Tatar Çölü

8,6/10  (153 Oy) · 
290 okunma  · 
122 beğeni  · 
3.323 gösterim
Tatar Çölü, 2. Dünya Savaşı sonrasında parlayan modern İtalyan edebiyatının ilk ve en usta ürünlerinden biri, çağdaş dünya edebiyatında da önemli yer edinmiş bir eser. Genç ve hevesli bir teğmenin, ilk görev yerini çevreleyen uçsuz bucaksız çölle "savaşı". Çöl, hem teğmenin muhtaç olduğu düşmanı ondan esirger hem bizzat "düşman"ın yerini tutar, hem de gizemli, tarifsiz varlığıyla genç teğmeni cezbeder. Gerçek dışı, soyut bir mekanda, zamanda, zeminde, olaysızlığın ortasında insana ilişkin en can alıcı sorular...
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Nisan 2012
  • Sayfa Sayısı:
    232
  • ISBN:
    9789754701258
  • Orijinal Adı:
    Il Deserto Dei Tartari
  • Çeviri:
    Hülya Uğur Tanrıöver
  • Yayınevi:
    İletişim Yayınevi
  • Kitabın Türü:

Ben bir eseri okuduğumda, eğer o eser güzelse etkisinden kolay kolay çıkamam. Zaten etkisinde kalmadığım esere de güzel demem. Döner döner okurum çarpıcı yerlerini. Bu okumalarımda bir de bakarım ki, bir yığın çarpıcı şey varmış ve ben onları kaçırmışım. Esere başlamadan önce ne önsöz okurum ne de hakkında yazılmış şeyleri. Anlamak için kendime şans vermek isterim. Öyle olmazsa insan kendi okumasını asla yapamaz, diye düşünürüm.

Tatar Çölü’nü okuduğumda da öyle oldu işte. Döndüm okudum, okudum düşündüm. Sonra, bakalım ne demiş el alem diye, diğer okurların, eleştirmenlerin yazılarını okudum. Yalnızlığın kitabı diyorlardı, evet öyleydi. Kaderden kaçılmayacağını söylüyorlardı, evet o da vardı. Umut ve beklemek de vardı. Bunların hepsi vardı evet. Eğer Drogo bir subay olmasaydı bunlarla yetinebilirdim. Bir öğretmen olsaydı ya da bir yazar.

Oysa bir subaydı o. Tüm eğitimini olacak bir savaş üstüne kurmuş bir askerdi. Hayatını anlamlandıran şey, savaş denilen ve her gün yaşayamayacağımız bir anomaliydi. Beklentisi, kendisi öyle sanmasa da, uzak bir geleceğe programlanmıştı. Mesleki beklentisi hayat beklentisine dönüşmüş bir anomaliye evrilmiş bir insan. Bir öğretmen olsaydı eğer, bir sonraki dersi bekleyecekti. Mesleğiyle hayatı bir noktadan sonra ayrışacaktı. Mesleği dışında da bir hayatı olacaktı. Ya da bir yazar olsaydı, hep anı yaşayacaktı. Hayatını gözlemle, gözlemini yansıtmak için yazdıklarını düzeltmekle geçecekti.

Benim okumama göre Drogo kendi seçimini yaşadı. Uzak geleceğin belirdiği, hayata geçtiğine inandığı zamanda da, kifayetsiz kalmış, tükenmiş ömrünü kucağında bulduğunda, “ben ne ettim, ne boş şey uğruna tükettim hayatımı” diye, ondan hiç düşünmedi. Finalini okuyunca anlayacaksınız ne demek istediğimi.

Çünkü onun seçimi tamamen kendi inisiyatifiyleydi. Yoksa onca fırsatı kaçırmaz, işinin dışında var olduğunu düşündüğü hayata bir yerlerinden katılırdı. Yapmadı ama. Oysa Celine’nin Bardamu’su, Gecenin Sonuna Yolculuk’ta bunu yapar. Üstelik kendi arzusuyla yazılmıştır askere o da. Ama çok çabuk fark eder ne menem bir pisliğin içine düştüğünü. Öylesine tutunur ki hayata, bir asker arkadaşının Almanlara esir olmayla alakalı planlarını en büyülü edebi eseri dinler gibi dinler. Fark işte, biri gönüllü asker diğeri eğitimli subay.

