KANLI SEL
HASAN DİKMEN
Herkese Merhabalar Benim Sevgili Dostlarım,
Hayat insanın başlangıç ve bitiş noktasına kadar geçen en kısacık çizgidir. Bize çok uzun gelse de, o önceden tasarlanmış bir döngüdür aslında. İnsan başına gelmeden, yaşanılan acı duyguları, ne kadar empati kurarsa kursun inanın ki anlaması oldukça güç oluyor. Bizler basit acılara empati kurabiliriz. Ancak ölüm acısı kadar bana göre şiddetli bir acı olmadığını düşünüyorum. Özellikle babamı kaybettikten sonra yüzleştiğim bu acı, Cem Adrian’ın da dediği gibi kalbimde bir yerde bir orman yanıyor, bıraktığı o şarkılar sahipsiz susuyor…
Nasıl ağlanacaksa bu kitapta da öyle içim boşalana kadar ağladım. Canpolat’a ağladım, Dündar’a ağladım. Sanki onlarla birlikte o felaketi bende yaşadım. Kurtarmak için var gücümle bağırdım. Giden gittiği yerden çok mu memnun da, geri gelmiyor.
Normal şartlarda kurgu olduğunu düşündüğüm hüzünlü kitapların tam tersine, gerçek bir olay ile yüzleştim. 1960 lı zamanlarda Samsun da gerçekleşecen bu olay ile…
Pala Zeynel efendi, insanlar seni o kadar uyardı ne diye gönderdin o babayiğitleri? İşte yaşanacak ama kaderin önüne geçilir mi?
Kitabımıza ilk başladığımızda, Karadeniz bölgesinin sel felaketlerini hepimiz gerek haberlerden, gerek sosyal medya ortamından çok iyi bildiğimizden, yazarımız bu duruma çok yakinen değinmiş ve kitabını bu doğal afetten hayatını kaybeden vatandaşlarımıza ithaf etmiştir. O bölgeye hiç gelmemiş biri olarak, televizyonlardan gördüğüm ve sele felaketinin ölümüne sebep olan insanlara hep kan ağlar, yüreğim burkulurdu.
Kitapta bu gerçekle daha fazla yüzleştim. Canpolat evli 4 çocuk sahibi, dürüst bir adamdır. Dündar ise gözüde gönlüde Peri’ye bağlı bir delikanlıdır. Ailesine bağlı ve ailesi için elinden geleni yapan bu delikanlılar, farklı bir