Giriş Yap

Dino Buzzati

Yazar
8.3
3.825 Kişi
Unvan
İtalyan Romancı, Öykü Yazarı, Ressam, Şair ve Gazeteci
Doğum
Belluno, İtalya, 16 Ekim 1906
Ölüm
Milano, İtalya, 28 Ocak 1972
Yaşamı
Dino Buzatti, 16 Ekim 1906 tarihinde İtalya'da San Pellegrino'da doğdu. Ailesi sonradan Milano'ya yerleşti. Buzzati, hukuk fakültesini bitirdikten sonra, Corriera della sera gazetesinde çalışmaya başladı. Onu sonraki yazarlık yaşamına hazırlayan üç tutkusu vardı: Dağ, resim, şiir. İlk romanı olan Barnabo delle Montagne'yi 1935'te yazdı. Başyapıtı sayılan Tatar Çölü'nü 1940'da yayınladı. 1939'da Corriera della sera adıans avaş muhabiri olarak Addis Ababa'ya gitti ve gözlemci olarak da olsa, katıldığı çarpışmaları yazdı. Buzzatı'nin ayrıca Il Segreto del Bosco, Vecchio, I sette messaggeri, Paula alla Scala, Il gtande ritratto, Sessanta racconti Il Colombre gibi yapıtları yanında tiyatroya uyarlanmış çalışmaları ve resimleri de vardır. Üslubu, birçok bakımdan Kafka'ya benzetilen Buzzati değeri geç anlaşılmış bir yazardır. Hatta önce kendi memleketi olan İtalya'da değil, Fransa'da ilgi görmüştür. 28 Ocak 1972'de Milano'da ölmüştür.

İncelemeler

Tümünü Gör
232 syf.
·
13 günde
·
Beğendi
·
10/10 puan
Tatar Çölü, yalnızlığın, yanlış tercihlerin, alışmanın, vazgeçememenin, beklemenin, umut etmenin, acı çekmenin, özlemenin, yaşamın, ölümün kitabı... Kısacası insan hayatı içerisinde yer alan en gerçek duyguların kitabı. Yalnızlık ömür boyudur. İnsan ne kadar büyük kalabalıklar içerisinde bulunursa bulunsun yalnızdır. Ne yaparsa yapsın bu uçsuz bucaksız yalnızlık hissini, yüreğindeki o kocaman boşluğu söküp atamaz. Bir yakınımız öldüğünde, en yakın arkadaşımızla kavga ettiğimizde, sevgilimizden ayrıldığımızda o yalnızlık hissini en derin şekilde yaşarız. Çünkü beklemediğimiz ve hiç ummadığımız bir durumla karşı karşıya kalmışızdır. İşte o an yüreğimizin sesini dinlediğimizde ne kadar yalnız olduğumuzun farkına varırız. Ve hiç kimse bu yalnızlık hissimize gelip de çare olamaz. Çünkü acı çektiğimizde o acımız sadece kendimize aittir. Bize özeldir. O acıyı birazcık olsun dindirmemiz, acımızdan bir parça olsun alıp başkasına vermemiz mümkün değildir. Kurulacak hiçbir cümle veya söylenecek söz acımızı dindirmeye, yaralarımıza merhem olmaya yetmez. İşte o zaman anlarız ki, yalnızızdır, hem de yapayalnız... Yalnızlığımızın içerisinde hep bir bekleyiş, hep bir umut ediş vardır. Bir gün, yıllar boyunca beklediğimiz ve olmasını hayal ettiğimiz şeyler olacak diye bekleriz. O kutlu günü iple çekeriz. Geleceğin bizim için çok daha güzel bir hayat hazırladığını umut ederiz. Hatta bütün hayatımızı belki de o beklediğimiz gaye uğrunda gözümüzü kırpmadan harcarız. Yıllarımızı, senelerimizi o kutlu gün için feda ederiz. O gün geldiğinde bütün çabalarımızın ve emeklerimizin karşılığını bulacağını ve o günden sonra çok daha güzel bir hayata sahip olacağımızı umut ederiz. Peki ya o beklediğimiz kutlu gün hiç gelmezse? Daha doğrusu kitaptaki soruyu direkt sorayım: "Ya, gayet sıradan bir yazgıya sahip sıradan biri olarak yaratılmışsak?” İşte Tatar Çölü, böyle yoğun ve gerçekçi bir şekilde yalnızlık hissi ile bekleme hissini okura geçirebilen bir kitap. Yazarın oldukça hüzünlü ve efsunlu bir dili var. Sanki en basit cümleleri bile kurarken arka fonda hüzünlü bir müzik çalıyormuş