Tatar Çölü

8,6/10  (69 Oy) · 
110 okunma  · 
55 beğeni  · 
1.816 gösterim
Tatar Çölü, 2. Dünya Savaşı sonrasında parlayan modern İtalyan edebiyatının ilk ve en usta ürünlerinden biri, çağdaş dünya edebiyatında da önemli yer edinmiş bir eser. Genç ve hevesli bir teğmenin, ilk görev yerini çevreleyen uçsuz bucaksız çölle "savaşı". Çöl, hem teğmenin muhtaç olduğu düşmanı ondan esirger hem bizzat "düşman"ın yerini tutar, hem de gizemli, tarifsiz varlığıyla genç teğmeni cezbeder. Gerçek dışı, soyut bir mekanda, zamanda, zeminde, olaysızlığın ortasında insana ilişkin en can alıcı sorular...
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Nisan 2012
  • Sayfa Sayısı:
    232
  • ISBN:
    9789754701258
  • Orijinal Adı:
    Il Deserto Dei Tartari
  • Çeviri:
    Hülya Tufan
  • Yayınevi:
    İletişim Yayınevi
  • Kitabın Türü:
Suat Özmen 
 15 Şub 11:49 · Kitabı okudu · 12 günde · 9/10 puan

Öncelikle kitabı almamın hikayesi ile başlayayım. Zor bulunan ve az sipariş verilen kitaplardan birisi, en azından benim bulunduğum yerde öyle. Çok popüler olmadığı için veya çok da önemli olmayan bir kitap olduğu için olabilir belki..! Kısa bir süre önce kitap sitelerinden kitap almayı bıraktım. İyi ki de bırakmışım. Her kitabın bir hikayesi var bende çünkü.. Kitapçıdaki abi veya ablayla sohbet, bir kitap almak için gidip de daha fazlasını almak ve tabii ki pazarlık :) Tatar Çölü’nü sormak için girdiğim kitabevinde ilk karşılaştığım soru bu kitabı kim tavsiye etti ve kim oku dedi. Hukuk fakültesinde okuyan bir arkadaşım deyince de yakasına yapış o arkadaşının, o biliyor ne okunması gerektiğini cevabını aldım. Kitapevinde çalışan ablanın övgülerine mazhar olma şerefine ulaşmış,öyle bir kitap işte. Kendisi yıllar öncesi okumuş ve baya bir etkilenmiş. Hatta kitabı sorduğum onu şaşırtmış olacak ki Saramago’nun Körlük kitabını da hediye etti :) Tatar Çölü'nün kaliteli bir kitap olduğunu biliyordum ve duymuştum ama bu kadar da abartmaya gerek yok dedim içimden o an. Ama okuduktan sonra insan hayatını değiştirebilecek bir kitap olduğunu görünce haklıymış demekle yetindim. Değiştirmese bile mutlaka etkiler insanı.

Kitap arka kapağında İngiliz yazar Tim Parks’a yer vermiş ve şöyle diyor: "Tatar çölü, sadece aklıyla hareket ettiğini düşünen insanlara meydan okumak gibi büyük bir riski göze alan, sıra dışı bir roman." Sıra dışı olduğu muhakkak ama sadece aklıyla hareket edemez mi insan diye sorabiliriz kendimize. Bir yere kadar sadece, sınırı ve kırmızı çizgisi var, ondan sonra duygular, ilişkilerimiz veya başka etmenler..Ya da duygularla dengelenmeli diye düşünüyorum ama nasıl, o da kişiden kişiye değişir tabii. Zor biraz. Yoksa Giovanni Drogo'nun karşılaştığı durumlarla karşılaşabiliriz. Her zaman aklımızın tasarladığı haliyle bir şeylere ulaşamıyoruz. Sanırım aklımızı ihtiyaç halinde katalizör gibi kullanıyoruz. Doğru mu yanlış mı bilmiyorum.

