeni bağlılıklar ve bilineni yaşamanın verdiği o sıcacık rahatlık bizi bir kıskaç gibi sarmalayacak. “Alışkanlıkların uyuşukluğu” diyor buna Drago… Ve askerlik… Asla kimsenin geçmeyeceği bir boğazı korumak için kuş uçmaz, kervan geçmez bir kaleye tıkılan yüzlerce genç adam. Kahraman olma hayalleri ile gelmişken, hiçbir gereği olmayan ve yönetmeliklerde yazdığı için yapılan bir dolu gereksiz faaliyet; bomboş arazi kenarında tutulan nöbetler, nöbet değişim törenleri, silah as/indir, bayrak çek/indir, selam dur, sıraya gir, parola ezberle, parolayı bilmeyen arkadaşını düşman olmadığını bile bile vur ve uygun adım marş marş marş… Kahramanımızın sözleri ile “savaş olmasını bekleyen, bunun için uygun fırsat kollayan ama hiçbir şey olmadığı için talihine küsen” bir dolu insan. 1906 doğumlu, iki savaşı da yaşamış, İkinci Dünya Savaşı’nda faşist İtalya’nın askerlerinden biri olarak gönülsüzce görev yapan yazarımızın gözü ile askerlik mesleğine içeriden bir bakış… Çarpıcı bir üslubu var Buzzati’nin; Franz Kafka’dan çok etkilendiği belli. Kafka gibi, inanılmaz ağır tempoda ilerleyen ve tümüyle kahramanının iç dünyasına odaklanan yazım tarzını ben çok beğendim. Hatta, eylemsizliğine yenilmiş insanları temsilen Drago’nun bu hikayesini, Samuel Beckett’in “Godot'yu Beklerken”ine, Yaşar Kemal’imizin “Tek Kanatlı Bir Kuş”una da benzettim. Bu tarzı seviyorsanız, kaçırmayın derim.
Tatar Çölü
8.5/10
· 6bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
6
32
Metin T.
Tatar Çölü'ü inceledi.
232 syf.
Ben bir eseri okuduğumda, eğer o eser güzelse etkisinden kolay kolay çıkamam. Zaten etkisinde kalmadığım esere de güzel demem. Döner döner okurum çarpıcı yerlerini. Bu okumalarımda bir de bakarım ki, bir yığın çarpıcı şey varmış ve ben onları kaçırmışım. Esere başlamadan önce ne önsöz okurum ne de hakkında yazılmış şeyleri. Anlamak için kendime şans vermek isterim. Öyle olmazsa insan kendi okumasını asla yapamaz, diye düşünürüm. Tatar Çölü’nü okuduğumda da öyle oldu işte. Döndüm okudum, okudum düşündüm. Sonra, bakalım ne demiş el alem diye, diğer okurların, eleştirmenlerin yazılarını okudum. Yalnızlığın kitabı diyorlardı, evet öyleydi. Kaderden kaçılmayacağını söylüyorlardı, evet o da vardı. Umut ve beklemek de vardı. Bunların hepsi vardı evet. Eğer Drogo bir subay olmasaydı bunlarla yetinebilirdim. Bir öğretmen olsaydı ya da bir yazar. Oysa bir subaydı o. Tüm eğitimini olacak bir savaş üstüne kurmuş bir askerdi. Hayatını anlamlandıran şey, savaş denilen ve her gün yaşayamayacağımız bir anomaliydi. Beklentisi, kendisi öyle sanmasa da, uzak bir geleceğe programlanmıştı. Mesleki beklentisi hayat beklentisine dönüşmüş bir anomaliye evrilmiş bir insan. Bir öğretmen olsaydı eğer, bir sonraki dersi bekleyecekti. Mesleğiyle hayatı bir noktadan sonra ayrışacaktı. Mesleği dışında da bir hayatı olacaktı. Ya da bir yazar olsaydı, hep anı yaşayacaktı. Hayatını gözlemle, gözlemini yansıtmak için yazdıklarını düzeltmekle geçecekti. Benim okumama göre Drogo kendi seçimini yaşadı. Uzak geleceğin belirdiği, hayata geçtiğine inandığı zamanda da, kifayetsiz kalmış, tükenmiş ömrünü kucağında bulduğunda, “ben ne ettim, ne boş şey uğruna tükettim hayatımı” diye, ondan hiç düşünmedi. Finalini okuyunca anlayacaksınız ne demek istediğimi. Çünkü onun seçimi tamamen kendi inisiyatifiyleydi. Yoksa