H.tugce profil resmi
399 okur puanı
08 Mar 2019 tarihinde katıldı.
  • HAKÎKATİN MASALI //
    MASALIN HAKÎKATİ...

    Bir varmış, bir yokmuş...
    "Bir" hep varmış, ezelden beri varmış da, ondan başka "Bir" yokmuş...
    Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde... Ve rûhum kan içinde, canım Cânân içinde... Sırlı bir ân içinde, meçhul mekân içinde...
    Yürürüm yürürüm varılmaz, ararım ararım bulunmaz, Kaf Dağı'nın ardında, elmas kuşlar yurdunda, bu masala kulak kabartan kişi, nerede olmak isterse, işte orada... Belki hiç yok öyle bir yer, belki de tam şurada...
    Uzakların bile ayaklarını yoran uzak mı uzak bir ülkede, ayın ondördüne parmak ısırtan, saçlarına dokunmak için geceyi sabırsızlandıran, uyku mahmuru gözlerine süzülmek için güneşi telaşlandıran bir Mahperi yaşarmış...
    Değil mi ki, herkes mutlaka bir Sevgili'ye aşıktır da, Aşk'ın kendisi, adına "İmkânsız" denilen bir güzele âşıktır...
    Gün gelmiş, kırk yamalı abasından başka hiçbir şeyi olmayan, yalınayağını dikenler yaralamasın diye, ayaklarına çamur sıvayan, cılız mı cılız, kara-kuru, teni sarı, kalbi duru bir delikanlı âşık olmuş, güzeller güzeli, zenginler zengini, sedeften sarayların Prensesi Mahperi'ye...
    Gönüldür bu Efendim... Akıl dümenini bir defâ eline almayagörsün...
    Sabah dememiş, akşam dememiş, Mahperi'nin peşinde dolaşmaya başlamış fukarâ delikanlıcağız... Tenhâda da düşmüş Ay Yüzlü'nün peşine, kalabalıkta da... Sarayının çevresini de mesken tutmuş, pazar meydanını da...
    Mahperi de farkındaymış aslında sessiz ve değersiz gölgenin. Farkındaymış farkında olmasına da, tenezzül bile etmemiş, takip edilişinden rahatsız olmaya...
    Günler birbirini kovalaya dursun, garip âşık da kovalamış durmuş bir vuslat umudunu...
    Ve nihayet, Efendimin âlâsına söyleyeyim, dayanamamış daha fazla Mahperi... Çok güneşli, huzurlu ve sakin bir günde, hiç beklenmeyen bir kum fırtınası gibi dönüvermiş yüzünü, perişan âşığına:
    -Nedir bu edepsizliğin Ey dilenci kılıklı ucûbe ?!... Ne diye dolaşmaktasın peşimde vakit-saat bilmeden?!...
    Yüzünü ayağının altına alır sefil delikanlı... Yâr dilinden işittiği hakaretlerin her birini, som altından bir şeref madalyası bilip, takar boynuna...
    -Ben... der delikanlı... Âşığım sana...
    Hiç şaşırmamıştır Mahperi. Nice şehzâdeler, ismi namlı beyzâdeler âşık olmuşlardır onun güzelliğine ne de olsa... Kızmıştır aksine... Ne büyük bir tahkirdir bu... Böylesi bir çul yoksunu tarafından sevilmek...
    -Sen mi ?... der delikanlıya. Bu hâlinle mi?... Bu fakirliğinle, boyundan büyük sefilliğinle mi?... Hâline bir bak da acıyıver Ey dilenciler meclisinde, dilencileri dahi hâline şükrettiren... Neyin var bana verecek?... Bir nazarımın, maâzallah bir gülüşümün mehirini istesem senden, neyin var bedelini ödeyecek?...
    -Canım var... der delikanlı hiç tereddütsüz... Al canımı, götür pazara... Para mıdır istediğin, servet midir?... Satıver canımı, parası senin olsun ...
    İyice hiddetlenmiştir Mahperi Sultan... Ee, öyle ya, "Ve vardır her vahşi çiçekte gurur..."
    Bu hilkat garîbesine esaslı bir ders vermenin vaktidir o vakit...
    -Öyle mi?... Der Yıldızların Nedîmesi Mahperi. Canın mı var ?... Peki öyleyse, düş önüme. Kaç para ediyormuş bakalım canın...
    Sürükleyiverir boynundan prangalı bir esir misâli pervâsız âşığını köleler pazarına... Ve çıkarıverir, âciz delikanlıyı, mezat sehpâsına...
    Vakit geçer, saat geçer, gün akşama döner, ne ki kimsecikler tâlip olmaz böğürtlen çalısına dönmüş delikanlıya...
    Satılan da, satıcı da umudunu kesmek üzereyken bu ticâretten, yaşlıca bir adamcağız çıkagelir Mahperi'nin köle vitrini tablasına.
    -Bu köle... der yaşlı adam. Senin mi bu?...
    -Benim... der Mahperi, güvercin gerdanlığı boynunu, çiy yorgunu bir gül gibi bükerek...
    O an, dünya bir beşik gibi ırgalanır delikanlının ayaklarının altında. Gözleri kararır, bakışları bulanır... Ve yığılıverir saatlerdir ayakta durduğu tezgâhın üzerine...
    -Ama nasıl?!... Öyle mi?... Öyle mi sâhiden?... Onu kastederek, "benim" mi demiştir Mahperi... Yani o, yâni fakir bir dilenci, "Mahperi'nin midir şimdi o" ?...
    Gözlerini açtığında, çoktan satıldığını, uzunca bir mesâfeye baygın hâlde taşındığını, kendisini satın alan Efendisinin evinde olduğunu farkeder delikanlı...
    -Uyandın mı zavallıcık ? der adam... Buyur, özgürsün, gidebilirsin...
