Benzerlik insanın hayatına bu kadar mı zuhur eder?
Benzerlik onu benliğinden alıp başka benliklerin içine koyabilir mi?
Benzerlik aklını başından alıp, onu başka zaman dilimlerine, başka aleme başka dünyalara götürebilir mi?
Benzerlik uğruna cinayet işlenebilir mi?
İşte benzerlik burada kendini öylesine belli ediyor ki sanki gördüğümüz şey benzer değilde aslı gibi.
Baykuşların en büyük özellikleri karanlıkta bile çok net görmeleridir. Kitabı okumadan önce hatta okurken bile bir baykuşun nasıl kör olabileceğini hep düşündüm, olamaz mümkün değil dedim böylesi bir canlının en büyük özelliği görmesi. Peki göremezse nasıl yaşar ki? Sonra şundan emin oldum ki asıl mesele görmek değil. Öyle olsaydı benzerlik kendini ortaya çıkarırdı? Asıl mesele özüne inebilmek.
Kitap, karakterin kendi evinde bir hayal görmesi ile başlar. Bu hayal, içinde pencere olmayan duvardan görünür karaktere. Genç bir kızın, ağaç dibinde oturan yaşlı adama su verdiği, karşısında raks ettiği ve aralarında ırmağın geçtiği andır bu gördüğü. Bu gerçekten hayal midir? Ya da gerçek midir bilinmez. Çünkü Sadık Hidayet bunu o kadar güzel anlatmış ki bazen buna evet bu hayaldi ya da hayır bu tamamen gerçek diyor beyin.
Kızın boyu, yüzü, elleri her yeri o kadar etkilemiştir ki karakteri, onu sanki ilk defa değil de hep tanıyormuş gibi hisseder. Üstelik bu gördüğü kızı sonradan kendi eli ile doğrayıp parçalara bölecektir.
Kitabın ilerleyen yerlerinde bu aşık olduğu kızın kendi annesi olduğunu anlarız. Zira annesi karakteri bırakıp çekip gitmiştir üstelik bebek olmasına rağmen. İçinde annesine karşı olan nefreti evine nisafir ettiği, aşık olduğu kızın parçalanmasına neden olur çünkü kız annesine benzemektedir, her ne kadar beğense, aşık olsa da annesinin ona yaptığı muameleden sonra sanki kızı parçalasa tüm kinini, nefretini bitirecekmiş gibi hisseder ve orada kızı parçalamaya başlar.
Üstelik yaşadıkları sadece bununla sınırlı değildir. ''Kahpe'' diye nitelendirdiği eşi de onda derin yaralar açmıştır. Yaşadığı evlilik ona göre eşinin ve eşinin babasının ona hazırladığı bir komplo sonucu oluşmuştur. Adetlere göre mecburen evlenmek zorunda kalır ama sorun sadece bununla sınırlı kalmaz. Evlendiği zamanlarda eşini seven bir çok erkek olduğunu öğrenir.
Her ne kadar eşine haz duysada eşinden bir karşılık görmez, karşılık göremeyince bu sefer zorla sahip olmaya çalışır ama bu yaptığı daha da büyük bir soruna yol açar.
İşte yaşadığı bu şeylerden sonra hiç sevilmediğinin farkına varır. Dünya onun için anlamsız, boş bir yerdir. Sevginin olmadığı, ona kimsenin gülen yüzle bakmadığı bir dünyada içine kapanır, bu içe kapanış onda belki de hayatına son verecek olan o son basamağa doğru götürür.
Sevilmek bu dünyada ekmek gibi su gibi temel bir ihtiyaçtır. Onsuz hayat belli bir yere kadar devam edebilir ondan sonra insanlar bundan dolayı ya kendi ruhlarını bu durumun suçlusu görüp bedenine kıyar ya da onu bu duruma sürükleyen insanları suçlu görüp cezalandırmak ister.
Kör Baykuş, 79 sayfa olmasına rağmen her sayfasında hatta her cümlesinde yoğun anlatımı olan, okuduğum her sayfada beni bekletip düşünmeme yol açan mükemmel bir kitap