Parti kur oy verelim Thomas amca :)
Puan vermedi·232 syf.··
2024 22. kitabı
·
38 günde okudu
·
Okunma: 19 Ağustos 2024 21:22
Hayatında kimseyi incitmeden, kırmadan yaşamış, herkese ve her kötülüğe ne olursa olsun hoşgörüyle yaklaşmış bir yazar Thomas More . Sırf dönemin kralı, kraliçeyi bırakıp başka biriyle evlenmek istiyor ve Thomas “ben bu davranışa onay veremem ama karışmam da” dediği için öldürülüyor. İşte mükemmel bir sosyalistin de ölümü böyle gerçekleşmiş, ne üzücü. Thomas More, kendi kafasının içinde Ütopya adında bir devlet kurmuş. Günümüz şartlarından ve değişik bakış açılarıyla bakıldığında belki dört dörtlük bulmayanlar olacaktır. Olabilir de. Ama ben bu Ütopya ‘yı çok beğendim. Thomas More, hayalindeki başkenti ülkenin tam orta şehrinden seçmiş. Sebebinin ise diğer tüm şehirlerdeki halkın kolayca ulaşım sağlayabilmesi olduğunu yazmış. 1500’lü yıllarda. Size de Atatürk’ün Ankara’yı neden başkent yapmasını hatırlattı mı? :) Ülkede barınma, sağlık, eğitim, gıda gibi temel ihtiyaçları devlet karşılıyor. Ülkeye tamamen ekonomik eşitlik hakim. Zenginlik ve fakirlik gibi kavramlar yok. Hiç kimse diğerinin yaptığı işi küçük görmüyor. Tüm toplum zengin, tüm toplum mutlu, tüm toplum işçi. Devletin de karşılığında sizden tek beklentisi günde altı saat devlet için çalışmanız. Burada More’un çalışmaktan kasti ise, kim hangi meslekte iyiyse onu yapmasını istemesi. Eğitim her yaşa, her alanda ücretsiz. Ve belli meslekler zorunlu öğrenim içine giriyor. Bunlardan en önemlisi ise çiftçilik. “Kadın erkek bütün Ütopya’lılar usta birer tarımcı olmak zorundadır.”(syf:166) diyor çünkü ülkeyi kalkındarabilecek yegane şeyin tarım olduğuna inanıyor. Günümüz Türkiye’sinde ne kadar çiftçiler ve tarım yok edilmek istensede… Sadece tarımla durur mu Thomas Bey? Durmaz… Halkın sadece altı saat çalışmasının sebebi, (ki bu altı saat içinde tabiki sadece çiftçilik yapmıyorlar tüm meslekleri icraat ediyorlar) iş saatleri dışında bilim ve sanat ile ilgili kendilerini geliştirmeleri. Yani Ütopya’da, insanlar sadece hayvan gibi çalışıp ömür tüketmiyor. Zanaatlarıyla uğraştıkları kadar sanatlarıyla da uğraşmalarını istiyor devlet. Ve yine ekliyor More: “Toplum kurumlarının amacı, her şeyden önce, halkın ve bireylerin ihtiyaçlarını gidermek, sonra herkese bedenin köleliğinden kurtulmak, düşüncesini özgürce işletmek, kafa yetilerini bilimler ve sanatla geliştirmek için mümkün olduğu kadar çok vakit bırakmaktır.” (Syf:170) Günümüzde en gelişmiş ülkelerde de tam olarak Ütopya’yı görürüz bir nevi aslında. Bakarsanız hepsi önceliği, bilime, sanata, eğitime vermiştir. Hatta bugün İnstagramda Japonya’ya ait bir videoya denk geldim ve ilkokul çağındaki çocuklara sadece teorik olarak değil pratiktede de sanayi öğreticilerini gösterdiklerini gördüm. Bizimkiler ne öğretiyor ilkokulda? “Ali ata bak.” Ütopya’da tahmin edersiniz ki kadın erkek eşitliği var. Kadınlar da erkekler gibi çalışmak ve devlete katkı sağlamak zorunda. Askeri alanda bile. 16.yy’daki bir adam, bunu düşünmüş ve bunu istemiş. 