İlk kitabı pek sevmemiştim ama yine de biraz ümit gördüğüm için seriye devam etme kararı almıştım. Bunda da en büyük etken Dante’yi merak etmemdi. Şu an Dante hakkında da hiç ümidim kalmadı. Kesin onun kitabını da sıçıp batıracak bu yazar. Amara’nın da cilt bakım rutinini okuyabilirim. İlk kitaptan daha kötü olmayı nasıl başarmış aklım almıyor. Bana en çok batan şeyleri sıralıyorum:
1. Tristan’ın viski ve günah kokan sesi! Bunu her okuduğumda o kadar irrite oluyorum ki anlatamam. Yazar herkesin sesine takmış! Herkesin sesi bir şey kokuyor. Amara’nın sesi de seks kokuyordu.
2. İlk kitapta da buna takılmıştım ama ilk kitaptır diye çok üzerinde durmamaya çalışmıştım. Şöyle zeki böyle dahi diye yere konulmayan Morana’nın yaptığı tek zekice bir hamle görmemiş olmamız. Kulağına peşinde katil var diye fısıldadılar, gitti ıssız bahçeye çıktı! Tristan ile adama tuzak kurdu desek yok öyle bir şey! Tristan kendi kuruyor tuzağı, bunu da yem olsun diye mal gibi dans pistinde tek başına bırakıyor! Ama şimdi Allah var beni çok fazla güldürdü. Hani Dante’nin sözde ölümünden sonra Tristan bunu evde böcek var diye duşun altına sokuyor ya, Morana diyor biliyorum Dante ölmedi, kaç gündür bir gariptiniz. Bana inandırıcı gözükmesi için söylemediğinizi anlıyorum diyor. O an böyle Tristan’ın gözlerinde hayranlık görüyor. Sanki atomu parçaladı bana! Bunun üzerine de biliyorum zekam seni azdırıyor diyor. Valla senin zekan benim kafamı duvara vurma hissi uyandırdı be Moranacığım veya adın her neyse işte!
3. Orada ortalık alev almış Morana hanım cilt bakımı yaptığını okuyoruz. Yok peelingler, maskeler, bilmem neler! Bize ne Morana’nın cilt bakım rutininden yahu! Bunun hikayeye ne katkısı var? Yazmış olmak için yazmış da yazmış yani! Hani derler ya mahalle yanarken bilmem ne saçını tararmış diye aynı hesap! Ha bir de Morana hanım internette alışveriş yaparken aynı duyguyu hissettim. Böyle anlatıyor, kıyafetler almış, seksi iç çamaşırları, ayakkabılar, makyaj malzemeleri ve sırada da bilin bakalım ne varmış? Morana hanımın aksesuarları!
4. Bu kitabın gösterip gösterip vermemesi benim sinirlerimin bozulmasının bir başka nedeni. Birincisi bu Morana’nın yazılan ama hiç kullanmadığı zekası. İkincisi ise şöyle seksi böyle yürüyen cinsellik diye anlatılan Tristan’ı doğru düzgün iş üzerinde görmemem. Adama pantolonuna boşaldı yani daha da başka bir şey söylemek istemiyorum. Hem konuşmuyor, iletişim kurmuyor hem de pantolonuna boşalıyor tam bir Türk erkeği!
5. Hikayenin hep Morana üzerinden, onun mikrofon koyması, onun kamera yerleştirmesi yüzünden ilerlemesini çok sakil buldum. Bu adamlar koskoca mafya babası ya, düzenli olarak evlerinde ve çalışma odalarında tarama yaptırmıyor mu bu adamlar! Sırf Morana, sözde babası Gabriel’in Tristan tarafından yumruklandığını görecek ve Tristan’ın üzerine atlayacak diye benim bunu yutmam mı gerekiyor yani! Ben yutmam kardeşim beni ikna edemezsin! Bi de bu video izleme olayını olayın üzerinden birkaç gün geçtikten sonra birden hatırlayarak yapıyor. Morana hanım darkweb’e gidip, mafya hakkındaki dedikodu blogu bulup okuyor! Ayy daha absürt neler olabilir acaba?! :D Mafyadaki üçüncü ortağı böyle öğreniyoruz!
Yazdıklarımı okuyunca şunu anladım ki bu kitapta aslında Tristan’dan çok Morana’ya sinir olmuşum. Çünkü Tristan o kadar yok ki! Adamın gösterdiği varlık çok az. Sinirim Morana’nın direkt kendisine de değil, yazar Morana üzerinden çoğu şeyi bize vermeye çalışmış. Bu tercihi beni çok irrite etti. Hiç de gerek yoktu yani!