Dünya savaşlarının getirdiği buhranlar, Avrupa'da yükselişe geçen kapitalizm ve bu coğrafyayı buram buram saran ırkçılık, Stefan Zweig'i yeni maceralara itti. Ömrünün kalan bölümünde yıkılan Avrupa'dan uzaklaşmak, barış içinde yaşamak ve gelişmekte olan bir dünya ülkesine sığınmak istiyordu. Öyle ki karamsar ve bunalımlı hayatı biraz olsun yaşama sevinci ve huzurla dolmak istiyordu. Karşısına Brezilya çıktı. 1936 yılında Arjantin'in Buenos Aires kentinde düzenlenen bir kongreye katıldı, buradan Brezilya'da 10 günlük bir seyahat planladı. "Geleceğin Ülkesi" olarak nitelediği Brezilya'ya on günde hayran kaldı. Kendisini eşiyle birlikte ikinci kez gelirken buldu. Brezilya'nın çoğu kentini, doğal ve kültürel yerlerini gezdi. Tarihsel, ekonomik, sosyolojik anlamda Brezilya'yı iyi tanıdı. Umutla ve huzurla bahsettiği Brezilya, 1942 yılında tüm karamsarlıkla hayatına son veren Zweig çiftinin son seyahat rotası oldu. Seyahatname özellikleri de taşıyan bu eserinde, Stefan Zweig'in bir gazeteci titizliğinde davrandığını söylemeliyim. Metinleri ve Brezilya hakkında bilgileri çok doluydu. Dahası başarılı üslubu sayesinde sanki gezdiği yerlere bizi de götürüyordu. Okur olarak, gözümüzde canlandırdığımızda sanki biz de o an yazarımızın yanındaydık. Bir ülkenin tarihinden kuruluşuna, ekonomisinden siyasi gelişimine, sosyolojisinden kültürüne bundan daha iyi anlatan bir yazar olamazdı sanırım. Olumlu ve olumsuz her yanı dürüst bir şekilde ortaya koyuyor. Peki acaba Brezilya'ya 2024 yılında gitse, acaba Stefan Zweig aynı duyguları paylaşır mıydı? Bu konuda şüpheliyim.
Zweig, ilk bölümde Brezilya'nın tarihini detaylı olarak anlatıyor. Ülkenin kesin olarak 22 Nisan 1500 yılında dünya tarihine adım attığını ve keşfedildiğini vurguluyor. Sonrasında sırasıyla Portekiz ve Hollanda ülke üzerinde hak ilan etme yarışına giriyor. Doğal ve ekonomik kaynaklarıyla Brezilya'nın kaderinin Avrupa'da belirlendiğini çarpıcı gelişmelerle anlatıyor. Daha sonrasında Portekiz, Brezilya'yı resmi olarak tanımaya başlıyor ve Brezilya'da Portekiz kraliyet ailesinin hüküm sürdüğü bir dönem başlıyor. Ekonomi bölümünde Brezilya'nın bilinçli tarım için faydalı olabilecek topraklarından, madenlerden ve yeraltı zenginliklerinden bahsediyor. Brezilya'nın ekonomik olarak en büyük özelliği, her yüzyılda farklı bir ürünün ekonomide baş rol oynamasıdır. Şekerkamışı, kereste, kakao, kahve, tütün, kauçuk vb ham maddeler, çeşitli yüzyıllarda ülkede oetaya çıkar ve ülkenin ekonomik gelişimine yön verir. Ekonomi alanında ülkenin daha fazla zamana ve insana ihtiyacı olduğunu belirtir. Ülkedeortaya çıkarılan altın madeni ülkenin gelişimi için insanlara çok şey vadetse de altın yüzünden çıkan savaşlar ve altın üzerindeki hak iddiaları Brezilya'nın ekonomisini uçuruma sürükler. Brezilya yukarıda bahsettiğim gibi yine farklı bir ürünün aktörlüğe soyunmasıyla bu uçurumdan çıkmayı başarır. Ülkenin ekonomik enerjisinin ve gelirinin düşmesine, ülkede yaşanan salgın hastalıklar ve hükümetin ilgisiz sağlık politikaları neden olmaktadır. Trafik ve ulaşım, Zweig'e göre hala çözüm bekleyen en önemli problemlerdendir.
Brezilya'nın kültür bölümünde ise ırkçılığın olmadığını, halkın barış içinde yaşadığını vurgular. Bu ülkede üç farklı ırk, birbiriyle huzur içinde yaşamaktadır. Zweig'a göre Brezilya'nın tüm kültürel özellikleri, gemilerle Avrupa'dan ve okyanus aşırı ülkelerden getirilmiştir. Avrupalılar, ülkenin geçirdiği yaratıcı dönüşüme katkıda bulunmuştur. Sessiz, hayal kurmayı seven, melankolik insanlardan oluşan bir ülkedir Brezilya. Yazarımız, çok fazla cana yakınlık ve samimiyet gözlemler. Zweig; Brezilya'nın tıpkı doğal ve yeraltı ham madde kaynakları gibi, Brezilya'nın insanının potansiyelini yüzde yüz ortaya koyamadığı görüşündedir. Ülkedeki ataerkil düzeni ifade eder. Edebiyat, tiyatro ve müziğin ülkedeki gelişimine ışık tutar. Gezdiği şehirlerden ve doğal güzelliklerden izlenimler paylaşır.