Gönderi

10/10
·400 syf.··
Beğendi
·
2024 31. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 30 Ağustos 2024 22:47
Simone de Beauvoir tarafından 1954 yılında yayınlanan Mandarinler, bu yıl okuduğum kitaplar arasında beni en çok sarsan eserlerden biri oldu. Kalınlığı göz korkutsa da okumak için acele etmeden, sindire sindire bitirdim. Öyle ki ağustos ayımın tamamını ona ayırdım diyebilirim. Ancak bu durumdan pişman değilim. Benim için yeri çok özel bir hale geldi. Uzun zamandır, bir eserle bu kadar derin bir bağlantı kurmamıştım. Aşk, varoluşçuluk, politik argümanlar ve II. Dünya Savaşı sonrası yaşanan o çalkantılı süreç… Tüm bunların üstüne bir de eserin yarı otobiyografik ögeler içermesi ve tutkulu aşkı Sartre'dan, Albert Camus’dan ve Nelson Algren gibi isimlerden izler taşıması tesirini artırdı diyebilirim. Böylece döneminin Fransa’sına ve entelektüel camiasına birebir tanıklık etme şansı bulabildim. Kitaba dair yorumlarımı sıralamadan önce eserin adına değinmek istiyorum. “Mandarin” kelimesi yüksek makamdaki Çince’de bürokrat sınıfını ifade etmektedir. Simone de Beauvoir'ın bu ismi seçmesi ise tesadüf değil tabii ki. Konu aldığı solcu entelektüellerin elitizmden vazgeçmeleri gerektiğini savunur. Böylece ülkenin sorunlarına daha etkili bir şekilde değinebileceklerini düşünür. Benzer şekilde eserimizde ise kendilerini “Mandarinler” diye adlandıran bir grubun, II. Dünya Savaşı sonrasını kendilerini nasıl konumlandırmaları gerektiğini gözlemleriz: bir şeyler karalamak yeterli midir yoksa politik olarak bir aksiyon almalılar mı? Paule, Henri, Anne, Robert, Lewis ve Josette gibi karakterlerden eser boyunca bahsedilse de akış Anne ve Henri üzerinden gider. Anne, yer yer yazarımızdan izler taşıdığını düşündüğüm psikanaliz alanında çalışan bir psikologdur. Eşi Robert ise Sartre ile olan ilişkisinden izler taşımaktadır. Bilindiği gibi ikili uzun yıllar birlikte kalmışlar, aralarındaki ilişki için de bir anlaşma da yapmışlar. Onlara göre “zorunlu/gerekli aşk” ve “zorunsuz aşk” vardır . Evet, ikili birbirlerine aşıktır (zorunlu aşk), ancak arada başka “zorunsuz aşk”ları da olmuştur. Eserde ise hatta Beauvoir’ın Nelson Algren ile ilişkisini temsil eden Lewis karakterine yer verilmiştir. Bu noktada Anne’in kendini ilişki içerisinde konumlandırma şekli, çevresinde güçlü görünen ancak bir o kadar da içinde fırtınaların kopması ve korumaya çalıştığı sükuneti; eseri okuyan bir kadın olarak beni çok derinden etkiledi. Henri ise Albert Camus’dan izler taşımakta. Yazar olan karakterimiz bir anda politikaya atılır. Bu sırada da kendisinin sırayla Paule, Nadine ve Josette ile ilişkisini gözlemleriz. Bu süreç, sancılıdır ve Henri’ye yer yer kızmamak elde değildir. Daha sonra kendisini, varoluşsal sancılar içinde, kendini tanımlamaya çalışırken okuruz. Sahi, toplum ve bireyselliği arasında ikilemde kalan sanatçı ne yapmalıdır? Toplumsal gerçekçilikle yazılmış olan eser, döneminin Fransız kadınını ve erkeğini gözler önüne serer. Orada, o masada veya o odada Mandarinler ile birlikte o çalkantılı döneme şahit oluruz. Savaş belki artık bitmiştir, ancak etkileri hala onlarda izlerini bırakmaya, onları dönüştürmeye devam eder. Kiminin bir sevdiğini kaybetmesi, kiminin yaşadığı bir travması…Bu nedenle eserin bu denli yankı uyandırması kaçınılmaz hale gelmiştir.
MandarinlerSimone de Beauvoir · Altın Kitaplar · 1966425 okunma
·
237 Gösterim
Yorumlar
Yorum yapabilmeniz için giriş yapmanız gerekmektedir.