HASAN DİKMEN -KANLI SEL
.
.
.
Gardaş,dertsiz kul,yarasız ağaç yoktur.
Ağacın yarası gün gelir kabuk tutar.İnsanın derdi ise köpük gibi
akar gider.
.
.
.
.
Merhabalar bugün sizleri 1963 yıllarına götüreceğim önsözü okuduğumda şu cümle beni çok etkiledi "Tükenmişliğin son merhalesi,son kalesidir bu kale" yazarın ne demek istediğini kendimi hikayenin içinde bulduğumda daha iyi anladım.
Hikayemiz anadolunun bir köyünde geçiyor Canbolat ve Dündar'ın hikayesi desem daha doğru olacak.
Gülfidan ve Pala Zeynel dördü erkek üç kız evlat sahibi kendi halinde yaşayan ekmeklerinin peşinde olan azimleri ve çalışkanlıkları ile dikkat çeken bir aile.
Dündar 24 yaşında vatani görevini tamamlayıp köye yeni dönmüş çalışkan ve yağız bir delikanlı gönlü Peri'ye kavuşmak için gün sayıyor.
Canbolat Nurbanu ile evli 4 evlatları var aynı çatı altında aile büyükleri ile yaşıyorlar şükür eden çalışkan insanlar.
Pala Zeynel'in tek isteği daha büyük bir ocak evlatları rahat etsin ve kendide köylünün dilinden kurtulsun istiyor.
O sabah her sabahtan farklıydı çünkü Canbolat babasına söz vermişti başka bir köye gidilip ocak için direkleri kağnıya yükleyip tekrar kendi köylerine döneceklerdi akşam olmadan ama kader işte nereden bilsinler kanlı selin iki kardeşin canına mal olacağına.
Bir cuma günü yaşanan bu olay o ailenin ocağının sönüşüydü herkesin yıkıldığı bir sondu.
Köy kültürünü yazarımız çok güzel anlatmış şivelerini, halkın çalışkanlığını,herkesin ekmeğinin peşinde oluşunu,Anadolu kadının yıkılmayışı gerçekten taktir edilesiydi.
Bu hüzünlü hikayeyi okumak isterseniz tavsiye ederim.