Kitapta Bastiani kalesine tayini çıkan ( ilk görev yeri ) asker Giovanni Drogo’yu anlatır. Bastiani sınır kalesidir. Tıpkı biz de olduğu gibi. Sınırlarımız, kırmızı çizgilerimiz veya yapmaktan çekindiğimiz, karar alırken korktuğumuz şeylerin son noktası. Acaba dediğimiz zaman bulunduğumuz yer. Koşarken aniden durduğumuz ve bir adım bile atamadığımız kör nokta ya da hiçbir şey yokken aniden karşımıza çıkan duvar gibi. Evet tanıdık geldi sanki. Hepimizin var bir Bastiani kalesi. Kimine göre korku, kimine göre kibir, kimine göre aşk. Bu duygularımız surlarla çevrili. Nasıl mı çevrili? İlk karşılaştığımız zaman hiç yıkılmayacak ve düşman geçirmeyecek şekilde görürüz.Gururlanırız, sahiplik duygumuzu ön plana çıkarırız ve toz kondurmayız. Ama zaman geçer, hem de acımasızca ve görürüz ki yıkılmayacak dediğimiz surlar aslında tek hamlede yıkılacak derecededir. Peki buna neden olan ne? Zamanın çıldırtıcılığı mı yoksa biz mi? Zamanın bize bir oyunu mu yoksa kendimize mağlup olmanın acısı mı? Yine kişiden kişiye değişen bir durum. Hepimiz bir Giovanni Drogo’yuz ve hepimiz Bastiani Kalesindeyiz. Kimisi kalesinden asla çıkmaz, korkar, çekinir, tedirgin olur, orası onun için en güvenli yerdir, sığınaktır.Ama yalnız kalır, dışlanır ve tek başına çürüyüp gider. Kimisi de hoyratça çıkar, dolaşır kalesinden dışarıya ve ufku açılır, bakış açısı değişir. Yeni bir dünya ile tanışır. Peki ya biz? Hangi kaledeyiz?

Bastiani Kalesi yıllardır unutulan bir sınır kalesidir ve yıllardır düşman gelecek diye teyakkuzda olunan, içerisinde yıllarını vermiş olan askerlerin bulunduğu garip bir yerdir. Yıllarca beklenen düşman gelecek mi? Ya da düşman diye bir şey var mı? Kale diye bildikleri yer üç dört taşla etraflarını çevirdikleri ve kendilerini kandırdıkları bir yer mi yoksa? Her şey bir kandırmaca mı ya da? Okurken kendinizi nasıl bir kaleye koyuyorsanız öyle bir yer işte. Drogo’yu sıradan, tekdüze, görev aşkıyla bilinmedik bir kaleye giden bir asker olarak görmemek gerek. Okurken o üniformayı kendimize giydirirsek ve apoletlerini parlatıp bir asker havasına girersek o zaman gerçek biz oluruz. O zaman görürüz işte dürbünle ufukta görülen düşmanımızı.

Bazen de kalemizden dışarı çıkmaya çalışırız. Ama çıktığımıza pişman oluruz. Eski yaşamımızı besleyen ışık kaybolup gider. Özleriz. Özlem duyarız. Çıkıpta girdiğimiz yabancı dünyadan kurtulmak için gayret ederiz. Ama nafile. Kale kapımız kapanmıştır bir kere. Yeni simalar görmeye, yeni lezzetler tatmaya, yeni aşklara , yeni konuşma tarzlarına alışamayız. Eski, önceki bizi yeni kalemizde uygulamaya çalışırız ama olmaz. Sınırlarımızı ihlal edip karşılaştığımız durumlardan birisi. Sınırlarımızı ihlal edip ne olacağını tahmin ettiğimiz halde bile bile, güle oynaya nasıl yapabiliririz bunu? Tıpkı Giovanni Drogo gibi, ya da Biz gibi…

Drogo gibi yıllardır düşmanı bekleyip de hayatını Bastiani kalesinde unutmak gibi mi? Gözü önünde eriyen hayatını varlığı belli bile olmayan düşmana değişmek gibi mi? Bekliyoruz ama kimi? Umuyoruz ama neyi? Beklediğimiz gelmiyor ve umduğumuz gerçekleşmiyor. Olan yine bize oluyor. Çıkabilsek ah şu kaleden bir..! Kırsak zincirlerimizi, mağarada duvara yansıyan ateş gölgelerini hayat zannedip arkamızda neleri bıraktığımızı ah bilebilsek. Keşke bilebilsek. Bir şeylerin ayağımıza gelmesini beklemeyi bırakıp biz ona koşarak gidebilsek. Keşke koşabilsek..! Beklerken önümüze altın tepside sunulan basit ve sıradan yaşamı, cimrice verilmiş armağanları, küçücük hayalleri bırakıp bizi bekleyene gitsek, gidebilsek…Drogo gibi mi olalım? Yıllardır çileli bir bekleyişten sonra koskocaman bir hüsrana mı uğrayalım? Drogo olmayalım biz.Çünkü; hüsranı, üzüntüyü,acıyı hak etmiyoruz. Kim hak ediyor ki..! Ama biz ne kadar kaçmaya çalışsak da, her an peşimizde olduğunun farkında ve bilincinde olacağız.

