1000Kitap Logosu
Gürkan Kaya
Gürkan Kaya
Gürkan Kaya
TAKİP ET
Gürkan Kaya
@Gurkankaya54
23 Temmuz
Erkek
74 okur puanı
10 Mar 15:30 tarihinde katıldı.
82
Kitap
26
İnceleme
64
Alıntı
0
İleti
Tanıdığın kimse takip etmiyor
Ortak okuduğunuz kitap bulunmuyor
Gürkan Kaya
Tehlikeli Oyunlar'ı inceledi.
479 syf.
·
Beğendi
·
10/10 puan
Uzun ve Bir O Kadar Da Donanımlı İnceleme..
Yıllar önce Poyraz Karayel adlı dizide gördüğüm, sonrasında hemen gidip aldığım, defalarca gerçekleşen teşebbüse rağmen bir türlü tam manasıyla başlayamadığım, sürekli ertelediğim, en sonunda 'yeter artık' dedikten sonra geçen sene başlayıp iki gecede bitirdiğim ve sonrasında içinden bazı kısımları defalarca okuduğum, bundan 2-3 hafta önce tekrar tekrar, üçüncüye bitirdiğim(üstelik 1 haftada) ve son olarak bir arkadaşımla tekrar, beraber başladığım ve tekrar, beraber bitirdiğim bu muhteşem kitap; beni tam olarak cevabını veremediğim bir çıkmaza sürükledi: Hikmet'te kendimi mi buldum, yoksa Hikmet'ten kendime bir şeyler mi kattım ? Tabii ki ikisi de gerçekleşen bir durumdur. Hikmet'in çıkmazlarıyla kendimi çeşitli ve çetrefilli çıkmazlara sürüklerken keşke Hikmet de benim çıkmazlarımı kavrasaydı demiştim okurken. Hikmet'in kitap boyunca evrilen ve devinim gerçekleştiren 'Ben ol'ma çatışmalarıyla kendimi kaybettim. Ben de düşündüm çokça; asıl Hikmet hangisiydi, hangisi olması gerekliydi, ben kendi içimde hangi benim, benim benliğim neyle var olacak, ya da olabilecek mi? Kendini tanımak ya da ben olmak ve de benliği oturtmak gibi birçok felsefi konuyu bünyesinde barındırıp bunları sahici bir samimiyet ve Türk insanıyla harmanlamanın büyük yeteneği karşısında Oğuz Atay'a hayran kalmamak elde değil. Hiciv ve acıklı güldürünün(popülaritesi olması açısından kara mizahın) ustası, imgeleme sanatının büyük temsilcilerinden ve bilinç akışı tekniğinin piri... Bu sıfatların hepsini ve çok daha başkalarını Oğuz Atay için kullanmak tabii ki yadırganmayacaktır. Oğuz Atay denince akla genelde ilk Tutunamayanlar gelir. Fakat Tehlikeli Oyunlar benim gözümde Tutunamayanlar'dan daha değerlidir. Kaldı ki -bir profesörden edindiğim bir tespitle- diyebilirim ki Tehlikeli Oyunlar, Tutunamayanlar'ın kristalize edilmiş bir varyasyonudur. Aynı meselelerin Türk Edebiyatına daha bir uygun hale getirilmiş, aynı zamanda daha bir özgünleştirilmiş halidir. Kötü bir çocukluk, bastırılmış bir gençlik ve içeride sıkışıp bir türlü tam anlamıyla anlatılamayan -Ya da anlanamayan- çatışma paradoksları... Bunların hepsine çok yakından -kendimden- hakimim. Kafada büyütülen meselelerin başkaları tarafından alaya alınması, küçümsenmesi... Bunların hiçbirine yabancı biri değilim. Bundan dolayı 'Hikmet Benol'u en iyi anlayan benim' diyebilme hadsizliğine düşemezken şüphe etmeden söyleyebilirim ki -sanırım- beni en iyi anlayacak olan Hikmet Benol'dur. Popüler kültüre kurban gitmiş olsun, diziler ve filmlerle hak ettiği değerin çok daha azını buluyor olsun fark etmez; Oğuz Atay bizler için çok bambaşka bir sanatçıdır. Oğuz Atay'ın en büyük kaygısı ve sonradan kendisinin de anladığı üzere üzüntüsü şudur: anlaşılmamak. Bunu yazdığı her kitabın yarattığı her karakterinde görmek mümkündür. ''Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin?'' sorusu