• 1-Madame Bovary/Flaubert
    2-Zenciler/Jean Genet
    3-Yeryüzünün Lanetlileri/Frantz Fanon
    4-Bekleyiş-Unutuş/Maurice Blanchot
    5-Platonun Eczanesi/Jacques Derrida
    6-Nietzche ve Felsefe/Gilles Deleuze

    3 gündür karar veremiyorum kafam bir ona bir diğerine gidiyor 😄
  • İstanbul benim için daha manalı oldu artık. Gelemesem de gözlerine hayran olduğum bir kız var orda. Gidip onunla belki de aynı banka oturacağım. O havayı teneffüs edeceğim. Belki martılar denizdeki bana senden haber getirecek. Kalk diyecekler o banka oturmamıştı o gözlerine vurulduğun kız. O simitçiden değil şu ilerdekinden simit almıştı. Al bir simit dağılan duyguların gibi saç denizlere ve biz onu yiyelim ve balıklar yesin, onlarda nasiplensin. Haber versinler senden, başka denizlerde gözleri güzel olan kızları bekleyen aşıklara. Desinler ki karşı kıyıda bir adam var. Gelmeyecek olanı bekliyor. Umutlu bir bekleyiş ama belki de hiç sona ermeyecek olan. Tüm derya duyacak gözlerini ve balıklar ve tabi ki martılar her gün seni o simitçinin karşısında bekleyecek. Gelse de derimizden parlak ve evimizden mavi olanı bir görebilsek diye.
  • Geleneğin boğucu darlığına ve tekdüzeliğine tıkılıp kalmış, dış düşmanların ve dirençlerin yokluğunda sabırsızca kendini paralayan, kendi peşine düşen, kendini kemiren, kurcalayan, hırpalayan insan, kendini kafesinin parmaklıklarına vura vura yaralayan, bu “ehlileştirmek” istenilen hayvan, bu yoksun olan ve çöle duyduğu sıla özleminin yiyip bitirdiği, kendi kendinden bir serüven, bir işkence yeri, güvenliksiz ve tehlikeli bir yabanıllık yaratmak zorunda kalmış olan insan - bu deli, bu özlem çeken ve umutsuz tutsak “vicdan rahatsızlığının mucidi oldu. Ama bununla, insanlığın bugün bile atlatamamış olduğu, en vahim ve en dehşetli hastalığın yolu açıldı; insanın insandan, kendinden acı çekmesi: hayvan olarak yaşadığı geçmişinden zorla koparılmasının, yeni durumlar ve varoluş koşullan içine düşmesi ve adeta yuvarlanmasının, o ana kadar kuvvetinin, hazzının, korkunçluğunun temellerini oluşturmuş olan içgüdülere karşı açılmış savaşın sonucu olarak. Öte yandan bu kendine karşı dönmüş, kendine karşı cephe almış hayvan ruhu olgusunun beraberinde yeryüzüne ne denli yeni, derinlikli, duyulmadık, muammalı, çelişkili ve gelecek vaat eden bir şey getirmiş ve böylece yeryüzünün görünüşünü önemli ölçüde değiştirmiş olduğunu da hemen ekleyelim. Böylece başlayan ve sonu da henüz görünmeyen bu oyunun layıkıyla takdir edilebilmesi için tanrısal seyirciler gerekmişti gerçekten de - herhangi gülünç bir gezegende, anlamsızca ve dikkat çekmeksizin oynanmasına göz yumulamayacak denli ince, harikulade ve paradoksal bir oyun! O zamandan beri, Herakleitos’un “koca bebeği”nin, adı ister Zeus ister rastlantı olsun, oynarken attığı zarların en beklenmedik ve heyecan verici olanları arasında yer alıyor insan, - sanki onunla birlikte bir şey kendisini bildiriyor ve hazırlıyormuşçasına, insan sanki amaç değil de yalnızca bir yol, bir ara durum, bir köprü, bir büyük vaatmişçesine bir ilgi, heyecanlı bir bekleyiş, bir umut, handiyse bir kesinlik uyandırıyor kendisi hakkında...
  • Baskı altındakiler, ezilmişler, zulme uğramışlar aczin öç peşinde koşan hilekârlığıyla şuna inandırırlarsa kendilerini: “kötülerden farklı olalım biz, iyi olalım! Ve zulmetmeyen, kimseyi yaralamayan, saldırmayan, misillemeyen, öç almayı Tanrı'ya bırakan, bizler gibi gizlide yaşayan, tüm kötü şeylerden uzak duran ve yaşamdan fazla bir şey beklemeyen herkes iyidir; tıpkı biz sabırlı, alçakgönüllü, adil olanlar gibi.” - bu aslında, soğukkanlı ve önyargısız dinlendiğinde, “biz zayıflar, zayıfız işte; yapmaya gücümüzün yetmediği hiçbir şeyi yapmamakla iyi ediyoruz.” demekten başka bir şey değildir - ama bu acı gerçek, büyük bir tehlike anında, “çok fazla” bir şey yapmamak için kendilerini ölüymüş gibi gösteren böceklerde bile bulunan bu en adi türden akıllılık, aczin kalpazanlığı ve kendini aldatmacası sayesinde her şeyden el etek çekmiş, sessiz, bekleyiş içindeki erdemin şatafatına büründü, sanki zayıfın zayıflığı - ki bu aslında onun özü, etkimesi, kaçınılmaz ve ondan ayrılamaz biricik ve tüm gerçekliğidir - iradeye bağlı bir işmiş, bir istenmişlik, seçilmişlik, bir eylem, bir kazanımmış gibi.
  • Allahım ! Bir bekleyiş içinde olanlara, beklediklerini nasip et !

    ‘ Hz. Yakup ( a.s ) ‘

    Hayırlı Cumalar 🌷
  • "Sen, beni asla, asla tanımayan, bir su birikintisinin yanından geçercesine yanımdan geçip giden, bir taşa basarcasına üstüme basan, hep, ama hep yoluna devam eden ve beni sonsuz bir bekleyiş içerisinde bırakan sen, kimsin ki benim için?"