    -Ama neden?... der delikanlı. Siz beni satın aldınız ya...
    -Ben... der adam, rahmetli anacığıma söz vermiştim, o öldükten sonra her yıl bir köle satın alacağıma ve onun ruhuna ecir niyetiyle âzâd edeceğime... Ve şimdi, annemin niyetiyle âzâd ediyorum seni...
    Ve yürüyüp gider delikanlı, sılasıyken gurbet oluveren memleketine...
    Bir-iki gün geçmiş veya geçmemiştir ki, Mahperi Saray selâmlığından çıkıp, sahn-ı bezirgânın yolunu tutmuşken, bir adım ötesinde göz göze geliverir dîvâne âşığıyla...
    -Yine mi Sen... der, a deli, kurtuluş yok mu senden ?...
    Boynunu kırılmışçasına büküverir delikanlı. Bakışları, Sevgili'nin ayakuçlarındadır...
    -Yalvarırım, der... Ey Sevgili... Nazarına da, azarına da sevdâlandığım Sevgili... Yüzünün Nûru hakkı için... Köleler pazarına bir daha götürür müsün beni ?... Ne olur, ne olur Ey parmakları kevser katresi... Bir müşteri daha geliverirse yanıbaşına... Sorarsa bir kişi daha "Bu köle kimin" diye, Ne olur Ey Mehtâb saçlarına tâc olası, "Bu, yolunda çer-çöp olan kölene, bir kez daha "Benim" der misin ?...
  • Velhasıl geçti bitti...
    Herkes hayatına baktı,
    Kaldığı yerden devam etti,
    Yada herşeye en baştan başladı.
    Meğer doğru olan da buymuş
    Bir şey kısmetin değilse
    Ne çok sevmek ne de beklemek hiç birşeyi değiştirmiyormuş...
  • Saçını kesen kadın haklıydı.
    Saç uzardı,
    Geçmeyen yaraydı...
  • KENDİNE BÜYÜ YAPILDIĞINI DÜŞÜNEN BİR DANIŞANIN PSİKOLOGLA OLAN DİYALOĞU
    Deniz, 33 yaşında üniversite mezunu, zengin bir ailenin kızıydı. Babasının maddi durumu iyi olduğu için şimdiye kadar hiç çalışmak zorunda kalmamıştı. Kendisinden 10 yaş büyük olan Arif ise lise ikinci sınıfta okuldan atılmıştı. Tanıştıklarında işsiz olan Arif, denizin babasının iş yerlerinden birinde müdür olarak çalışmaya başlamıştı. Sosyo-kültürel açıdan iki farklı dünyanın insanı olan bu çiftin evliliğine başta herkes karşı çıkmış, ancak Deniz’ in itirazları karşısında boyun eğmişlerdi. Arif iş yerine nadiren uğruyor, eve geç geliyor ve her ay kasada ciddi anlamda açık çıkmasına neden oluyordu. Kadınlarla olan aşırı samimi yazışmalarını başta görmezden gelen Deniz, en son kocasını başka bir kadınla yakalaması üzerine boşanma kararı vermiş ve ayrılmışlardı.
    Bir taraftan acı çekmesine rağmen Arif’ i zaman zaman özlediği oluyordu. Bu durumu ise kendilerine büyü yapıldığı şeklinde açıklıyordu. Bir gün seansta psikoloğuna bir çocukluk anısını anlattı.
    -7-8 yaşlarındaydım. Bizim mahallede Cem diye biri vardı. Ben bu çocuktan hoşlanıyordum. O benden 5 yaş falan büyük olduğu için beni çocuk olarak görüyor, pek umursamıyordu. Ben sürekli ilgisini çekmeye çalışırken o daha çok kendi yaşıtı olan kızlarla ilgileniyordu. Bizim evimiz yüksek bir tepenin en başındaydı. Aşağı doğru inen bir yol ve yolun sonunda da kurumuş bir dere vardı. Babam arabasını evin önüne park ederdi. Kapıları da çoğu zaman kilitlemezdi. Bir gün Cem’ in ilgisini çekebilmek için, “Gel babamın arabasında oynayalım dedim. O şoför mahalline ben de yanına oturmuştum. Oyun sırasında Cem arabanın el frenini indirince araba yokuştan aşağıya doğru hızla inmeye başladı. Tam dereye uçacakken ilk önce ben atladım, ardından da Cem atladı.
    Bu anının oldukça enterasan olduğunu söyleyen psikoloğuna “Nedir enteresan olan?” diye sordu. Psikoloğu yanıtladı:
    Çocukken yaşadığın bu olay: Aynısını bu gün yine yaşamışsın, farkında mısın? Yine çocukluğunda olduğu gibi senden büyük birinden hoşlanıyorsun. Seni sevsin diye uğraşıp duruyorsun. Çocukken Cem’ i arabaya bindirdiğin gibi Arif’ i de evlilik arabasına bindirmişsin. Her iki araba da babanın. Mesela Arif babanın iş yerinde çalışmış. Aynı çocukluğunda arabanın bayır aşağı gitmesi gibi evliliğin de hep bayır aşağı gitmiş. Ne zaman ki dereye uçacağını anlamışsın, arabayı ilk terk eden sen olmuşsun. Ardından da Arif atlamış arabadan. Fakat nedense hep arabayı bayırdan uçuran adamlardan hoşlanmışsın. Olaya böyle baktığın zaman Arif’ ten ayrılmanın büyü olduğuna da inanabilirsin, bütün bunların tesadüf olmadığına da. Buna psikolojide örüntü tekrarı denir. (“Ruhun İnşası” kitabından alıntıdır)
  • 208 syf.
  • "Ne kadar uzun yola gideceğin” dedi beyaz saçlı adam, “heybene azık diye ne doldurduğundan anlaşılır.”
  • Karanlığın insanı delirten bir ihtişamı vardır
    Yıldızlar aydınlık fikirler gibi havada salkım salkım
    Bu gece dağ başları kadar yalnızım