çırpınışının son noktasıdır. Bizlerse o hayattayken, buna ihtiyacı varken 'orada' olamadık. Kaldı ki 'oraya' getirilen herkes de popüler kültür ile getirildi. Bundan dolayı okurlarının %70 'orada' değildir. Ben 'orada' olmak için çok çırpınmış olsam da hala 'buradayım' diyemiyorum. Oğuz Atay'ı okudum diyebilmek biraz iddialı bir cümledir zaten. Mesela Nietzsche de aynı şekildedir. Okursun okursun, sürekli okursun. Ama hala 'okudum' diyemezsin. Çünkü o kitapta hala okunacak yerler vardır. Göremediğin, yetersiz kaldığın yerler... Oğuz Atay da aynıdır işte. Özellikle Tutunamayanlar! ''En çok yarım bırakılan kitap'' olarak -başka yerde göremeyeceğiniz bir biçimde- Türk tarihine geçmiştir. Ben kendisini bir kere bitirmiş bulundum. Şimdi tekrar onu okuyorum. Fakat 'kriz' halimizi 'fırsata çevirmem' gerekirse''En çok yarım bırakılan kitap''dan kasıt umarım okunsa bile defalarca okunması gerekmesidir. Tehlikeli Oyunlar; karakterleriyle, iç dünyalarıyla, metaforlarıyla, kendine has atmosferi ve kendine has söz dizimiyle, mizahıyla, yergileriyle, kısaca her şeyiyle bir başyapıttır. Anlatılamayacak, ancak okuyarak anlaşılacak bir atmosferi var. Bambaşka, tarifsiz bir his silsilesi içerisinde okuyup bitiriyorsunuz zaten. Cem Yılmaz gibi bir komedyene ''Türkiye'de en beğendiğiniz mizah kime ait?'' diye sormuşlar. Cevabı ''Oğuz Atay'' olmuş. Kahkahalara boğan bir mizah duygusu yoktu Oğuzcuğum Atay'da. Onun mizahı daha çok ''Hıh'' şeklinde karşılanıp ağlanacak halimize güldüren biçimdedir. Ve tabii zeka doludur. Başkasın, Oğuzcuğum Atay, bambaşkasın... 'Emekli' Albay Hüsamettin Tambay! Kitabın -popülarite olarak- taşınmasını sağlayan muhteşem karakter. Birçok kişi için bir tartışma konusu: Hayal miydi, gerçek mi? Bana kalırsa yer yer gerçek, zaman zaman hayaldi. Sevgi! Ruhsuzluğun bir vücuda bürünmüş hali. Bir ruh ancak bu kadar ışıksız olabilir. Hikmet'in delirmeye ortam hazırlamış geçmişine 'bardağı taşıran son damla' olarak düşmüştür kendisi. Evet, yaptığı bir şey yoktu. Hatta kitap içinde Hikmet'e belki de en iyi davranan kişiydi. Ama Hikmet'i anlamadı. Anlaşılma araşıyında ve benliğini kaybetmenin kıyısında dolanan bir adamın bu denli yakınında bulunan biri nasıl olur da onu anlamaz? Hadi anlamadın, çaban niye yok? Bir de Bilge var. O da delirmiş olan birinin 'Düşüşünü' gerçekleştiren karakter. Anlayan, en azından çaba sarf edendir kendisi. Fakat yanlış anlamıştı. Üstelik Hikmet kendini -Albay dışında- en çok ona açmıştır. Dolayısıyla Hikmet şunu kavradı: Bilge de anlamadıysa kimse anlayamazdı kendisini. İşte 'Düşüşü' -benim gözümde- tetikleyen havadis budur. Meyhane arkadaşlarına zaten değinmek bile istemiyorum. Onca kişi, el birliğiyle 'düşürdüler' adamı. Aslında kitaptaki her karakter gerçekleştirdi bunu. Albay hariç herkes Hikmet'in büyük yanılgısına ortak oldu. Hikmet de yanılgıyı fark edip eyleme geçtiği zaman, 'düşüşe' kalkıştığı zaman yakarışlarını Albayına yaptı. ''Neden tutmuyorsunuz Albayım, neden bırakıyorsunuz beni?'' çırpınışlarıyla -belki de bir hayale tutunmaya çalışarak- kafasına koyduğu şeyi korkarak -evet, cesaretle değil korkarak- gerçekleştirdi. Ve beni en çok etkileyen yer belki de buraydı. Her karakterinin hazin sonunu Oğuz Atay için düşünebiliriz. İnşaat Mühendisi olarak geçirdiği hayatının son 7 yılını, karısı Sevin öldükten sonra edebiyata feda etmiştir. 