Esra ÖZATALI

Esra ÖZATALI
@kitaplarin_blogu
Babaeski - Thrace Book Analyzer and Blogger My legacy is My Library I know no better friends than books. Bibliyofil - Bibliosmia
Blog Yazarı
Lisans
148 okur puanı
Ağustos 2021 tarihinde katıldı

Esra ÖZATALI

, bir kitap okudu
10/10
·384 syf.··
Beğendi
·
2026 9. kitabı
Neslihan Stamboli
10/10 · 1 okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
SAFRAN - LAKİ'NİN SEVDASI
10/10
·384 syf.··
Beğendi
·
2026 9. kitabı
İnsanın ruhu evinden bir kez sökülmeye görsün; artık gittiği her şehir bir sürgün, oturduğu her sofra bir emanet, sığındığı her kucak bir gurbet oluyor. "Safran: Laki’nin Sevdası" kitabının sayfalarını çevirirken, o ilk cümleden itibaren boğazımda takılı kalan o buz gibi "sığıntı" hissiyle yüzleştim. Laki’nin dokuz yaşında babası Konstantin’i toprağa verip hayatını sıradanlaştırmaya çalışması, aslında bir çocuğun acı karşısında verebileceği en ağır sınav. Kendi felaketini "herkesin başına gelebilir" diye normalleştirmeye uğraşırken, aslında yasını içine gömüp kendine duygusal bir zırh örmüş. Balkonak’a, o hiç bilmediği acımasız dünyaya adım attığı an, Laki sadece coğrafya değiştirmemiş; kendi çocukluğunu bir daha hiç uğramayacağı bir limanda bırakmış. O yaşta omuzlarına binen "ailenin reisi olma" yükü, aslında onun kendi duygularını hissetmesini engelleyen bir savunma kalesi inşa etmiş. Dayısı Yorgo’nun o despot gölgesinde, ruhuna dar gelen ilahileri piyanonun tuşlarında zorla icra ederken hissettiği o sıkışmışlık hali tam bir varoluş sancısı. Piyano burada disiplini, başkalarının istediği o sahte düzeni temsil ederken; Yovanaki Efendi’nin ölmeden hemen önce Anastasia’ya bıraktığı o mızıka, yani "Safran", özgürlüğün tek nefeslik isyanı gibi duruyor karşımızda. 1913’ün o son saatlerinde, tam da rahmetin düşüşünden dokuz ay on gün sonra gelen Anastasia, Laki’nin karanlık çöken dünyasına doğan bir şafak vakti sanki. Bir yanda dilsiz ablası Maria’nın o her şeyi gören sessiz şahitliği, diğer yanda Keti’nin o hüzünlü güzelliği arasında Laki, kendi içindeki o derin boşluğu notalarla doldurmaya çalışıyor. 1914’ün o entrika dolu yazından 1922’nin barut kokulu günlerine uzanan bu yolculukta Laki’yi sadece bir savaş mağduru olarak değil, kendi içindeki diktatörlerle çarpışan bir
SafranNeslihan Stamboli · Ayrıkotu Yayınları · 20261 okunma
ÖYLE UZAK Kİ EVİM
10/10
·200 syf.··
2026 8. kitabı
Selam dostlarım Bazen bir ölüm, geride sadece boş bir koltuk değil, nesiller boyu susulmuş devasa bir enkaz bırakıyor; Ömür İsfendiyaroğlu Balkanlı’nın bu satırlarında tam olarak o enkazın altında kaldım. Aslı’nın o ıssız Gevenli Adası’na, sadece dedesinden kalan bir avuç toprağın, bir iki eski binanın peşinden gittiğini sanıyordum ama meğer o yolculuk, insanın kendi içindeki o dilsiz boşluğa atılan ilk adımmış. O soğuk anahtarı kapının kilidine soktuğunda aslında sadece bir evi değil, yıllardır halı altına süpürülen, üstü örtülen, "aman kimse duymasın" denilen o devasa sessizliği de aralamış oldu. Kitabın adı bile insanın kalbine bir bıçak gibi saplanıyor: "Öyle Uzak ki Evim..." İnsan bazen binlerce