Dışarda yaşanan bir durumun veya karşımızdaki kişinin yaptığı bir davranışın tek bir yorumlanma şekli yoktur. Bu yorum, yorumlayan kişinin hikayesine, duygusuna, düşüncesine, deneyimlerine göre başka başka şekiller alabilir.
Bir kişi, tuttuğu futbol takımı yenildiğinde yoğun bir öfke hissederek etrafı kırıp dökebilirken, aynı takımı tutan başka bir kişi bu yenilgiyi sakince kabul edip, yenen takımı tutan arkadaşını tebrik edebilir. Bu iki insan, aynı olaya neden iki farklı tepki verir? Her şey bizim durumu nasıl algıladığımıza göre değişir. Bu değişiklik de bizim geçmiş deneyimlerimizden, aile içinde öğrendiklerimizden, inançlarımızdan kaynaklanır. Bunlar o kişinin öznel gerçekliği olmakla beraber, "mutlak gerçek" değildir.
Hayatımızdaki olumsuz duygular, bizim için birer işarettir. Öfkemize yakından bakma cesareti gösterebildiğimizde, öfkenin altında yatan düşünce akışını görebiliriz. Bu düşüncelerin, kişide belli duygulara yol açtığı ve bu düşünce-duygulara eşlik eden belli davranış kalıpları olduğunu da rahatlıkla görebiliriz.
Tuttuğu futbol takımı yenilince öfkelenen kişinin zihnindeki düşünce akışına yakından bakarsak, şunları duyabiliriz; "Senin gibi takımı tutan kafama tüküreyim, rezil ettin bizi, yarın herkes iş yerinde dalga geçecek, zaten hayatta neyi tutsam başarısızlık vb." Bu düşüncelerin bu kişide yaratacağı duygular da büyük ihtimalle "küçük düşmek, başarısızlık, rezil olmak" olacaktır. Bu düşünce şekli ve ve duygu durumunun dışa vurumu da davranışsal olarak saldırganlık olabilir.
Hayatı yaşarken referansımız yüksek olasılıkla düşüncelerimizdir, fakat bu düşüncelerimizin her şekilde mutlak doğru olduğunu bize göstermez. Düşüncelerimiz dediğimiz şey, varsayımlarımız veya tahminlerimizden ibarettir; gerçeğin kendi değildir. Bir durumu yorumlanın onlarca farklı şekli vardır, kendi düşüncemize sıkı sıkıya tutunmak ve tek gerçek oymuş gibi davranmak, yanıltıcı olabildiği gibi, mutsuzluğumuzun kaynağı da olabilir.
Bilişsel Davranışçı ekol bize der ki; durumlara karşı düşüncelerimiz duygumuzu, düşünce ve duygularımız da davranışlarımızı etkiler. Kişiler genelde durumları değiştirmek isterler ki bu çok gerçek dışı bir istektir. Bizim kontrolümüzde olan ve elimizden gelen tek değişim alanı, düşünce ve duygularımızı dönüştürmek ve davranışsal olarak farklı bir davranışı denemektir. Bizim sorumlu olduğumuz ve etkileyebildiğimiz alan burasıdır.
Bunun için önce duygu ve düşüncelerimizi fark etmek ve sonrasında da davranışsal boyutu değiştirmek için gerekli bireysel sorumluluğu almak gerekir.
Peki bunu nasıl yapacağız? Konu ilgimi çekti ama daha fazla bilgiye ihtiyacım var, diyorsanız; bu kitap tam size göre. Hakan Hocam tane tane ve anlaşılır şekilde anlatmış.
Okuyacaklara keyifli okumalar.