Bir kısır döngünün içinde kısır kalmış hayatını yaşarken Drogo, bunun acısını içinde hisseden okur, bunun bir seçim olduğunu da aklının bir köşesinde hep tutmalı bence. Zira hayat, anı seçmekle alakalıdır çoğunlukla. Uygun anda uygun hareketi yapamazsan başaramazsın. Erken davranırsın, yenilirsin. Geç kalırsın, zaten yenilmişsindir. Drogo yanlış yaptı. Hem erken davrandı hem geç kaldı. Hem kaybetti. Hem kaybettirdi. Ya da söylenebilir ki, insanın hayatı yaptığı hatalarla örülüdür. Bazıları anlıktır, bir daha yaşanmamak üzere mazide kalır. Düzeltilemez. Bazılarıysa düzeltmek için bir fırsat verir. İşte bu fırsatı kaçırmamak gerekir.

Dino Buzzati’nin bu şaheserini okuma listenize alın derim. Celine diyecek lafım yok zaten. O çoktan olmalı listenizde. Hani şu "Gecenin Sonuna Yolculuk" canım.

Nina 
12 Tem 2016 · Kitabı okudu · 13 günde · Beğendi · 10/10 puan

Bu kitabın son sayfalarına geldiğim zaman bana Pablo Nerudo’nun şiirini aklıma getirdi. Tarif edecek daha iyi kelimeler bulamazdım bundan dolayı yazmayı düşündüğüm incelememden vazgeçtim.

Yavaş yavaş ölürler

Yavaş yavaş ölürler
Seyahat etmeyenler.
Yavaş yavaş ölürler
Okumayanlar, müzik dinlemeyenler,
Vicdanlarında hoşgörüyü barındıramayanlar.

Yavaş yavaş ölürler
Alışkanlıklarına esir olanlar,
Her gün aynı yolları yürüyenler,
Ufuklarını genişletmeyen ve değiştirmeyenler,
Elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile
girmeyenler,
Bir yabancı ile konuşmayanlar.

Yavaş yavaş ölürler
Heyecanlardan kaçınanlar,
Tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyı
görmek istemekten kaçınanlar.

Yavaş yavaş ölürler
Aşkta veya işte bedbaht olup yön değiştirmeyenler,
Rüyalarını gerçekleştirmek için risk almayanlar,
Hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin dışına
çıkmamış olanlar.

