Neden yaşarız? Hayattan ne bekleriz? Kaderimiz mi bizi, yoksa biz mi kaderimizi yönetiriz? Bu ağır ilerleyen etkileyici psikolojik romanında okuruna derin sorular sorduruyor Dino Buzzati. Ve sıklıkla yaşadığımız tüm gönülsüz kabullenişlerimizi, yanı sıra özellikle askerlik mesleğini, yine aynı çarpıcılıkta, müthiş hicvediyor.
Genç ve umut dolu subay Giovanni Drago’nun; sapa bir yerde, Tatar Çölü sınırındaki Bostiani kalesinde geçen sıkıcı ömrünü, kahramanının ağzından aktarıyor okuyucusuna. İlk gördüğünde duyduğu hayal kırıklığı ile hemen geri dönmek istediği, komutanının emri nedeniyle ile sadece 4 ay kalmayı zorla kabul ettiği bu sapa, bakımsız, sıkıcı kale nasıl Drago’nun tüm hayatının merkezi olur, bunu anlatıyor. Umut dolu, gencecik bir adam nasıl ürkek, bezgin, kaderci birine dönüşebilir; adım adım paylaşıyor. Çoğumuzun aşina olduğu depresif bir ruh halini mükemmel betimliyor.
Kahraman olma hayalleri kuran genç Drago bu sıkıcı kaleye vardıktan sonra her geçen gün ortamın düzenine daha çok alışır, alışkanlıklarla çevrelendikçe hayallerinden uzaklaşır, hayallerinden uzaklaştıkça değişik bir şeyler yapma arzusunu ve enerjisini kaybeder. Hedeflerinden vazgeçtiğini kendine hiçbir zaman itiraf etmez o; yapacaktır; ancak yarın, ya da haftaya, ya da sonraki aya, bir sonraki yıla… Karar vermemenin getirdiği rahatlığa, şimdinin çok kullanılan terimi ile “konfor alanı”na yürekten bağlanır. Aslında farkındalığı yüksektir; eşi, dostu, arkadaşları ile karşılaştırdığında hayatının boşluğunu, ellerinden kayıp gittiğini duyumsar. Öte yandan kendi hayatının direksiyonuna geçebilmesi için gereken o ilk adımı atamaz bir türlü; sürekli, ama sürekli öteler. O, bu sarmalın içinde yılları tüketirken, Buzzati çoğumuzun benzerlerini yaşadığımız ve vazgeçilmez addettiğimiz rutinleri