gibi hissediyorsunuz. İnsanın yalnızlığını ve hayal kırıklıklarını anlatırken yalnızlığı ve hayal kırıklığını tam yüreğinizde hissediyorsunuz. Bir anda hüzünleniyorsunuz. Yüreğiniz daralıyor. Kitabın kahramanı olan Giovanni Drogo'ya elinizi uzatıp kitaptan çıkarmak istiyorsunuz. İşte bu kitap, yukarıda da yazdığım gibi, hayatı, yalnızlığınızı, alışkanlıklarınızı, beklentilerinizi, değerlerinizi, her şeyinizi sorgulatıyor. Tatar Çölü Giovanni Drogo'nun otuz yılını anlatan bir roman. Romandaki mekanlar, şehir ve Bastiani Kalesi. Kalenin kuzeyi çöl, Tatar çölü. Issızlığın ortasında yıllarını harcayan ve umutla bir şeylerin olmasını bekleyen binlerce asker... Sadece bu paragraf bile kitabın konusunu tasvir etmeye yeterli aslında. Ama biraz daha derinleştirmekte fayda var. Giovanni Drogo, askeriyeden ilk görev yeri olarak kuzeyinde ıssız Tatar çölü bulunan Bastiani Kalesi'ne atanan bir subaydır. Drogo'nun Bastiani Kalesi’ne gidişi ile roman başlar. Kahramanımız, burada kalmak istemese bile zamanla alışkanlıkların ve rahatlığının etkisi ile kalede yıllarca kalmaya karar verir. Bu karar onun hayatındaki en önemli ve bütün hayatını etkileyen karar niteliğindedir. Aslında Drogo başlangıçta hemen geri dönmek ister ancak hastalık gerekçesiyle gitmenin mesleğine zarar vermesinden çekinerek dört ay kaldıktan sonra gitmesinin uygun olduğuna karar verir. Bu karardan sonra, kale bir takıntı, beklenen serüvenin gerçekleşeceğine inanılan yer, umut, kahramanca bir yazgının beklentisini körükleyen yer haline gelir. Bastiani kalesi artık Drogo'nun gitme gücünü elinden almıştır. Nasıl mı? Drogo zamanla kaleye alışır ve buradaki rahatlığından vazgeçemez. Zamanla Tatar çölüne olan tutkusu ve çölün derinliklerinden geleceğine inandığı kahraman yazgısı onu şehir yaşantısından daha çok cezbetmeye başlar. Kısacası kaleye alışır ve bu alışkanlık Drogo'nun yaşamında birçok şeyden vazgeçmesine sebep olur. Sonuçta tercih Drogo'nun tercihidir ve kalede kalma tercihi Drogo'yu hayallerinden oldukça uzak bir yere götürür ve arkasından kapıyı kilitler. Artık Drogo alışkanlıklarının ve umutlarının kölesi olmuştur. Aslında Drogo'nun Bastiani Kalesi'ne ilk gittiği zamanlarda kale ile ilgili kurduğu şu cümle her şeyi açıklıyor: "Burada her şey bir feragati andırıyordu; ama ne uğruna, hangi gizemli şey uğruna bir feragatti bu?" Yine kitabın içerisinde yer alan ve Drogo'nun tercihini en iyi özetleyen cümlelerden birisi de şu cümledir: "Belirli bir zamanda, arkamızda bir kapı kapanır ve bir şimşek hızıyla kilitlenir; geri dönecek zaman kalmamıştır." Son olarak, hayatımızda değişiklik yapmaktan ve alışkanlıklarımızdan vazgeçmekten korkmamalıyız. Bu hayat bizim hayatımız ve alışkanlıklarımızın veya kararlarımızın kölesi olmamalıyız.Çünkü alışkanlıklarımız ve geri dönemediğimiz kararlarımız, biz fark etmeden öylesine büyür ve vazgeçilmez olur ki, bir gün bir bakmışız hayatımızın sonuna gelmişiz ve elimizde hiçbir şey yok... "Bir sayfa, böylece, yavaşça çevrildi ve tüketilmiş günlere eklenerek öbür tarafa geçti, şimdilik biriken sayfalar ince bir cilt oluşturmakta ama buna karşılık kalan sayfalar bitmek bilmez bir hacim sunmaktadır. Ama yine de biten bir sayfadır, teğmenim, yani yaşamın bir parçası."
·
12 yorumun tümünü gör
Reklam
232 syf.
·
4 günde
Modern insanın trajedisi!