Tatar Çölü benzeri kitaplar

Ayşe Y. 
07 Haz 2017 · Kitabı okudu · 2 günde · Puan vermedi

Dino Buzzati'nin "Tatar Çölü" adlı romanı, subay çıkan Giovanni Drogo'nun ilk atandığı yer olan Bastiani Kalesi'ne gitmek üzere "bir eylül sabahı" kenti "terk etmesiyle" açılıyor. İyi kurgulanmış metinlerde manasız tek bir kelimeye bile rastlayamazsınız, her kelimenin hatta noktalama işaretlerinin dahi hizmet ettiği bir bütünlük mevcuttur. Bu manada "Tatar Çölü" romanı aslında daha ilk cümlesinden söyleyeceğini söylemeye başlıyor. Evin ve yaşanılan kentin bir eylül sabahı terk edilmesi bize sonbaharı, ayrılığı, dolayısıyla hüznü çağrıştırdığı gibi "terk etmek" fiilinin seçilmesi de Drogo'nun eski yaşamını geride bıraktığını ve yaşamının artık bambaşka bir mecrada akacağını haber veriyor. Drogo, ilk görev yerine büyük bir heyecan içinde giderken yolun zannettiğinden çok daha uzun ve zorlu olması ve gittiği kalenin hiç de hayal ettiği gibi görkemli olmaması karşısında ilk hayal kırıklığını da yaşamış oluyor. Ve her cümle bize Bastiani Kalesi'nin romanda bir kaleden öte anlamlar kastettiğini hissettiriyor. Drogo, kaleye ilk geldiği zaman ayrılmayı düşünüyor, ama üstlerinin tavsiyelerini dinleyerek bir süre kalıp öyle ayrılmaya karar veriyor. Fakat geçen zaman, insanın kanına işleyen alışkanlıklar ve hayatın monoton ritmi Drogo'nun zihninde Bastiani Kalesi'ni aşılamaz bir "hapishaneye" dönüştürüyor ve başlangıçta gitmek niyetinde olduğu kale'si içinden çıkamadığı, çıktığında geri dönmek için sabırsızlandığı bir mekan haline geliyor.Romanın bende neler uyandırdığına gelince: Ömrümüz aslında hep bir şeyleri beklemekle geçiyor, taa çocukluk yıllarımızdan itibaren mutlulukları beklemeye şartlandırılıyoruz adeta. Ânı fark etmek, ânın tadını çıkarmak yerine hep belirsiz olan bir şeyleri bekliyoruz ve mutluluğun o beklenilen şey gerçeklestiginde yaşanılacağına inanıyor, bu şekilde kendimizi teselli ediyoruz. Oysaki zamanımız sınırlı ve geçen her saniye aleyhimize işliyor, hayat kaçıyor, yaşanmadan yaşanamadan, bekleyerek geçip gidiyor. Buzzati, Tatar Çölü romanında metaforik bir anlatımı tercih ediyor. İnsanın hayatta heyecanını yitirmesiyle birlikte sıradanlaşan, monotonlaşan, birbirinin aynı haline gelen günlerinin onu nasıl yavaş yavaş tükettiğini, ruhunu nasıl boşalttığını anlatıyor bize. İnsana, insanlığa bir uyarı yapıyor aslında. Monotonluk bir zehir gibi girer insanın kanına. İnsan rahatlığa, alışkanlıklığa esir düştüğünde bu durum onun içine kapanıp kaldığı bir kaleye dönüşür adeta. Aslında bu kalenin surlarını aşmak başlangıçta kolay gibi görünür, ama zaman geçtikçe insan daha da gömülür kendi kalesine ve sonunda içinden çıkamaz hale gelir. Buzzati, insan ruhunu iyi tanıyan bir yazar ve romanıyla bizleri alışkanlık tuzağına düsmememiz konusunda nazik bir şekilde uyarıyor. Etrafımızda bizi bundan alıkoyan onca engel varken hayatın anlamını keşfedip kendimizi aşmak, beklemek yerine faaliyete geçip şartları değiştirmek hiç kolay değil. Ama her şeye rağmen harekete geçmek ve makus talihimizi aşmak "bizim elimizde" yeter ki bu farkındalıkla yaşamayı öğrenelim.

ihtiyar 
08 Mar 2017 · Kitabı okudu

Umut ve beklemek, bu iki kelime romanı özetler. Düşüncelerimi yazdığım zaman romanı anlatmış olacağım. Okurken belli bir kesimde durağanlaşmış gibi olan roman aslında umut etmenin ve beklemenin en güzel trajik bir şekilde anlatımına sahip. Vaz geçmek için ellerine fırsatlar geçen bir sürü subayın bir şekilde kuzeyden gelecek bir savaş ihtimaline karşı umutlanmaları ve bu umut üzerine beklemeleri ile geçmekte. Düşündüğümde genç teğmenin ve diğer subayların varoluş maksadına dönen görev yaptıkları kale bir nevi onların hapishanesi oluyor, zorla değil kendi istekleriyle kaldıkları. Aslında bir çoğumuzun yaşantısı da böyle ya, öyle olduğunu anlatacak ve kanıtlayacak derman hissetmiyorum kendimde. Tıpkı roman kahramanı Drago'nun yıllarca bekleyip te en son ayağına geldiği savaşın başlamak üzere olduğunu bilip te rahatsızlığı sebebiyle kaleden gönderilip yolda bir handa ölümünü beklediği gibi...Tavsiye ederim, sıkılma ihtimalinizde vardır, demedi demeyin.

Yksl 셀아 
 03 Kas 2017 · Kitabı okudu · 4 günde · Puan vermedi

Ah Drogo,
Senle birlikte ben de yaşlandım be adam!
Kendini Bastiani Kalesi'ne hapsettiğin gibi,
Beni de kitap bitene kadar odama hapsettin!

Ha oldu ha olacak tamam bu sefer kesin var bir şeyler diye diye kitabın sonunu getirdim resmen.

