• Sen, beni asla, asla tanımayan, bir su birikintisinin yanından geçercesine yanımdan geçip giden, bir taşa basarcasına üstüme basan, hep, ama hep yoluna devam eden ve beni sonsuz bir bekleyiş içerisinde bırakan sen, kimsin ki benim için? 

    Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu, Stefan Zweig .
    .
  • 96 syf.
    Ferday-ı Garam dan sonra okuduğum ikinci Mehmet Rauf kitabı Kan Damlası. Dönemin ilk polisiye eser örneklerinden olması nedeniyle Türk Edebiyatında yeri vardır. Dil gayet sade, kitap oldukça akıcı... Zaten "Ne okusam" diye düşünürken, kendimi Kan Damlası 'nda sürükleniyor bulmamın nedeni de bu...

    Aynı biçimde işlenmiş cinayetler, maktullerin alınlarındaki kan damlası, ellerine sıkıştırılmış NUMARA 1, NUMARA 2...ibareleri yazılı kağıtlar doğal olarak cinayetlerin aynı kişi- kişilerce işlenmiş olduğunu gösteriyor. "Sıradaki kim" sorusu ev halkının günlerini korkuyla geçirmelerine sebep olurken, polis muavini Hayret incelemeye dahil olarak hayret verici bir çaba harcıyor. Pek tabii neticede katili ele geçiriyor. Ama bakın nasıl:

    Katil, Hayret'e birebir karşılaşmak isteğini söylüyor, "senden başka gelen olursa beni bulamazsın " diyerek. Buluşma yeri bir harabe...

    Kestiiiikkk... Burada şunu düşünüyorum; ya harabeye patlayıcı yerleştirmiştir, ya da daha korkunç bir tuzak hazırlamıştır, dallanıp budaklanıyor ihtimaller...

    Fakat o da ne?

    "...evvel pencereden yılanı gördüğü vakit, süratle bunun bir yılan olmayıp orada çatıya bağlanmış olan destek direğinin ucuna takılmış bir ip olduğunu ve böylece ipin görünmeyen bir el vasıtasıyla çekilip ana direkleri evvelce belirsiz bir surette testerelenmiş olduğu için kolayca yıkılacak binanın tepe aşağı olmasına çalıştığını anlamış ve bunun için kendini dışarı atmıştı."

    Plân sağlam. Testereyle evin direkleri kesilmiş. Emek var emek. Hayret kanar mı, kanmaz. Evin dışında da yakalama çabaları devam yani...

    Kurgu basit. Yine de şaşırmak için can attım kitap bitimine kadar. Anlayacağınız katil uşak olsaydı bari..

    Bir de polisle dehşet tanıklarının diyalogları var ki paylaşmadan geçemeyeceğim.

    1: Bu sabah saat sekiz sularında köyün karakolunda telefon zili şiddetle çınlıyordu. Muavin bey henüz uykuda olduğundan karşıki odada bulunan nöbetçi polis efendi telefona gelerek aleti kulağına götürdü ve gür bir sesle haykırırcasına sordu:
    - Alo, nedir o?
    Telefonda doğal olmayan, bir tesirle bozulmuş titrek bir ses hemen atıldı:
    - Pardon efendim, orası karakol değil midir?
    - Evet, ne istiyorsunuz?
    - Merkez memuru bey orada mıdır?
    - Hayır, daha uykudan kalkmadı.
    - Aman kendisini çabuk uyandırınız. Konuşmak, kendisine bir şey söylemek istiyorum. Oturduğum köşkte müthiş bir cinayet işlendi. Bir kadın öldürdüler... Çabuk gelmeli, meseleye el koymalı...

    Veee 2: Polis, sandalyesinden kalktı, karşıda zilin çaldığı memur odasına gitti. Telefonu kulağına tuttu:
    -Alo... Nedir o?
    Üç saniye meçhul, boğuk bir sükût ve bekleyiş. Telefonda şimdi bir ses... Fakat bir ses değil, bir feryat; boğazlanan bir adamın korkudan, can havlinden doğan yardım çığlığı, bir ölüm haline benzeyen korkulu, kâbuslu, feci bir nara...
    - Karakol değil mi orası?
    Polis sesin vahşetinden ürkerek:
    - Evet... Ne var, ne istiyorsunuz? O imdat çığlığı bu cevaptan biraz sükûn ve emniyet bulan bir eda ile:
    ' - Ha, etti. Ha... Aman polis efendi... Memur bey orada mı?
    -Burada, ne yapacaksınız?
    - Çabuk onu görmek istiyorum. Telefona çağırınız.
    - Kendisi uyuyor.
    - Aman kaldırınız... Hemen şimdi... Bir saniye kaybetmeyiniz... Polis bu acelecilikten bozularak sormaya mecbur oldu.
    - Canım ne var, ne oluyor söylesenize? Ses feci, heyecanlı bir hamle ile:
    - Size olmaz... Size olmaz diyorum. Haydi vakit kaybetmeyiniz, memur beyi çağırınız. Büyük bir tehlikedeyiz... Siz vazifenizi yapınız, o kadar...

    Bundan sonra "Alo...Nedir o?" nun telefona cevap şekli olabileceğini düşünsem de böyle bir durumda böyle bir diyalog olabilir mi? Tartışılır...

    Keyifli okumalar...
  • .... Stefan Zweig'in ,"Sen, beni asla, asla tanımayan, bir su birikintisinin yanından geçercesine yanımdan geçip giden, bir taşa basarcasına üstüme basan, hep, ama hep yoluna devam eden ve beni sonsuz bir bekleyiş içerisinde bırakan sen, kimsin ki benim için?"" '""""dediği yerdeyim.....,,,:;
  • Allah'ım, bir bekleyiş içinde olanlara beklediklerini nasip et!

    (Hz. Yakup)
  • Herşey bitti derken sabahın
    olmas
    Allah’ın karanlık
    yanlarımıza yaktığı ışıktır..
    Allah’ım
    Bir bekleyiş içinde olanlara
    Beklediklerini nasip et.
    | Hz. Yâkup (a.s)

    "Amin"
  • Kaç kere ismimizi yazmak zorunda kalacağız görmek için dünyamızda neler olup bittiğini?
    Bu uğraşı, bu merak, niye?

    Kaç kere çelişecek aklımız, gönlümüzle?
    Bu kavga, bu bekleyiş, niye?

    Kaç kere esiri olacağız duygularımızın, sınırlarımızın?
    Bu katlanış, bu vazgeçememek, niye?