Dünya ve İtalyan edebiyatının en önemli isimlerinden biri de
Dino Buzzati
'dir. Buzzati, Venedikli bir ailenin ikinci çocuğu olarak Bellona'da dünyaya geliyor. Varlıklı bir ailede dünyaya geldiği için kendisini çok yönlü olarak yetiştiriyor. Asıl mesleği gazetecilik olmasına rağmen, edebiyat, şiir ve resimle de çok yakından ilgileniyor. • • • En önemli eseri sayılan "
Tatar Çölü
"yle dünya edebiyatında önemli bir yer ediniyor. Melankolik bir modern zaman eleştirisi olarak görülen eser, varoluşcu edebiyatın temel köşe taşlarından biri olarak ifade ediliyor. Bunun nedenini romanın kahramanı teğmen Giovanni Drogo'nun hikâyesini okurken daha iyi anlıyor insan. • • • Teğmen Drogo'nun hikâyesi askeri okulu bitirip, kuş uçmaz, kervan geçmez bir yer olan Bastiani Kalesi'ne atanması ve bir eylül sabahı yola çıkmasıyla başlıyor. Buzzati, teğmen Drogo'nun hikâyesi üzerinden umudu, umutsuzluğu, yanlış tercihleri, bağlanmayı, tekdüze yaşamı, monotonluğu, yalnızlığı, bekleyişi, inatlaşmayı, insanın kendi kendini kandırmasını harika bir şekilde gözler önüne seriyor. Bunu öyle güzel ve nahif bir dille yapıyor ki insanın yaşamı bir sinema şeridinden akar gibi gözlerinin önünden geçiyor. • • • Buzatti tüm bunları yaparken kale, çöl ve Tatarları bir metafor olarak kullanıyor. Öyle ki teğmen Drogo'nun, Bastiani Kalesi'nde kendisi için inşa ettiği dünyanın esaretine girmesi karşısında bizlere, ellerimizle inşa ettiğimiz kalelerimizin dört duvarı arasına kendimizi bir ömür boyu nasıl hapsettiğimizi hatırlatıyor. Yine teğmen Drogo'nun çölün insana sonsuzluk duygusu veren ikliminde kendine bir umut yaratıp ömrünü heder etmesi karşısında bizlere, yapmak istediklerimizi belirsiz bir geleceğe sürekli erteleyerek yaşamımızın bir kuş gibi ellerimizden nasıl uçup gidebileceği uyarısında bulunuyor. • • • Gerçekten de, "Tatar Çölü", modern zamanların insanını esareti altına alan alışkanlıkları, tek düze yaşamı, monotonluğu, yalnızlığı, yabancılaşmayı, belirsiz bir gelecekte yaşama hastalığını, kör umudu ve hayal kırıklıklarını sorgulamak açısından etkileyici bir eser. Her ne kadar kitap başlarda durağan bir şekilde ilerlese de okudukça yaşattığı duygularla insanı kendine bağlıyor. Kitabı bitirdiğinizde ise teğmen Drogo'nun hikâyesi tüm ağırlığıyla omuzlarınıza çöküyor ve "ah Drogo!", "ah yaşamım!" demekten kendinizi alamıyorsunuz. • • • Velhasılı, Kafka'yı andıran melankolik havası ve sade diliyle okuyanı kendisine hayran bırakan ve tüm yaşamımıza ayna tutarak kendimizle yüzleşmemizi sağlayan hüzünle okuduğum bu başyapıtı, ilgi duyan tüm kitap dostlarına içtenlikle tavsiye ederim. Bastiani kalesinde teğmen Drogo'nun "Önünde öyle zaman vardı ki! Tek bir yıl bile ona bitmez tükenmezmiş gibi görünüyordu..." (s. 75). Çoğu zaman bize de öyle gelmiyor mu? Çok geç kalıp zamanın içinde kaybolup gitmeden "an"ın kıymetini bilmemiz dileğiyle... Sevgiyle ve kitapla kalın!
·
3 yorumun tümünü gör
205 syf.
