·331 syf.····Okunma: 12 Ağustos 2024 23:38 (Spoiler)
Bu kitabı nasıl anlatmalıyım bilmiyorum. En başlarda oldukça akıcı olan kitap 240. sayfadan sonra kitlenmeye başladı. Ama genel olarak çok akıcıydı. insanların bir kaosun içerisindeyken nasıl davrandıklarını ve adalet duygusunun, iyiliklerin yavaş yavaş kaybolduğu bir dünyada yine de umudunu korumaya -insanlık için umudunu korumaya, görmek için değil ki zaten kendisi gören tek insan-çalışan bir kadının hayatını anlatıyor gibiydi. kitap birkaç karakteri onların özünü ve düşüncelerini isimleri olmadan bize anlatsa da biz genel olarak kitapta gören tek kişinin gözlerinden gördük. yaşanan her şeyin korkunçluğunun bu seviyeye ulaşacağını hiç düşünmemiştim. ben bu kitabı insanların içindeki kötüyü keşfettiğim bir zamanda okumaya başladım. Çünkü bazen gerçek hayatta da insanlar en az buradaki insanlar kadar kördür yaşanan kötü olaylara ve haksızlıklara. Açıkçası ilk zamanlarda askerlerin yaptığı eziyetlerin, bir insanın ölmesinin bile hiçbir önemi olmamasının zaten gerçekleşebilecek bir şey olduğunu düşünmüştüm. Ama kitabın ortalarında örgütlenmeye başlayan ve bunu sırf kendileri için yaparn kötü körlerden oluşan topluluğu ve yaptıklarını hiç beklememiştim. Genel olarak kitap bize eğer kimse görmüyorsa ve zaten durdurabilecek kimse yoksa insanın içindeki iyiyi neden koruduğuna ya da namus gibi kavramların nasıl önemini kaybettiğine önemli bir vurgu yapmıştı. Çoğunluğun iyiliği için asıl kişi öldüğünde de yaşananlar bundan farklı değildi. Kİtapta anlamadığım şeyse yangını kimin çıkardığı. çok uzun cümlelerden mi yoksa ben mi bir yerleri atladım bilmiyorum ama yangını rastgele biri çıkardı gibi. ve sonrasında insanlar dünyaya açıldıklarında da her şeyin beter olması. o dakikadan sonra kitabı okurken burnuma hep bir bok kokusu geliyodu sanki. tasvir edilen şeylerin iğrençliği bazı yerlerde bizim hayal gücümüze bırakılmıştı. bu noktada kitapla ilgili tek eleştirim diyalogların sığlığı olabilirdi. sanki yazar kafasındaki mesajı aktarabilmek için karakterleri konuşturmuş ama karşılıklı diyaloglar kelime oyununa dönmüş. ya da ben öyle hissettim. bu yüzden doktorun karısı hariç kimsenin karakteri hakkında bilgi sahibi olamadım. ayrıca kitabın ortalarında bir yerde doktorun kalkıp o gözlüklü kızın yanına gittiği sahneyi de çok anladığım söylenemez. kadının kalkıp iki kör insana bağıracak hali yoktu ve zaten hiç o noktada değillerdi zaten ama sonrasında konuşulurken bile doktorun söylenenleri hiç umursamıyormuş gibi yansıtılması bazı karakterlerin özellikle erkek karakterlerin çok sığ kaldığını düşündürdü bana. aynı şekilde kör yaşlı adam ve genç kızın beraber kalmak istediklerini söylediği yerde de duygular yeterince yansıtılamamıştı bence. bunun dışında kitabın sonlarına doğru olan kilise tasvirinde bir metaforun olduğu açıktı ama çeviriden de kaynaklı olabilir tam olarak ne denmek istediğini anlamadığımı düşünüyorum. bazı şeylerin gerçekten çeviriden kaynaklı olabileceğini düşünüyorum ama emin değilim. sonuç olarak kitabı beğendim, akıcıydı, o dehşeti yeterince yansıtmıştı ama bazı diyalogların sanırım benim anlayamadığım daha farklı bir derinliği vardı. bundan dolayı kitaba puanımı buna göre vereceğim. 6.5-7/10 gibi düşünüyorum