Puan vermedi·120 syf.····Okunma: 05 Ağustos 2024 00:00 #vegayorumluyor
Herkese merhabaaa. Bugün sizlere Perşembeyi Beklerken kitabının yorumu ile geldim.
"Perşembeyi Beklerken" yazarın okuduğum ikinci kitabı.
Bu kitabımızda Nazım amcamızın ve Selim'in hayatının belirli noktalarına şahitlik ediyoruz aslında.
Nazım amca her perşembe gününü iple çeken birisi. Beklentisini de yüksek tutuyor. Hani bazı insanlar olur ya belli bir yaştan sonra kendi halinde takılmaya başlar. Hayatı sessiz sedasız sakin bir şekilde geçirir. İşte Nazım amca böyle bir insan. Günün birinde sakin hayatına bomba gibi bir hastalık düşüyor. Yavaş yavaş yaşadıklarını, günlük hayatında yaptığı veya yapacağı işleri unutmaya başlıyor.
Bakıldığı zaman bu durum ne kadar üzücü bir noktada tüm güzel anılarını unutuyorsun yavaş yavaş kocaman bir boşluk oluşuyor o anıların yerine ama bir noktada da iyi bir durum bence. İnsan yaşadığı kötü olaylardan ders çıkarır ama hayatının sonuna kadar da üzüntü duyabilir. İyi tarafı da bu işte. Hayat illa ki insanı bir yerden vurması gerekiyor değil mi?
Nazım amcamızın hayatında bir de Selim adında bir genç var. Kendisi öğrenci ve kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan bir insan. Hem okuykr hem çalışıyor. Nazım amca ile Selim bir zaman sonra samimi oluyor. Sohbet muhabbet oh mis denebilir.
Lakin günün birinde Nazım amcamın ölüm haberini alan Selim'e Nazım amcadan bir ev kalıyor. Selim bu evi reddederek sadece onun bir kaç kitabını almak istiyor. Tabi kitapları incelerken de bir deftere rastgeliyor.
Defteri inceleyince Nazım amcanın yaşadıklarıyla karşılaşıyor ve okumaya başlıyor. Aslında Nazım amcanın defteri yazma sebebi birşeyleri unutunca yazılanlara bakıp hatırlayabilmesi içinmiş ve bu çok güzel bir şey hep bunu yapanlara imrenmişimdir. İnsan hafızası çok yanıltıcı birşeydir. Selim Nazım amcanın iyiz kötü yaşanmışlıklarını okurken bizde şahit oluyoruz.
Sade, tatlı ve derin anlamlara sahip bir kitaptı açıkçası. İlk kitabına oranla bu kitabı daha çok beğendim diyebilirim.
Yazarımızın emeğine sağlık.