Kitaba "Tatar Çölü"nden ziyade "Bir <HİÇ>liğin Öyküsü" adını daha uygun görüyorum artık.

Sabreden derviş muradına ermiş miydi gerçekten?

Kaderden kaç(a)mayış, umut, bekleyiş, yalnızlık hepsi var bu kitapta ve okurken birçok yerde kızıyorsunuz eğitimli bir subay olan Drogo'ya. Başlarda sabırsız umutlu bekleyişleri bir süre sonra beklentilerin düşürülmesiyle yerini kabullenişlere bıraktı. Kitabın bazı yerlerinde tam anlamıyla《gözden ırak olan gönülden de ırak olur》temalı bölümler vardı. Ve araya mesafe ile zaman girdiğinde hiçbir şeyin eskisi gibi kalmadığını bir süre sonra da alışkanlıklarını terkedemediğini gördü Drogo. Gördü de ne oldu ki! Yavaş yavaş öldü ruhu, hayalleri, istekleri ve nicesi...

En başa döndürebilseydi eğer her şeyi, gider miydi Drogo? İnanır mıydı diğerlerinin sözlerine? Hayatını koskoca bir hiç uğruna harcar mıydı?

Hızına yetişemediğimiz zamanın herhangi bir yerinde, durup bir süre -gerçek manada- "Ben ne yapıyorum?" diye kendimizi sorgulayabilmek temennisiyle^^

Sabriye Yabancı 
 22 Kas 2017 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Bir edebî eseri değerli kılan ve onu geleceğe taşıyan en önemli unsurlardan biri de okurun o eserde kendine ve diğer insanlara dair pek çok yön bulması, eserin onu yüreğinin en hassas yerinden yakalayıvermesidir.Hele ki bu eser her okuyanda farklı çağrışımlar oluşturup okuyucu sayısınca yeni anlamlar kazanıyorsa bu eserin hafızanızda ve yüreğinizde siz yaşadığınız sürece yer edineceğinden emin olabilirsiniz.
Tatar Çölü'nde girift bir olay örgüsü yok belki ancak o tek ana olaya bağlanan anlam bütün insanlara "Dur! Hayatını gözden geçir! Sen bunun neresinde ne kadarında yer alıyorsun?" mesajını öyle derinden veriyor ki bana göre eserin başarısı da buradan geliyor. Tatar Çölü ve Bastiani Kalesi hepimizin yerlerine hayatımıza dair bir şeyleri rahatlıkla koyabileceğimiz imgeler olmuş yaşamı ve onu nasıl harcadığımızı sorgulatıyor.
Eserin dili son derece akıcı ilk cümleden başlayarak çekiyor okuru içine. Özellikle betimlemeler kitapta konuyu daha iyi kavratmak amacıyla ustaca kullanılmış. Hayattaki o döngü tekrarlarla mükemmelen verilmiş.
Eseri okuyunca şunu farkettim ki: Aslında her insan bir Tatar Çölü yaratır hayatında.Farkına varsa da varmasa da...
Not:Eseri Ayşe Y.'nin harika incelemesinde keşfetmiş ve okumaya karar vermiştim.Eseri okumama vesile olduğu için teşekkür ediyorum.Kitabı okuduktan sonra bazı incelemeleri okuduğumda söylenebilecek pek çok şeyin söylenmiş olduğunu gördüm. Metin T.'nin yaptığı o kendini okutan güzel incelemeyi daha önce görmediğime hayıflandım.Bu vesileyle sitede özenerek incelemeler yazan ve bana farklı dünyaların kapılarını aralayan tüm kitap dostlarıma teşekkür ederim.

