Öncelikle şunu belirtmeliyimki, incelemem kitabı okumamış olanlar için birçok spoiler verebilir. Şayet sürprizleri kaçırmak istemeyen okur adayları varsa bundan sonrasını okumamasını tavsiye ederim.
Her sayfasında ayrı heyecanlandıran, sarsıcı, rahatsız edici, hem sorgulayan hem de sorgulatan ve de gerilim dolu bir kitap. Kitap bitmesin istiyorsunuz ama bir an önce de sonrasında ne olacağını merak ettiğiniz için hızlıca çeviriyorsunuz sayfaları. İnsan psikolojisini, iyilik ve kötülük kavramlarının birbiriyle olan ilişkisini ustaca ve yalın bir dille anlatıyor yazar. Bu sebeplerle mutlaka okunması gereken, kült nitelikli bir kitap olarak görüyorum.
Esasında belki de basit sayılacak bir konu (iyinin kötülük karşısında kötülük yaparak karşılık vermesi) adım adım anlatılmış. Bu ana olay belki de benim için çok bilindik bir durum olduğu için dikkatim başka konulara yöneldi. Kitabı okuduktan sonra da bunları birileriyle oturup tartışma isteği uyandırdı.
Bence kitap, üzerine tartışma gerektirecek niteliğe sahip. Olaylar, kişilikler, sebep-sonuç ilişkileri vb. hakkında soruların üretilmesi kaçınılmaz. Kısacası kitap hakkında konuşulacak, anlatılacak çok şey var. Ancak sınırlı olarak en çok dikkatimi çekenleri paylaşmak isterim.
Öncelikle Abel’in Joseph tarafından eve neden alındığı kitapta açıkça anlatılıyor (yalnızlıktan bıkma, baba-oğul özlemi vs.). Burada dikkat edilmesi gereken esas şeylerden biri Joseph’in neden ısrarla Abel’i yetimhaneye göndertmediği ve bunu yapabilecekken neden hikaye sonunda onu öldürdüğü olmalıdır. Joseph, Abel’i mecbur kaldığı için (kendi canına kast etmesi, meşru müdafaa durumu gibi) öldürmüyor. Ahırındaki ineği öldürmesi sonrasında onu öldürüyor. Yani halen onu yetimhaneye bırakma ve ondan ömür boyu kurtulma şansı var. Ayrıca hikaye ortalarında bir yerden sonra Joseph, Abel’e aşırı şiddet göstermeye başlıyor. Bunun da sebebi sevdiği kadına Abel tarafından tecavüz edilmesi. Ki Abel ile Diana arasında bir olumsuzluk yaşanmasını, kitabı okurken bekliyorsunuz. Böylesine büyük bir olay sonrası bile Abel yetimhaneye gönderilmiyor. Buralarda Joseph’in iyiliği konusunda keskin virajlar alınıyor. Şartlar mı onu o hale getirdi, yoksa Joseph gerçek kişiliğinin ortaya çıkması için kendisi mi uygun zemini hazırladı?
Bir diğer önemli sorgulamayı da Abel için yapmak gerekir. Abel neden bu kadar kötü? Şüphesizki her iki ana karakter de melek ve şeytana benzetilerek metaforlaştırılıyor. Yine de de Abel’in neden bu kadar kötü olduğu sorgulanmalı diye düşünüyorum. Genç yaşta olması (karakteri, iyi bir çevreyle evrilebilir yaşta diyebiliriz), çokça kitap okuması, zeki olması, koruyucu bir babaya denk gelmesi, maddi sorunların olmaması, sakin ve huzurlu bir çevre gibi etmenlere rağmen bir türlü iyilik nedir bilmiyor Abel. Ve Abel kendisi de gitmiyor evden; iyilikle karşılandığında da gitmiyor, dayak yediğinde de, kendisine açıkça hakaret edildiğinde de (doktor onla baş başa konuşurken yediği kaba pislediğini ve aslında bu evde devam etmesini gerektirecek herhangi bir zorunluluğun olmadığını söylüyor), odalara kilitlendiğinde de asla evi terk etmiyor. Burada şiddetten zevk alan ve geçmişinde istismar yaşaması muhtemel zavallı bir çocuk mu var yoksa karşısındakinin gerçek kişiliğini gören ve bunu ortaya çıkararak ona iyilik yapmayı misyon edinen çok zeki bir çocuk mu var?
Kitabı okurken herkesin Abel’in yaptığı iğrençlikler karşısında nefretle dolması bekleniyor. Joseph’in “doğal olarak” ona zarar vermesi bekleniyor. Ama ölüm sonrası da böyle mi olmalıydı diye sorgulama bekleniyor. Joseph, onu öldürdükten sonra gayet normal bir şekilde hayatına devam ediyor: evleniyor, resime geri dönüyor, baba oluyor vs. Öldürme olayı, tüm bu eksikliklerin giderilmesi için olması gereken bir şeymiş gibi gösteriliyor. Kitap sonunda; adeta Joseph aradığı mutlu yaşama kavuşabilmek, mesleki idealini gerçekleştirebilmek ve değersizlik hissini yenebilmek için Abel’i öldürmesi gerekiyormuş gibi, cinayet sonrasında huzura kavuşmuş Joseph portresi çiziliyor. Tüm bunlar yazarın kendi düşüncesi mi, olaya tanık olan okuyuculardan beklenen düşünce mi yoksa açıkça bir alay etme durumu mudur (sonuçta bir çocuk öldürüldü ama öldüren kişi mutlu mesut bir hayat kurdu)? Buradan şunu mu anlamak gerekir: Joseph içindeki kötülüğü sonunda çıkarabildi diye mi huzura kavuştu, yoksa dünyayı bir pislikten kurtardığı için kendisine duyduğu saygı mı arttı? Şunu unutmamak gerekir ki sebep ne olursa olsun, meşru müdafaa olmayan bir cinayet vardı.
Kitap sonunda iyilik ile kötülüğün nasıl iç içe geçtiğini, birbirlerinin parçası olduğunu, kimin şeytan kimin melek olduğunun bilinemeyeceği vs. gibi bir ölçüde de klişe görülebilecek sonuçlar ortaya çıkıyor. Bu nedenle kendi adıma özellikle takıldığım konuları sıralamak istedim. Tüm bunların yanında fazla iyilik-kibir ilişkisi de konuşulması gereken ayrıca bir konu. Joseph’in fazla iyilik sevdalısı olmasını gizli kibire mi bağlamak gerekir yoksa küçüklükten gelen değersizlik hissine mi? Yoksa ikisine birden mi?
Kitapta eşcinsellik, çocuk istismarı, ırkçılık gibi konular arka planda işlenirken; habil-kabil, melek mikailin mızrakla şeytanın gözünü oyması, melek-şeytan gibi kavramlar da metaforlaştırılmıştır. Bunların haricinde tüberküloz ile kötülük benzeşimi yapılmış ve ünlü ressam Piet Mondrian hikayeye dahil edilmiştir.
Sonuç olarak kitabı çok kaliteli buldum. Sadece okuyup bir köşeye atılmasını değil, üzerinde tartışılmasını, düşünülmesini, empati kurulması vb. öneriyorum.