Mehmet Eroğlu Tatar Çölü hakkında ‘’İnsanlar ikiye ayrılır, Tatar Çölü’nü okuyanlar ve Tatar Çölü’nü okumayanlar ’’ demiştir.. Okuduktan sonra biraz daha anladım böyle bir sözün neden dendiğini. Klasik bir askerin hayat hikayesinden ziyade hepimizin kendisinden bir şeyler bulabileceği bir kitap. Varlığımızın amacını, varoluşumuzu bir an bile olsa hatırlamamıza yardımcı olabilecek bir kitap olduğunu düşünüyorum. Sıradan bir asker ve kale olarak bakarsak normal bir roman okumaktan bir farkı kalmaz kitabın. Biraz konudan konuya atlamış gibi oldum ama bu kadar oluyormuş demek ki.. Keyifli okumalar..

Nina 
12 Tem 2016 · Kitabı okudu · 13 günde · Beğendi · 10/10 puan

Bu kitabın son sayfalarına geldiğim zaman bana Pablo Nerudo’nun şiirini aklıma getirdi. Tarif edecek daha iyi kelimeler bulamazdım bundan dolayı yazmayı düşündüğüm incelememden vazgeçtim.

Yavaş yavaş ölürler

Yavaş yavaş ölürler
Seyahat etmeyenler.
Yavaş yavaş ölürler
Okumayanlar, müzik dinlemeyenler,
Vicdanlarında hoşgörüyü barındıramayanlar.

Yavaş yavaş ölürler
Alışkanlıklarına esir olanlar,
Her gün aynı yolları yürüyenler,
Ufuklarını genişletmeyen ve değiştirmeyenler,
Elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile
girmeyenler,
Bir yabancı ile konuşmayanlar.

Yavaş yavaş ölürler
Heyecanlardan kaçınanlar,
Tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyı
görmek istemekten kaçınanlar.

Yavaş yavaş ölürler
Aşkta veya işte bedbaht olup yön değiştirmeyenler,
Rüyalarını gerçekleştirmek için risk almayanlar,
Hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin dışına
çıkmamış olanlar.

Ümit güder 
31 Eki 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

#kitapyorum
Bazı kitaplar vardır okuyan herkesin anladığı aynıdır , kendinizden birşeyler bulamadığınız başı sonu belli bir olay örgüsü içinde gelişen ,romantik ,aksiyon ,polisiye macera kitapları gibi .
Bazı kitaplar vardır herkesin olay örgüsü haricinde bir yerinden başka birşeyler yakaladığı ,bir yerinden kendi hayatından benzerlikler bulduğu ,Hah işte bu o tarz kitaplardan .
Biraz konu ; genç bir teğmen ilk görev ataması olarak kuş uçmaz kervan geçmez bir sınır kalesine atanır ,ilk başlarda hemen bir şekilde şehre tayinini yaptırıp ayrılmak ister ama üstleri 4 ay beklemesi sonra gitmesi tavsiyesine uyar ve bir şekilde kaleye saplanıp kalır .
Bu ilk bölüm ki arka kapakta da yazan kısım .
Burada bence anlatımsak istenen ; çoğu insanda görürüz hep birşeylerden şikayet ederler eşinden ,işinden ,yaşadığı yerden ,hayatında ki bazı şeylerden ama bir türlü o değişimi yapamazlar ki yazar bunun nedeninin " alışkanlıklarımızın " olduğunu vurguluyor .
İkinci bölüm ki esas iç acıtan kısmı ,genç teğmen tüm kaledekilerle birlikte sürekli kuzeyden çölden gelecek ama bir türlü gelmeyen Tatar saldırısını bekleyerek geçen ömürlerini anlatıyor .
Ki burada da yazar herkesin hayatlarında hep birşeyleri ( ya da birilerini , ya bir mutluluğu ,başarıyı,bu dünyaya boş yere mi geldim birşeylerin baş rol oyuncusu ,kahramanı olmayı vs ) bekleyen insanların dramını Zaman içinde umutlarının hayatları gibi tükenişini anlatıyor .
Tamam bu kadar değil tüm kitabı anlatmayalım ama bir de hayatın son kazığı da var .
Bir de benim ara sıra çiziktirdiğim iki satır var ki bu kitap için uygun düştü
- ey zavallılar
Hayatın ....edip bir kenara attıkları
Hala büyük bir umutla ,iyi birşeyler olasını mı bekliyorsunuz .
Bekleyin hiç gelmeyecek o günü .
Der ama herkesin bu kitabı okumasını isterim moralinizi bozsa da ....koyayım böyle hayatın deseniz bile