    Çiçekler damlıyor gecenin parmaklarından
    Dudaklarımda eski bir mektep türküsü
    Karanlıkta sana doğru uzanmış ellerim
    Gözlerim gözlerini arıyor durmadan
    Nerdesin?
  • Daha kaliteli bir hayat için;
    Kitap okuyun,
    Kolay kolay söz vermeyin,
    Insanlara saplantılı derecede bağlanmayın
    Anlamadan yargılamayın,
    Her söylenene inanmayın,
    Çok dinleyip az konuşun ve ...
    Telefonu kapatıp hayata dönün
  • Kuş, karnını doyurduktan sonra
    döndü ve gitti..
    Kalanında gözü kalmadı..
    Yanıma alırım, saklarım, yarın yerim demedi..
    Her yer karlı, bir daha acıkınca yiyecek bulur muyum diye endişe etmedi..
    Çünkü;
    Rızkın sahibinden şüphesi yoktu..
  • _______''ETME''_______

    duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun etme

    başka bir yar başka bir dosta meylediyorsun etme

    sen yad eller dünyasında ne arıyorsun yabancı
    hangi hasta gönüllüyü kastediyorsun etme

    çalma bizi bizden bizi gitme o ellere doğru
    çalınmış başkalarına nazar ediyorsun etme

    ey ay felek harab olmuş alt üst olmuş senin için
    bizi öyle harab öyle alt üst ediyorsun etme

    ey makamı var ve yokun üzerinde olan kişi
    sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun etme

    sen yüz çevirecek olsan ay kapkara olur gamdan
    ayın da evini yıkmayı kastediyorsun etme

    bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan
    gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun etme

    aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer
    aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun etme

    ey cennetin cehennemin elinde olduğu kişi
    bize cenneti öyle cehennem ediyorsun etme

    şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize
    o zehiri o şekerle sen bir ediyorsun etme

    bizi sevindiriyorsun huzurumuz kaçar öyle huzurumu bozuyorsun sen mahvediyorsun etme

    harama bulaşan gözüm güzelliğinin hırsızı
    ey hırsızlığa da değen hırsızlık ediyorsun etme

    isyan et ey arkadaşım söz söyleyecek an değil
    aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun etme

    Mevlana Celaleddin Rumi
399 okur puanı
08 Mar 2019 tarihinde katıldı.

Okuduğu kitaplar 44 kitap

  • Küçük Kara Balık
  • Eylül
  • Ruhun İnşası
  • El-Âdâb
  • Azazel
  • Yine Seninle Geldi Hayat
  • Ana
  • Tatar Çölü
  • Hayvan Çiftliği
  • Ben, Kirke