kilometre öteye gittiği için değil, kendine giden bütün köprüleri kendi elleriyle yıktığı için "evsiz" kalıyor işte. Aslı’nın o tozlu raflarda, rengi solmuş fotoğraflarda, yarım bırakılmış cümlelerde kendi varlığını, kim olduğunu arama çabasını okurken gözlerim doldu. Hani bazen içimizde bir yerlerde tarif edemediğimiz, adını bir türlü koyamadığımız o kocaman boşluk var ya; işte o boşluk meğer bizden önce yaşayanların anlatmaya korktuğu, yutkunduğu o yarım kalmış hikâyelerden ibaretmiş. Atalarımızın, dedelerimizin sustuğu her ne varsa bizim omuzlarımıza bir yük gibi biniyor. Hiç tanımadığımız, yüzünü görmediğimiz insanların yasını tutarken buluyoruz kendimizi. Yazarın dili o kadar fısıltı gibi, o kadar çıplak ki... Hiç süslü laflarla, "ben yazarım" edasıyla yormuyor seni. Aksine, o sızıyı öyle bir getirip önüne koyuyor ki, "Kaçacak yerin yok, bu senin de içindeki o sönmeyen yangın" diyor sanki. Kapaktaki o minicik pencereden görünen sonsuz deniz, aslında bakmaya bile cesaret edemediğimiz o derin, karanlık ama bir o kadar da bizi çağıran iç dünyamızın ta kendisi. İnsan
Öyle Uzak ki EvimÖmür İsfendiyaroğlu Balkanlı · Edisyon Kitap · 20269 okunma
ŞEHADET - BAYRAK İÇİN
10/10
·752 syf.··
Beğendi
·
2026 7. kitabı
Selam dostlarım Sadece bir bakışın, insanın tüm geçmişini tek celsede silebileceğine inanır mısınız? Ben bu kitabı bitirene kadar inanmazdım. O barda, sahnede bagetleri eline alan o adamın ritmiyle Selin’in omuzundaki gelincik dövmesinin çarpıştığı o saniye... İşte orada benim için dünya durdu. Hani o devasa, her sayfası emek ve yaşanmışlık kokan kitabı elime aldığımda "Eyvah, ben bu koca dünyanın içinden nasıl çıkacağım?" demiştim; ama sayfalar akmaya başladığında resmen Selin ve Murat’ın (Mubuka) o ateşli, o kemik kemiğe tutkusunun içinde kavruldum kaldım. Bu sadece bir aşk hikayesi değil; bu, iki darmadağın ruhun birbirinin söküğünü dikme, birbirinin yarasına merhem olma savaşı. Selin... Benim dertli ama bir o kadar da dik duruşlu Gelinciğim. Onu anlamak için sadece "hemşire" deyip geçmek büyük haksızlık. Selin’in yaşadığı durum aslında tam bir duygusal hayatta kalma mücadelesi. İzmir’in o konforlu, her istediğinin önüne geldiği hayatını elinin tersiyle itip Ankara’nın o gri ayazında nöbetten nöbete koşması aslında bir özgürlük şovu değil; o bir kaçış. Geçmişte o Ata denilen şahsın ruhunda açtığı o derin gedik, Selin’i resmen insanlara karşı buzdan bir kale örmeye itmiş. Kimseye güvenmiyor, kimseyi o kalenin içine almıyor çünkü tekrar o "değersizlik" ve "hiçlik" kuyusuna düşmekten ölesiye korkuyor. Omuzundaki o gelincik dövmesi aslında "Bakmayın narin durduğuma, toprağımdan koparırsanız canınızı yakarım" diyen sessiz bir çığlık. Selin aslında sevilmekten değil, sevildiğine inanıp tekrar yarı yolda bırakılmaktan korkan, ruhu her saniye tetikte bir vaka gibi. Kendi ayakları üzerinde durma hırsı, aslında içindeki o kırılgan kızı korumak için ördüğü devasa bir zırh. Ve sonra Murat Burak (Mubuka) giriyor kadraja... Ya yazar sen nasıl bir karakter yarattın böyle? Özel
Şehadet - Bayrak İçinTuğçe Aksal · Parola Yayınları · 202622 okunma