7 yıl boyunca insan üstü bir çabayla yazmıştır. Ve her kitabında sitemini belirtmiştir: anlaşılmamak. Bizlerse hala bunun için çabalamıyoruz. Edebiyatımıza 'şöyle bir uğramış' bu nadide kişiliği anlamıyoruz. Yazık bize! Her mizahi ögesinin altındaki derin zekayı, kara güldürüyle yaptığı eleştirisini, anlaşılma çırpınışlarını dikkate almıyoruz. Çok isterdim, Tutunamayanlar zincirinin son halkası olmayı çok isterdim. Fakat bu zincir her geçen gün uzamaya devam ediyor. Fakat şimdi istiyorum ki bu zincirin bir son halkası olmasın. Uzasın dursun. Fakat bu zincire kof, çürük halkalar katılmasın. Kaliteli okurlarla sürdürelim 'tutunma' mücadelemizi. Yarım bırakmanız fiili değil, derin bir felsefeyle olsun. Kitabı yarıda bitirmeyin, okusanız da bitmesin. Gerekirse defalarca okuyun, ama anlayın kendisini. İncelememi yavaştan bitirmem gerekiyor sanırım. Son sözlerimde şunları söylemek isterim ki lütfen Oğuz Atay'ı sevgilinize etmek istediğiniz iltifatları bulmak amacıyla okumayın. Ya da ne bileyim aşk acısı çekerken gördüğünüz bir alıntıyla başlamayın. Çünkü Oğuz Atay bünyesinde derin bir felsefeyi, gerçekten etkili bir felsefeyi barındırıyor. Onu düşünün ve onu okuyun. Kitapla kalın! Oğuz Atay Tehlikeli Oyunlar Tutunamayanlar
Tehlikeli Oyunlar
9.2/10
· 18,5bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
7
Gürkan Kaya
Karmaşık Duygular'ı inceledi.
264 syf.
·
40 günde
·
Beğendi
·
9/10 puan
Yine muhteşem bir Stefan Zweig kitabı. Bu kez 6 öykü bir arada. Hepsi birbirinden güzel, hepsi birbirinden bambaşka 6 öykü... Karakter çözümlemeleri, psikoloji tahlilleri, durum tespitleri... Klasik Stefan Zweig işte. Bu yazarın en sevdiğim özelliği sıradan olayları o denli bambaşka anlatıyor ki kendinizi kaptırmadan edemiyorsunuz. Küçük bir durumda duyulan küçük bir korkunun nasıl büyüdüğünü, sıradan bir gece geçiren adamın nasıl Olağan Üstü Bir Gece yaşadığı gibi bu kitapta da birçok sıradan olayın sıra dışı bir biçimde anlatılışı vardı. Mecburiyet, Satranç, Korku, Karmaşık Duygular. Bunlar şimdilik okuduğum kitapları. Hepsini, tüm kitaplarını okumak istiyorum. Bazı yazarları o kadar seversiniz ki boş bir cümle kursun da dinleyeyim, okuyayım diye beklersiniz. Stefan Zweig o yazarlardan benim için. Kaldı ki daha bir tane içi boş, kof bir cümle görmedim kendisinden. Her kitabında karakterinin özellikleri arasına serpiştirdiği 'kendinden parçalar' o kadar hissettiriyor ki kendini. Bu kitapta da Stefan Zweig'in hiçliğini, karmaşıklığını iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Kurduğu her bir cümlenin arkasından kendinizi hiçlik fetişisti gibi hissediyorsunuz :) Size de tavsiyem şudur ki yazarın internette çok ucuz fiyatlara tüm kitaplarının bulunduğu setler satılıyor. 40-50 TL'ye bile tüm kitaplarını satın alabilirsiniz. Alın, art arda olmasa bile paralel okumalarla sürdürün. Stefan Zweig benim gözümde mutlaka okunması gereken bir yazardır. Sizler de okuyun. Zaten her kitabı 50-80 sayfa aralığında. Kısa hikayelerle büyük meseleler anlatma sanatının ustasıdır kendisi. Stefan Zweig Karmaşık Duygular
Karmaşık Duygular
8.1/10
· 5,8bin okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
20