Merhabalar
Sorgulanmak üzere farklı yerlerden getirilmiş dört kişinin, bir metreye iki metrelik beton, karanlık bir hücrede, işkence aralarında kurdukları hayalleri ve/veya anılarını, en çok da kendi kafalarındaki/anılarındaki İstanbul'u anlatmalarının hikâyesidir.
İnsanın insana ettiği zulüm. Yine. Kendi cinsine bile acımayan insan kediye, köpeğe, ağaca da acımıyor...
Etkileyici cümleler ve eski yarim İstanbul hakkında ilginç fikirler vardı.
* Malzemesi insan olan siyaset dünyayı nasıl değiştirebilirdi ki?
* İstanbul bir ceset gibi şişiyor, insan o cesede bağımlı parazit haline geliyordu.
* İnsan, iradesiyle gelmediği bu dünyada kendi varlığını keşfetmekle değil var etmekle yükümlüydü.
* İstanbul'da ekmek ve özgürlük, birinin diğerine esir olduğu iki arzuydu. Ya ekmek için özgürlük gözden çıkarılır ya da özgürlük uğruna ekmek feda edilirdi.
Sevgiyle kalın
.