Oblomov 
11 Nis 2016 · Kitabı okudu · 4 günde · 7/10 puan

Kitapta kahramanın hayatında hiçbir şey olmamasına rağmen hep bir şey olacakmış gibi umut ederek yaşama tutunmaya çalışması ve yaşamının hiç farkına varmadan nasıl tükendiği anlatılmakta. Aslında anlatılan sıradan insanın hikayesidir. Herkes kendinden bir şeyler bulabilir bu kitapta. Bu kitabı okurken sıkılan insan kendi hayatını gördüğü için sıkılmıştır bence.

Inci DERYA 
30 Ağu 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Mence bu kitab asger heyatini butun cilpaqligi ile gozler onune seren en guzel bir numunedir... her an muharibenin baslayacagini gozleyen genc tekmen Droqo bu gunu cox gozleyir ve bir gun....

EsengüL 
 16 saat önce · Kitabı okudu · 9 günde · Beğendi · 8/10 puan

Bir haftadır elimde gezinen Tatar Çölü an itibariyle bitti de, rahat bir nefes aldım. Uzun süredir okuyor olmamın verdiği rahatsızlıktan mıdır bilmesem de aralarda kopmalar yaşadım. Bu kopmalara rağmen oldukça iyi bir anlatımı vardı. Çok çok beğenmesem de üzerimde bir etki bıraktığını itiraf edebilirim.

Kitapta ele alınan konunun farklı bir olayla dile getirilmiş olması, kitabı edindiği tema bakımından diğer kitaplara göre farklı bir seviyede tutmuş. Ve bu da kitaba artı bir özellik katmış.

Dino Buzzati'nin üslubunu daha önce de okumuş olduğum Tanrı'yı Gören Köpek'teki öykülerinden tanımış ve ilk Buzzati romanı deneyimimi edindiğim bu kitapta; asıl meselenin bir 'varoluş problemi' olduğunu sezinledim.

Şöyle ki;

Kitaptaki ana karakter Drogo Giovanni'nin mesleki serüveni kitabın ilk sayfalarında belirdiğinde Giovanni'nin içinde bulunduğu halet-i ruhiyesi, kitabın son sayfalarına doğru apayrı bir değişim yaşamış ve bu değişimin de gerek fiziksel gerekse ruhsal edinimi epeyce yıpratmıştır.

Giovanni'nin geçirdiği sürece bakınca diyorum ki 'hani keşke savaş olsaydı da bu kadar yıpranmasaydı.'

Üslup kaygısı gütmeyen Buzzati'nin kalemine bir kez daha hayran kalmış ve daha çok okuma merakı edindim.

Üzerine yazılabilecek çokça yazı olsa da bu kitap üzerine düşünmekten biraz uzak kalsam iyi olur sanırım. :)

Esma Ünal 
18 Eki 2016 · Kitabı okudu · 6 günde · Puan vermedi

Genç yaştaki subay göreve başlama umuduyla yanıp tutuşur ve atandığı kaleye büyük bir hevesle gider. Kale umduğu gibi bir yer değil tamamen farklıdır. İlk fırsatta kaleden ayrılma umuduyla üsttüyle görüşür teğmende kendisinin ayrılmasının mümkün olduğunu ancak dört ay daha beklerse sağlık raporu ile kaleden ayrılabileceğini söyler, dört ay çok çabuk geçer subay Drogo alışmıştır kaleye ve benimsemiştir ayrılmak isteme düşüncesini süzgeçten geçirir ve kalmaya karar verir ve işte tam o zaman hayatındaki en önemli kararı verdiğinin farkında değildir.
Her zaman yaptığımız davranışlar alışkanlıktan öte hayatımız olursa işte o zaman monoton bu hayat bizim gençlik yıllarımızı ölüm döşeğine kadar götürebilir. Umut dahil olursa bitmek bilmeyen bekleyiş işte bu konuyu işleyen hayal ve hayal kırıklıklarının ortak payda da buluşturan eser şimdiye kadar okuduğum en farklı tarzdan oluşmakta oldukça akıcı anlatıma rağmen olaylar için aynı akıcılıktan bahsedemeyeceğim. Sürekli beklemenin, gururun, inat etmenin anlamını biraz sorgulamak için okuyun derim.