·
3 günde
·
Beğendi
·
8/10 puan
Eylemsizliğe yenilmek
Neden yaşarız? Hayattan ne bekleriz? Kaderimiz mi bizi, yoksa biz mi kaderimizi yönetiriz? Bu ağır ilerleyen etkileyici psikolojik romanında okuruna derin sorular sorduruyor Dino Buzzati. Ve sıklıkla yaşadığımız tüm gönülsüz kabullenişlerimizi, yanı sıra özellikle askerlik mesleğini, yine aynı çarpıcılıkta, müthiş hicvediyor. Genç ve umut dolu subay Giovanni Drago’nun; sapa bir yerde, Tatar Çölü sınırındaki Bostiani kalesinde geçen sıkıcı ömrünü, kahramanının ağzından aktarıyor okuyucusuna. İlk gördüğünde duyduğu hayal kırıklığı ile hemen geri dönmek istediği, komutanının emri nedeniyle ile sadece 4 ay kalmayı zorla kabul ettiği bu sapa, bakımsız, sıkıcı kale nasıl Drago’nun tüm hayatının merkezi olur, bunu anlatıyor. Umut dolu, gencecik bir adam nasıl ürkek, bezgin, kaderci birine dönüşebilir; adım adım paylaşıyor. Çoğumuzun aşina olduğu depresif bir ruh halini mükemmel betimliyor. Kahraman olma hayalleri kuran genç Drago bu sıkıcı kaleye vardıktan sonra her geçen gün ortamın düzenine daha çok alışır, alışkanlıklarla çevrelendikçe hayallerinden uzaklaşır, hayallerinden uzaklaştıkça değişik bir şeyler yapma arzusunu ve enerjisini kaybeder. Hedeflerinden vazgeçtiğini kendine hiçbir zaman itiraf etmez o; yapacaktır; ancak yarın, ya da haftaya, ya da sonraki aya, bir sonraki yıla… Karar vermemenin getirdiği rahatlığa, şimdinin çok kullanılan terimi ile “konfor alanı”na yürekten bağlanır. Aslında farkındalığı yüksektir; eşi, dostu, arkadaşları ile karşılaştırdığında hayatının boşluğunu, ellerinden kayıp gittiğini duyumsar. Öte yandan kendi hayatının direksiyonuna geçebilmesi için gereken o ilk adımı atamaz bir türlü; sürekli, ama sürekli öteler. O, bu sarmalın içinde yılları tüketirken, Buzzati çoğumuzun benzerlerini yaşadığımız ve vazgeçilmez addettiğimiz rutinleri çarpıcı şekilde sorgulatır okuyucusuna. İstemediğiniz bir bölümde okuyor ve mezun olunca farklı bir iş mi yapmak istiyorsunuz? Sevmediğiniz ve bir gün mutlaka değiştirmeye kendinize söz verdiğiniz bir mesleğiniz mi var? Ya da mutlu olmadığınız ve uygun zamanı bulduğunuzda ayrılmayı planladığınız bir eşiniz? İçinde boğulduğunuz gelenekleriniz? Tutkusunu yitirmiş bir hayatınız? Buzzati bize acımasızca gösteriyor ki, ilk adımı bugün atmazsak ileride atmamız çok ama çok daha zor olacak. Alışkanlıklar, yeni bağlılıklar ve bilineni yaşamanın verdiği o sıcacık rahatlık bizi bir kıskaç gibi sarmalayacak. “Alışkanlıkların uyuşukluğu” diyor buna Drago… Ve askerlik… Asla kimsenin geçmeyeceği bir boğazı korumak için kuş uçmaz, kervan geçmez bir kaleye tıkılan yüzlerce genç adam. Kahraman olma hayalleri ile gelmişken, hiçbir gereği olmayan ve yönetmeliklerde yazdığı için yapılan bir dolu gereksiz faaliyet; bomboş arazi kenarında tutulan nöbetler, nöbet değişim törenleri, silah as/indir, bayrak çek/indir, selam dur, sıraya gir, parola ezberle, parolayı bilmeyen arkadaşını düşman olmadığını bile bile vur ve uygun adım marş marş marş… Kahramanımızın sözleri ile “savaş olmasını bekleyen, bunun için uygun fırsat kollayan ama hiçbir şey olmadığı için talihine küsen” bir dolu insan. 1906 doğumlu, iki savaşı da yaşamış, İkinci Dünya Savaşı’nda faşist İtalya’nın askerlerinden biri olarak gönülsüzce görev yapan yazarımızın gözü ile askerlik mesleğine içeriden bir bakış… Çarpıcı bir üslubu var Buzzati’nin;
Franz Kafka
’dan çok etkilendiği belli. Kafka gibi, inanılmaz ağır tempoda ilerleyen ve tümüyle kahramanının iç dünyasına odaklanan yazım tarzını ben çok beğendim. Hatta, eylemsizliğine yenilmiş insanları temsilen Drago’nun bu hikayesini,
Samuel Beckett
’in “
Godot'yu Beklerken
”ine,
Yaşar Kemal
’imizin “
Tek Kanatlı Bir Kuş
”una da benzettim. Bu tarzı seviyorsanız, kaçırmayın derim.
Tatar Çölü
8.4/10 · 8,6bin okunma
·
Reklam
2
4
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.26.42