Dinî, millî ya da devletle oluşan sosyal bağların totaliter ve samimiyetsiz ikişkilerinden gelen korkuyla kendi kanından olan bir kardeşle hayata tutunmaya çalışmak. İnsanlığın en karanlık mizacı hatta kâbusu olan savaş istenci nedeniyle oluşuyor belki de bu çaba. Kuran'da da cahil-zalim-nankör üçgeninde tanımlanan bu sıfatlar insan doğasının tezahürü mü tartışılır ama insanlık tarihsel konumu itibariyle şimdiye kadar Freud'un insan doğasına yaklaşımını doğrular nitelikte olmuş. Ne din/vahiy ne felsefe ne de bilim insandaki bu savaş güdüsünü terbiye edemedi. Erich Fromm'un "insan doğanın ucubesidir" ifadesi bu anlamda hem kitabın hem de insanlık tarihinin hülasası olsa gerek.
Çocukluğun o kısa pasajlarıyla başlayan kitap normal şekilde ilerlerken çıkan savaş sonucu yazarın deyişiyle meydana gelen "şey" sonucunda gelişen hüzünlü satırlar.
Agota Kristof kitapta "Bir kitap ne kadar hüzünlü olursa olsun bir hayat kadar hüzünlü olamaz." dese de iddiasıyla yarışır nitelik bir eser yazmış. Sürgün Macar yazarı rahmetle anıp "Tekrarlamaktan sözcükler anlamlarını yitiriyor, içerdikleri acı da dinmeye başlıyor." cümlesinin tılsımını da yok etmeden çok uzunca yazılması gereken yazıyı da kısa kesiyorum..