Bekir KIRAÇ 
30 Haz 2016 · Kitabı okudu · 9 günde · Beğendi · 10/10 puan

Biliyorum size çok komik gelecek ama eğer ilk 200 sayfadan sıkılmadan son 30 sayfaya ulaşabilirseniz sonunda gerçekten büyük bir hediye ve sürpriz bekliyor sizi. UMAG'ın bir seminerinde Mehmet Eroğlu'nun "hayatımı değiştiren kitap" diye tavsiye ettiği kitap; işte bu kitap! Ben de onun bu tavsiyesi üzerine okudum, sene 1999... ŞOK oldum.
Bu kitabı okuyan her insanın hayatında öyle ya da böyle bir şey değişmiştir. Son derece tek düze, son derece sıkıcı, insanı bunaltan bir tarafı var ama sonu herşeye değer. Bu arada uyanıklık yapıp son 30 sayfaya bakmayı düşünenlere uyarı: İlk 200 sayfa sizi ruhsal ve düşünsel olarak son 30 sayfaya hazırlıyor. Her satır, her paragraf, her sayfa sürekli aynı noktaya ve aynı şeye konsantre olmanıza uğraşıyor ve sonunda GÜM!
Mutlaka okunmalı...

Okuyan Kedicik 
31 Mar 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Arka kapakta da yazılı olduğu gibi hayatın anlamı ve insanın kaderine nasıl teslim olduğunun hatta silsileli bir biçimde insanın önce kendisine sonra yaşama nasıl yabancılaştığının anlatıldığı harika bir hikaye. Usta kalemi, yumuşak ve seçkin kelimeleri, akıcı üslubu ve derinliği ile bence çok iyi bir kitap.

M. ZAUR 
08 Kas 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

yene harb heyatı yene asger yaşamı.. ancaq Buzattinin yaklaşımı tam farklı onun mehz bu eseri demek olar ki, tamıtamına mümkün ola bilen bir heyatı eks etdirib...... gözlemek - gözlemek(beklemede keçen ömür) diger görkemli edibin "polkovnike mektub yoxdur" eserinde de var......

3 /

Kitaptan 63 Alıntı

Suat Özmen 
14 Şub 03:08 · Kitabı okudu · İnceledi · 9/10 puan

''Haksızlık, göğsünde, yüreğine yakın bir yerde ciddi bir acıya dönüşüyordu.''

Tatar Çölü, Dino Buzzati (Sayfa 165 - İletişim Yayınları 16. Baskı)Tatar Çölü, Dino Buzzati (Sayfa 165 - İletişim Yayınları 16. Baskı)
Suat Özmen 
 14 Şub 13:53 · Kitabı okudu · İnceledi · 9/10 puan

''İster savaş olsun ister barış; insan önce dostlarını düşünmeli.''

Tatar Çölü, Dino Buzzati (Sayfa 218 - İletişim Yayınları 16. Baskı)Tatar Çölü, Dino Buzzati (Sayfa 218 - İletişim Yayınları 16. Baskı)
Suat Özmen 
04 Şub 19:51 · Kitabı okudu · İnceledi · 9/10 puan

''Önünde tanrılar gibi, yüzlerce gençlik yılı olsa dahi, ona düşen pay hep küçücük olacaktı. Oysa, onun önünde, tersine, basit ve sıradan bir yaşam, cimrice verilmiş bir armağan gibi, yılları parmakla sayılabilecek ve insan tanıyana kadar eriyip gidecek küçücük insani bir gençlik vardı.''

