orada, yabanılların yaşamına, buyüsel uygulamaların ve inançların egemen olduğu gösterilmişti. Bu büyü etkisi, temelde yansılamadır (monetic). Büyüye katılanlar, bu yolla doğanın, kendine gerekli olan şeyi yapmaya zorlanacağı inancıyla, arzulanan gerçekliğin yapılışını taklit eder. İmdi, biraz önce, çalışmanın insanın primatlardan kalıt olarak aldığı o bilinçli taklitin bir gelişmesi olarak kökeninde yansılama olduğu gösterilmişti; bu yüzden büyünün, çalışma süreci içinde onun Öznel görünümü olarak ortaya çıkmış olduğunu söyleyebiliriz. Çalışma ortaklaşa kaldığı sürece, süreç zorunlu olarak tek tek katılımcılarca anlaşılamazdı. Kendini kolektif ve düzenlenmiş beden hareketlerinin organik bir sonucu olarak, birey bilincine, sürecin sonunda kendi doğal ve zorunlu sonucuna ulaşan birleşik bir istenç ey lemi olarak sunuluyordu, çoğu kez olduğu gibi, bunu başaramazsa, ba- şarısızlığı, kendine özgü bir istenci olan, yenilemeyecek kadar güçlü çalışma konusundan gelen dirençten ortaya çıkıyor gibi görünüyordu. Bu durumlarda süreç, çalışanların çalışma konuları üzerine kendi is- tençlerini bir yansılama eylemiyle zorlamaya çalıştıkları bir çatışma şeklini alıyordu. Kuşaklar boyunca, bazı süreçlerin nesnelliğini ta nımayı, dolayısıyla gerçek çalışma tekniğiyle yanılsamacı büyü tek niğini birbirinden bir dereceye kadar ayırmayı öğrenmişlerdi. Bu ay- rımla birlikte büyü töreni, avcılık ekip-biçme ve başka çalışma türleriyle birlikte olan danslarda olduğu gibi ya gerçek görev için ha- zırlamada bir ön çalışma biçimini alarak ya da az çok bilinçli olarak doğaüstü bir amaca yönelmiş bağımsız bir süreç gibi ortaya çıkmaya başladı.
Çalışma, kendini büyüden kurtardıkça, iki ayrım daha ortaya çıktı. Çalışma süreci içinde, ses eşliği onun gerçek bir parçası olmaktan çıktı ve uygun yönergeleri çalışanlara ileten geleneksel bir büyü oldu (Cilt II. s. 181-184); bu yolla, yavaş yavaş bir zanaat bilgisi birikmiş olu- yordu. Büyü töreni içinde sesli bölüm, yapılan iş üzerinde yorumlayıcı bir yönerge görevi görüyordu, artık çalışma sürecinin bir parçası da ol madığı için kendini açıklayıcı değildi; bu yolla, bir mitler topluluğu ortaya çıkıyordu. Kuşkusuz, gerçekte ayrımlar o kadar keskin çizgilerle çizilmemişti. Çalışma ve büyü, çakışmayı sürdürüyordu, zanaat bilgisi mitsel inançlara batmıştı, mitlerse, uzak da olsa üretim işiyle tanınabilir bir ilişki taşıyordu.
Sayfa 52