Mehmet Y. 
10 Haz 2017 · Kitabı okudu · 3 günde · 8/10 puan

Belki bu romana 'Boşa Geçen Ömür' adı verilebilirdi. Çünkü Buzzati, adeta ne olduğu bile bilinmeyen bir bekleyişe teslim edilen ve beyhude geçen bir ömrü anlatmış. On sene boyunca bir mahalle/köy okulunda çalışmıştım. Genç teğmen Giovanni Drogo'nun hislerini bu nedenle çok iyi anlayabiliyorum. Evet, kısa süre içinde oradan ayrılacağımı düşünüyordum ama bir türlü tayinim çıkmıyordu. Sonra oraya alışıyorsunuz ve hatta tuhaf bir şekilde 'acaba başka bir yerde yapabilir miyim?' demeye başlıyorsunuz. Genç teğmen Drogo da başka hayatlardan izole olduğu ve tam 30 yılı bulan Bastiani Kalesi serüveninde benzer hisleri yaşıyor. Ve o yıllar boyunca kalenin hemen yanından başlayan Tatar Çölünden gelecek olan düşmanları bekliyor...

Okuru yormadan anlatabilen, sıradışı bir bekleme hikayesi idi...

Genç Teğmen Drogo İlk görev yeri olarak Tatar Çölü'ndeki Bastiani Kalesi'ne atanır.Tecrit edilmiş ,sosyal hayattan uzak olan bu kaleden gitme planları yapip bian önce bu kaleden kurtulmak isterken; daha sonraları alışkanlık haline gelen bu kaleden sınır ötesinden savaşın çıkacağı zamanı ve kahraman olacağı günü beklemekle geçecektir ömrü ...

Duygusal bi zamanda okudum kitabı.Hala daha etkisindeyim.Kitap size yasaminizi,hayata bakisinizi sorguluyor.Hepimiz birer Drogo oluyoruz . .

Bazen siz kalenize "Kader"gözüyle bakıp sikintilariniza sabredip ,güzel günlerinize sukredip;yazginiza teslim olup yureginizdeki inançla yürümeye,yol almaya devam edersiniz... Ta ki uzakta ,sonsuz uzaklıktaki güzel günlere kavuşma ümidiyle yureginizin Tatar Çölü 'ne inşirah salınana kadar ebediyette fani olmaya çalışırsınız ...

Bazen yaşadığınız hayat bambaşka ,hayalleriniz bambaşka herşeye rağmen "Umut"kalesine sığınıp hayatınızdaki grilerden ve siyahlardan yorulup,uzaklardan Tatar Çölü'nden gelecek olan icinizin yagmurlarini giderecek gökkuşağını beklemekle avunursunuz ...Bir de bakarsınız şairin dediği gibi sonunu getiremediginiz umudun tutsagi olmussunuzdur ...

Bazen iradenizle seçim yaptığınız halde İlk önceleri çok zayıf olan onemsemedikce de kirilmayacak kadar sağlam olan "Alışkanlık"kalesine mahkum edersiniz kendinizi ...Yaptığınız yanlış seçimle veya monoton hayatı yaşamaya mecbur kalmakla yanlış iliklenen bir gömlek gibi en başta hata yaptığınızı sonuna gelmeden anlayamiyorsunuz. Yasamimizin alistiginiz,eskittiginiz kisina ,Tatar Çölü'nden gelecek olan baharı beklemekle geçer ...

Ama kışta da güzelliklerin olduğunu unutursunuz ...O sıkıldığınız of'layip
puf 'ladığımız hayata,yasamadigimiz günlere özlem duyarak haksızlık etmiş olmaz miyiz?

Henüz lisedeyken mutlu olmayı ,üniversite kazanmaya erteledik ...Kazandık , mezun olduk .iş bulunca veya ataninca dedik,erteledik ..iş bulduk atandik hatta yuva kurduk yine mutlu olamadık daha ne zaman kalbimizi esir alan bu surlardan sıyrılıp mutlu olmaya sıra gelecek ? Oysa mutluluk nefes almak ,özgürlüğünün kanatlariyla uçmak ,sahip olduklarımizin farkında olmak değil miydi?
Bizi esir alan "Şikayet ","nankörlük" "tamahkarlik" vs kalesinden ne zaman kurtulacagiz ?

Aslında hayat başlar ve biter. Nasıl başlayıp nerede sona erdiği değil, ikisi arasına neler sığdırabildiğimiz ;kötülüğe ve kötülerin kirintisina bile izin vermeden şükrederek güzel anılar,güzel insanlar biriktirerek akıntıya kapılmadan azimle yürüyebilmektir önemli olan ...