Tatar Çölü, Dino Buzzati (Sayfa 75 - İletişim Yayınları)Tatar Çölü, Dino Buzzati (Sayfa 75 - İletişim Yayınları)
EsengüL 
16 Şub 09:03 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

"Demek ki şarkı söyleyen, bir asker, soğuğa, cezalara ve aşka duyarlı bir adam değil, düşmanca dikilen dağdı."

Tatar Çölü, Dino Buzzati (Sayfa 77 - İletişim Yayınları)Tatar Çölü, Dino Buzzati (Sayfa 77 - İletişim Yayınları)
Suat Özmen 
14 Şub 13:07 · Kitabı okudu · İnceledi · 9/10 puan

''İnsanlar açısından, her ne kadar yılların nasıl geçtiği tam anlaşılmamış olsa da, zaman katedilmesi gereken uzun bir yol oluşturmuştur.''

Tatar Çölü, Dino Buzzati (Sayfa 197 - İletişim Yayınları 16. Baskı)Tatar Çölü, Dino Buzzati (Sayfa 197 - İletişim Yayınları 16. Baskı)
Suat Özmen 
14 Şub 13:10 · Kitabı okudu · İnceledi · 9/10 puan

''Zaman geçiyordu; insanları hiç düşünmeden , dünyada gidip geliyor, güzel şeyleri solduruyor; ve henüz adı bile konmamış yeni doğmuş bebekler de dahil olmak üzere hiç kimse onun elinden kurtulamıyordu.''

Tatar Çölü, Dino Buzzati (Sayfa 203 - İletişim Yayınları 16. Baskı)Tatar Çölü, Dino Buzzati (Sayfa 203 - İletişim Yayınları 16. Baskı)
Suat Özmen 
14 Şub 14:25 · Kitabı okudu · İnceledi · 9/10 puan

''Artık tasalanmaktan vazgeç, artık en zor olanı başardın. Sancılar üzerine çullansa da, seni avutacak müzik olmasa da, bu harikulade gecenin yerine tatsız sisler gelse de, sonuç aynı olacaktır. En zor olan bitti artık, kimse seni engelleyemez.''

Tatar Çölü, Dino Buzzati (Sayfa 232 - İletişim Yayınları 16. Baskı)Tatar Çölü, Dino Buzzati (Sayfa 232 - İletişim Yayınları 16. Baskı)
Suat Özmen 
14 Şub 13:05 · Kitabı okudu · İnceledi · 9/10 puan

''İnsanların her zaman birbirlerinden uzakta olduklarını fark etti, birisi acı çektiğinde, acısı sadece kendisine ait oluyor, hiç kimse o acıyı birazcık olsun dindiremiyordu; bir insan acı çektiğinde, duydukları sevgi ne denli büyük olursa olsun, diğerlerinin bu yüzden acı çekmediklerini ve yaşamdaki yalnızlığı işte bu durumun oluşturduğunu fark etti.''

Tatar Çölü, Dino Buzzati (Sayfa 193 - İletişim Yayınları 16. Baskı)Tatar Çölü, Dino Buzzati (Sayfa 193 - İletişim Yayınları 16. Baskı)
Suat Özmen 
04 Şub 17:56 · Kitabı okudu · İnceledi · 9/10 puan

''Başlangıçta hep böyledir. Yeni gelenler kazanır. Herkes için durum aynıdır, insan gerçekten güçlü olduğunu zanneder ama bu yalnızca yeni gelmiş olmanın yarattığı bir durumdur, sonunda diğerleri de sistemimizi öğrenir ve günün birinde bakarsınız hiçbir şey yapamıyorsunuz.''

Tatar Çölü, Dino Buzzati (Sayfa 72 - İletişim Yayınları)Tatar Çölü, Dino Buzzati (Sayfa 72 - İletişim Yayınları)
Suat Özmen 
04 Şub 18:11 · Kitabı okudu · İnceledi · 9/10 puan

''Önünde öyle çok zaman vardır ki! Tek bir yıl bile ona bitmek tükenmezmiş gibi görünüyordu ve güzel yıllar başlamaktaydı; yıllar sonu gözükmeyen sınırsız bir diziye, insanın uğruna biraz sıkılmayı göze alabileceği halen hiç el değmemiş ve görkemli bir hazineye benziyordu.''

Tatar Çölü, Dino Buzzati (Sayfa 75 - İletişim Yayınları)Tatar Çölü, Dino Buzzati (Sayfa 75 - İletişim Yayınları)