onca fırsatı kaçırmaz, işinin dışında var olduğunu düşündüğü hayata bir yerlerinden katılırdı. Yapmadı ama. Oysa Celine’nin Bardamu’su, Gecenin Sonuna Yolculuk’ta bunu yapar. Üstelik kendi arzusuyla yazılmıştır askere o da. Ama çok çabuk fark eder ne menem bir pisliğin içine düştüğünü. Öylesine tutunur ki hayata, bir asker arkadaşının Almanlara esir olmayla alakalı planlarını en büyülü edebi eseri dinler gibi dinler. Fark işte, biri gönüllü asker diğeri eğitimli subay. Bir kısır döngünün içinde kısır kalmış hayatını yaşarken Drogo, bunun acısını içinde hisseden okur, bunun bir seçim olduğunu da aklının bir köşesinde hep tutmalı bence. Zira hayat, anı seçmekle alakalıdır çoğunlukla. Uygun anda uygun hareketi yapamazsan başaramazsın. Erken davranırsın, yenilirsin. Geç kalırsın, zaten yenilmişsindir. Drogo yanlış yaptı. Hem erken davrandı hem geç kaldı. Hem kaybetti. Hem kaybettirdi. Ya da söylenebilir ki, insanın hayatı yaptığı hatalarla örülüdür. Bazıları anlıktır, bir daha yaşanmamak üzere mazide kalır. Düzeltilemez. Bazılarıysa düzeltmek için bir fırsat verir. İşte bu fırsatı kaçırmamak gerekir. Dino Buzzati’nin bu şaheserini okuma listenize alın derim. Celine diyecek lafım yok zaten. O çoktan olmalı listenizde. Hani şu "Gecenin Sonuna Yolculuk" canım.
Tatar Çölü
8.5/10
· 6bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
31
409
Sultan
Tatar Çölü'ü inceledi.
232 syf.
·
3 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Kitaplığımda o kadar uzun bir zaman bekledi ki artık unutmuştum Tatar Çölü’nü (kitaplıkta yer yok ve ben bile kayboluyorum :D). Sonunda okumaya fırsat bulabildim. İstanbul’dan Ordu’ya gelirken güzel bir yolculuk da oldu bu canım kitapla. Beklentimi yüksek de tutmadım çünkü çok arada bir kitap olduğunu duymuştum ve biraz da kaygılıydım. Ama tam tersine benden tam not aldı Tatar Çölü. Sürekli bir bekleyiş ve patlama anını kolladığımız kitapları çok seviyorum ve bu da öyle bir eserdi. Neden-sonuç ilişkisi aramadan sadece okuma akışına kapılarak verim aldığım bir yolculuktu bu. Yalnızlığın odak noktası ve insan hayatının her anını anlatan derin bir kitap. Genç bir teğmen üzerinden dönen bu kurguda özellikle beklemenin ne demek olduğunu anlamak çok zor değil. Umutlanmak, kaygılanmak, endişeler ve durgunluklar arasında gidip gelmek bu kadar güzel anlatılabilirdi. Tayininin çıktığı yerin çok ıssız olması ve burada yaşayan askerlerin de gidemediğini gören Drogo çok değişik bir ruh haline girer ama komuta merkezinin arkasında kalan çölün cazibesine o da kapılır. Çöl hem düşmanın olduğu yer hem de o düşmanın gelmediği bir yer; gizemli ve çekici. Askerlerin neden oradan kopamadığını anlamış oluyoruz böylece; bir savaş beklentisi tüm benliklerini sarmış. Gençlik, yaşlılık ve ölüm üzerindeki o hayat çizgisinin anlatılış şekline kalbimi ve ruhumu verdim ve Drogo ile beraber yüreğim sancılandı. Ruhunuz daralıyor ama elinizden de bırakamıyorsunuz bu kitabı. Çünkü çöl beni bile çekti; bir beklenti ve umut içinde kayboldum ben de. O askerler gibi dürbünlerle yoldaş oldum. Zamanın ve mekanın hiçbir öneminin olmadığı ve içime işleyen bu kitaba bayıldım! Yabancılaşmak ve var olmanın farkındalığı gibi konulara ilginiz varsa özellikle mutlaka okuyun derim.
Tatar Çölü
8.5/10
· 6bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
23