Yüzyıllık yaşam öyküsünün kurucusu amca çocuğu olan Jose Arcadio Buendia ve Ursula’dır. Onların evlilikleri ile başlayan hikâye, 14 aylık bir yolculuk yaptıktan sonra altıkuşak ailenin aynı kaçınılmaz sonu yaşayacağı Maconda kasabasına yerleşmesiyle devam eder.
Kitap boyunca Buendia ailesinin yüzyıllık yaşam öyküsüne tanıklık ediyoruz. Öyle bir tanıklık ki bu, yerleştikleri Maconda kasabanın kuruluşundan başlayıp, gelişimine hatta yok oluşuna kadar uzanıyor.Belli bir zaman dilimi hakim değildir.
Arcadio ve Ursula’nın çocukları, torunları hatta torunlarının torunları, detaylı bir şekilde aynı zaman diliminde yaşamışcasına anlatılmıştır.
İşlenen her karakterin doğumu, aile içerisindeki konumu, karakter analizi, hayatı yaşama biçimi ve olaylara bakış açısı anlatılmıştır.
Şehvet açgözlülük ve kibirin insan hayatını olumsuz etkileyeceği gerçeği karakterler üzerinden okuyucuya başarılı bir şekilde aktarılmıştır.
Kitapta düşsel bir anlatı hakimdir.
Toplumun aniden hafızasının silinmesi, yaşanan ölümlerin katliamların unutulması gibi gerçek dışı unsurlar yerleştirilmiştir.
“Dünya öylesine çiçeği burnundaydı ki, pek çok şeyin adı yoktu daha ve bunlardan söz ederken parmakla işaret edip göstermek gerekirdi.” Cümlesi yazarın her şeyin çıkış noktasını anlatma çabasının ispatı niteliğindeydi.
Beni en çok etkileyen ise "İnsanın oturduğu toprakların altında ölüleri yoksa, o adam o toprağın insanı değildir."cümlesi olmuştu. Aidiyet duygusunu sorgulatmış olması bakımından dikkatimi çekmişti.
Kitapta karakterlerin isimleri birbirine oldukça yakın hatta aynı bile diyebilirim. Bu durum kafa karışıklığına sebep olabiliyor. Ama yinede benim için keyifli bir okuma oldu. Gabriel Garcia MarquezYüzyıllık Yalnızlık