Puan vermedi·72 syf.····Okunma: 13 Ağustos 2024 18:25 Jack London’un Kızıl Veba romanı, James Howard Smith adlı yaşlı bir Profesörün ağzından 2013 yılında yaşanan veba salgını sonucu milyarca insanın canının kaybetmesini anlattığı anı türünde bir eserdir. Romandaki kurgu, Edvin adlı torunuyla yürüyüş yaparak diğer torunları Hou Hou ve Yarık Dudak’ın yanına gelen Howard Smith’in anlatıcı misyonunu yüklenmesiyle oluşur. Profesör, o yıllarda yaşanan veba salgınını tüm ayrıntılarıyla anlatırken bu dönemde vahşi yanı ortaya çıkan insanın acımasızlığını da anlatır. Olayların yaşandığı bu dönem uygarlığın yok olduğu, insanlığın ilkel dönemlere döndüğü, en büyük amacın hayatta kalmak olduğunu vurgular.Roman sadece bir salgını değil aynı zamanda kapitalizme de değinir.
Romanda dedenin duygusal bir hal takınması, salgının en sevdiği insanları gözlerinin önünde iki saniye içinde canlarını yitirmesine sebep olması nedeni ile duygu tahribatının da bir salgın haline geldiğini gösteriyor.
Bir zamanlar çok zengin olan Vesta Van Warden'in soylu bir aileden köle durumuna düşmesini sosyal yapının bir yıkımı olarak ele alınmaktadır. Westa zalim Bill'in zorbalarına maruz kalarak yaşamını yitirmiştir.
Dede, ilkçağ insanlarından farklı olmayan torunlarını bazı konular hakkında uyarmayı da ihmal etmiyor: “Önce kendilerine doktor diyen şarlatanlardan ve büyücülerden sakının. (…) Büyücülüğe, üfürükçülüğe inanmak ilkelliktir. Çevremde boş inançların yürürlükte olduğunu ve her geçen gün yayıldığını görüyorum.” (syf. 78)
Bir umutla Dede, torunlarına bilimsel ipuçları da veriyor. Tarihin tekerleğinin ileriye doğru hızlıca dönmesini umut ediyor. Buhar gücünü, elektriği ve alfabeyi onlara anlatmaya çabalıyor. Son olarak, bulduğu kitapları bir mağaraya sakladığını, vakti geldiğinde ve medeniyet tekrar yeterince gelişme kaydettiğinde, o kitaplardan faydalanmaları gerektiğini söylüyor.
Teknolojik ve kültürel açıdan oldukça gelişmiş bir 21. yüzyılı tasvirleyen London, salgınla birlikte nasıl darmadağın olduğumuzu, aslında uygarlığımızın nasıl kırılgan bir yapıya sahip olduğunu da gözler önüne seriyor. Jack London her ne kadar bu durumu çarpıcı bir şekilde ifade etse de kitaptaki konuya çok benzer bir durumu deneyimliyoruz aslında. Covid-19 sebebiyle hayatımızın nasıl bir anda sekteye uğradığını ve nasıl değiştiğini yaşarayak uygarlığımızın kırılgan yapısını bir kez daha hatırlıyoruz. Daha önce de yaşanmış bir virüs hastalığı olması açısından yıllar süren etkisinin farklı hastalıklar doğurduğuna da işarettir aslında. Ve tıb bu hastalıklarla mücadeleyi bir çok kişinin hayatına mâl olduktan sonra önüne geçebilecek tedavileri buluyor.
Kısa bir yapıt olmasına rağmen ülkemizin pandemi yaşadığı döneme benzer tasvirleri barındırdığı için gerçek bir durumla karşı karşıya gelmişim gibi bir ana kapıldım. Etkileyici ve sürükleyici bir eserdi.