Keyifli okumalar ...

insan_okur 
25 Ağu 2017 · Kitabı okudu · 7 günde · 9/10 puan

Nasıl başlamalıyım ki ? Kitabı bitirdikten sonra acaba ben mi anlamadım yada bu roman Godot'yu Beklerken romanından mı esinlenmiş diye sordum kendime ? Godot nasıldı derseniz incelememe bakabilirsiniz ( #13392491 )

Tatar Çölü'nü okuyanların incelemelerine şöyle bir göz attım Metin T. ' nin incelemesini kopyala yapıştır yapasım geldi o derece aynı düşüncelerdeyim.

Bir subay hayal edin ilk görev yeri gözlerden uzak, evine hasret, ailesine ve sosyal yaşama uzak bir yer. Pardon pardon daha doğrusu bir memur, öğretmen olduğunuzu düşünün hani ilk uzağa atandığımızda gitmek için geldiğimizi söyleriz. 1 yıl bitsin, asalet alayım gideyim deriz. İşte böyle bir subay orduya atanıyor. Büyük bir kalede görevli bir asker. Kale'nın de yolunu zor buluyor. O kale öyle bir noktayı gözlüyor ki Tatar'ların yaşadığı ve onlara karşı yapılacak bir savaşın en kritik yeri o kale.

Devamlı o kale diyorum; o kalenin de bir yolu var ki parlak taşlardan oluşan ve bir çöl... Romanın ismini bu şekilde spoiler olarak vermiş oldum ya neyse...

Kalede yüzlerce asker var ve hepsi gitmek istiyor. Bizim subay da dediğim fikirde hemen kaçacak... Kaçmanın yollarını arıyor. Başlıyor kaçmak için çareler aramaya. Doktor raporu falan deniyor ama olmuyor, arkadaşları kumpas kuruyor, gizliden dilekçeler veriyor gidiyor ama o kalıyor. Velhasıl kelam aynı günümüzdeki hayatlar. Arkadan oyunlar çevirerek tayinler falan şahsen ben bunu çıkardım romandan.

Neyse romanın ana temasına gelelim mi ? Umut, sabır, alışmak ve beklemek. Godot gibi beklemek. O beklemek öylesine uzuyor ki artık bir 30 sene oluyor. O 30 senede yaşanan olaylar ise romanın içinde saklı kalsın. Öylesine beklemeye alışıyor ve artık varoluş sebebi olduğuna inanıyor.

Fazla spoiler daha vermeden biraz da üslupdan bahsedersek hiç yorucu değil, kelimeler sade, yalın, anlaşılır. Sadece okurken sıkılabilirsiniz; çünkü pek bir olay geçmediği için... Ama bu beklemeyi bile güzel bir dille sıkmadan anlatmış yazar, hatta sürükleyici...

Zamanı gelince bir nokta var arkdaşlar tam karar anı, o anlarınızı ertelerseniz belki başka bir yaşamı seçeceksiniz... Seçmediniz devam ettiniz yine farklı bir hayattasınız umut dolu... Umudun, sabrın bir kitabıydı sizlere de tavsiye ederim. Beklemenin de bir anlamı olduğunu anlatan bir eser. İyi okumalar diliyorum.

M 
10 Eki 2017 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Şimdi ve gelecek arasında bir köprü görevi görebilecek, sizi alıp gelecekteki kendinizi sorgular vaziyete götürebilecek bir kitap.

Şüphesiz ki hiçbir kitap okunduktan sonra üzerinde düşünülmezse pek bir tesir bırakmıyor ve insanın hayatına da katkı yapamıyor. Bu kitabı okuduktan sonra kendinizi Drogo'nun yerine koyduğunuzda tarifsiz bir acı ve boşa geçmiş bir yaşam hissiyatı ile buluyorsunuz. "Ben de Drogo gibi mi olacağım?" diyor insan kendine çünkü şöyle bir geriye baktığında zaman öyle çabuk geçiyor ki insan kendini ancak yaşının henüz genç olduğu ile avutuyor, fakat Drogo'do da olduğu gibi zaman öyle hızlı akıp geçiyor ki 'Zaman çok çabuk geçmiştir, ruhu yaşlanmaya vakit bulamamıştır', hele bir de Tatar Çölün'den her an çıkıp gelebilecek umut bağladığınız bir şey var ise...

