Kitabı okumak isteyenler için spoiler içerebilir, uyarmak istedim !
Öncelikle bu kitap incelemesi benim "inceleme" adı altında kendimden bir parça bulduğum ilk dışa vurumum.
Yazarın, Gürkan Can Kaya, ilk kitabı. "İlk" olması herhangi bir ön yargıyla yaklaştırmadı beni kitaba ve beklentimi fazlasıyla karşıladı.
Kelimelerin ahengine kapılıp ritme ayak uydurmaya başlıyorum o zaman :)
Kitabın kapağının bende uyandırdığı hissi anlatmak isterim önce. Çünkü ne kadar önemsiz gözükse de bence kitap kapağı bu gizemli dünyadaki kelimelerin nabzını bize hissettirir.
Genç yaşlı, sessiz sakin herkesin kendi gibi göründüğü bu renkli ve kalabalık dünyada, birinin siyah beyaz dünyası "dün"ü silik, ufuktaki geleceğin belirsiz karanlığına gözlerini dikmesi "şimdi"yi gözler önüne seriyor.
Tolga’nın “başka türlü bir yaşam özlemi”çekerkenki ,aslında kendi gibi olduğu yaşamı istediğini, yazarın deyimiyle ‘’ölgünlüğünü’’ Hikmet’in hayatındaki çıkmazların, yüzündeki çizgilere ayrı bir derinlik kattığını görüyoruz.
Tolga, bugünde değildi. Yaşamak ama hissetmemek! daha doğrusu “yaşamamak ve hissetmemek!” Çünkü o yaşamıyordu, sunulan rolleri amatörce oynuyordu belirsizlik içinde. Sanki bir tiyatro gösterisiydi yaşamı. Bu bir şımarıklık ya da memnun olmama durumu değildi. İçindeki karanlık yolu aydınlatmak kendi benliğindeki yaşama ulaşabilmek için bir ışık arayışıydı.
Sahi kendi başka türlü bir yaşam özlemindeyken nasıl oynuyordu bu oyunu?
Aslında çocukken hep bir şeylerin hayalini kuruyorduk. Acaba sadece hayal ettiğimizle mi kaldık? Geride sadece hayallerimiz mi kaldı? Bize kalan sadece istemek mi oldu?
Çevremizde aynı dili konuşanlar çoktur. “Bizim ağzımızdan dökülen kelimeler onların iç dünyalarında aynı yankılarla vücuda geliyor mudur?” Sanmam çünkü kelimelerin rolü her insanın iç dünyasında farklı bir konumda. Tolga belki bu yüzden o konuma yakın olarak Hikmet’i gördü. Belki bu ölgünlüğü Hikmet’le yaşam bulacaktı. Başka türlü bir yaşam…
"Yaşayanlar, düşünenleri yanında istemedi. Onlar düşünmeyi unuttu, biz yaşamayı." Uzun bir süre bu cümlenin ağırlığındayım :)
Hikmet yazarın ta kendisiydi. Bunu okurken çokça yaşanmışlık hissettim. (Ki net bi şekilde söylememin sebebi de yazar kendi de söyledi bunu)
Tolga ve Hikmet aslında tek bir kişiyi ifade ediyordu. Biri duyguyu biri yaşanmışlığı…
Tolga; yazarın korkularının vücut bulmuş hali, Hikmet ise bu vücutta yaşayandı…
Kitabın sonunda yazarla okurun yüz yüze geldiğini hissettim. Adeta kendi içine devrilen dünyanın dışa vurumu, sitemiydi bu karşılaşma…
(Bunu söylemeden edemeyeceğim Hikmet’in intiharını beklemiyordum bu hem beni şaşırttı hem de üzdü başka türlü belki de…)
Daha çok şey söylemek isterdim ama bu dünyayı merak edip okumak isteyenlerin ritmini etkilemek istemem.
Ve yazarın Gürkan Can Kaya sunmuş olduğu Başka Türlü Bir Yaşamın Özlemi bu dünyanın ritmine bir nota bırakabilme fırsatım olduğu için yazara teşekkür ederim.