21.yy’da yeri geliyor bizler hala, ülke farketmeksizin bunun savaşını veriyoruz. Ne kadar dünyevi şartlar Thomas’ı kendi ütopyasında bile savaşı ve askerliği düşündürmüş olsada, benim güzel kalpli yazarım, Tanrı’nın verip ve alabileceği canın sırf para, zenginlik, açgözlülük uğruna insanlar tarafından alınmasını, savaş adı altında katliam yapılmasını dünyadaki en büyük şerefsizlik olarak görüyor. Burada ona kocaman bir kalp bırakıyorum. Din tamamıyla kişinin özgür iradesine bırakılmış. Tıpkı Hz.Ali’nin “Devletin dini adalettir.” Demesi gibi, Thomas More’da devletin dininin adalet, çalışkanlık, eşitlik gibi kavramlar olduğuna inanıyor üstelik normalde inançlı bir katolik olmasına rağmen. Kitabın tümünde olduğu gibi bende tamamen bu düşünceye katılıyorum. Çünkü bana göre de, “Devlet toplumu, din bireyi ilgilendirir.” Özellikle bu konuda tersini düşünenler için de özellikle altını çizerek şunu da belirtmek istiyorum: Lütfen düşüncelerinizi tartarken “din” ve “ahlak”ın aynı şeyler olmadığını ve her zaman aynı yerde aynı anda bulunmadıklarını göz önüne alın. Bunlar dışında kitabın en en en sevdiğim kısmı, hayvanlar üzerine olan kısmıydı. Thomas More, hayvanları öldürmenin, özellikle de sırf avcılık gibi keyfi kederden öldürmenin, en tiksindirici ve en aşağılık şey olduğunu söylüyor. Bu kısımda şu alıntıyı yıldızlar içine almıştım: “Öldürme zevki sadece hayvanları öldürmekte kalsa bile, ancak bir zorbalık eğiliminden gelebilir ve bu eğilim zamanla zorbalığın ta kendisi olabilir.” (Syf: 190) Tıpkı bugün önce hayvanlara zorbalık yapanların, yarın haberlerde, insanlara da aynı zorbalıkları çok profesyonelce aynı şekilde yaptıklarını görmemiz gibi. Kıssadan hisse, Ütopya, ilk önce toplumun ekonomik açıdan eşitliği üzerine kurulduğu için, gerçek anlamda tam bir demokrasi ülkesidir. Demokratik ülkelerde yaşamamıza rağmen, bizim bile özlem duyduğumuz bir demokrasi ülkesi… 1516 yılında, o zamanın şartlarıyla bakıldığında gerçekten bir hayal ülkesi olan Ütopya, bana çok şey kattı. Bende bir Ütopus olup, kendi hayallerimin Ütopya’sını kurmak isterdim. İçinde insanlar, hayvanlar huzur içinde yaşasın isterdim. Kapitalizm olmadan, tüm çocuklar eşit şartlarda büyüsün isterdim. Ormanlarım yanmaktan korkmasın isterdim. Doğa olmadan yaşayamayacağımızın bilincinde bir topluma sahip olmak isterdim. Gerçekten, tüm samimiyetimle sonuna kadar okumanızı tavsiye ediyorum. İncelememi okuyan herhangi bir okur arkadaşım, belki düşüncelerimiz farklı olabilir. Ama inanıyorum ki hepimizin istediği dünya aynı huzur dolu dünyadır. İncelememi Thomas More’un Ütopya’sını bitirdiği son cümleler ile bitirmek istiyorum: “Ütopya devletinin birçok özelliklerini şehirlerimizde görmeyi isterdim. Bir umuttan çok bir dilektir bu.”
ÜtopyaThomas More · EZR Yayıncılık · 201924,7bin okunma
·
151 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.