Drogo'nun görev yaptığı yer Bastiani Kalesi ve bu kaleyi herhangi bir monoton vakit geçirdiğiniz mekan ile ilişkilendirebilirsiniz, örneğin iş yeriniz, bu tip romanlar gerçek hayat ile ilişkilendirmeler yaparak okunursa anlatılmak istenen ana fikir daha net ortaya çıkıyor.

Hangisi daha üzüntü vericidir Drogo için? Bütün gençliğini bir savaş umuduyla geçirmiş olmak mı? Yoksa savaş kapıya gelip çattığında bedeninin artık savaşamayacak vaziyette oluşu mu?

Kitaptan 110 Alıntı

Bolahenk 
27 Ara 2017 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Bazı insanlara karşı tavrım
“Salak bunlar,” dedi terzi. “Hiç ilgilenmemek en iyisi.”

Tatar Çölü, Dino Buzzati (Sayfa 53)Tatar Çölü, Dino Buzzati (Sayfa 53)
Mâsiva 
02 Oca 01:38 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Demek ki şarkı söyleyen, bir asker, soğuğa, cezalara ve aşka duyarlı bir adam değil düşmanca dikilen dağdı.

Tatar Çölü, Dino BuzzatiTatar Çölü, Dino Buzzati
Muhammed Sarıbulak 
30 Haz 2017 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Ya aslında yanılıyorsa? Ya gayet sıradan bir yazgıya sahip sıradan biri olarak yaratılmışsa?

Tatar Çölü, Dino BuzzatiTatar Çölü, Dino Buzzati
Bolahenk 
30 Ara 2017 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Geriye dönmek aptalca ve boşunaydı.

Tatar Çölü, Dino Buzzati (Sayfa 159 - İletişim Yayınları)Tatar Çölü, Dino Buzzati (Sayfa 159 - İletişim Yayınları)
Bolahenk 
27 Ara 2017 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

“Kargalar yuva yapar, kırlangıçlar gider.”

Tatar Çölü, Dino Buzzati (Sayfa 66)Tatar Çölü, Dino Buzzati (Sayfa 66)
İpek Kamuran 
11 Oca 10:57 · Kitabı okuyor · Beğendi

Güzel bir Ekim gününü savaşa adamak..
Albay..Neredeyse tuhaf bir felce uğramış gibi, ne hüzünlü ne neşeli, sanki tüm bunlar onu ilgilendirmiyormuş gibi soğuk bir biçimde yabancıların gelişini seyrediyordu.

Halbuki öyle güzel bir Ekim günüydü ki, güneş berrak, hava hoştu, yani bir muharebe için düşlenebilecek en uygun zamandı.

Tatar Çölü, Dino Buzzati (Sayfa 110)Tatar Çölü, Dino Buzzati (Sayfa 110)
H.Almestin Ela 
15 Ağu 2017 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Başlangıçta hep böyledir. Yeni gelenler kazanır. Herkes için durum aynıdır, insan gerçekten güçlü olduğunu zanneder ama bu yalnızca yeni gelmiş olmanın yarattığı bir durumdur, sonunda diğerleri de sisteminizi öğrenir ve günün birinde bakarsınız hiçbir şey yapamıyorsunuz.

Tatar Çölü, Dino BuzzatiTatar Çölü, Dino Buzzati
Bolahenk 
 29 Ara 2017 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Demek ki, periler bile, sıradan çocuklardan kaçıp yalnızca varlıklı kişilerle ilgileniyorlardı, oysa o varlıklı kişiler, perilere bakmıyorlardı bile, ipek yatak perdelerinin ardında, aldırışsız uyuyorlardı.

Tatar Çölü, Dino Buzzati (Sayfa 80 - İletişim Yayınları)Tatar Çölü, Dino Buzzati (Sayfa 80 - İletişim Yayınları)
Mâsiva 
07 Oca 01:05 · Kitabı okudu · Puan vermedi

“Ne demek istiyordun Angustina? Cümleni bitiremeden gittin; belki de gayet sıradan aptalca bir şey, belki saçma bir umuttu dile getireceğin, belki de... hiçbir şey değildi.”

Tatar Çölü, Dino BuzzatiTatar Çölü, Dino Buzzati