Şu dünyadaki en harika şey ne diye sorsanız: "doğru arkadaşı bulmak." derim. Beni tanımayan insan kalabalığındansa da yalnız olmayı tercih ettim hep. Ben arkadaş bulma konusunda şanslı değildim ama onlar şanslıydı. Hem de gerçekten şanslılardı. Tully ve Kate. Tahmin edeceğiniz gibi bu kitap Tully ve Kate'in arkadaşlığı üzerinden yürüyor. Lakin bunun yanında ikisinin de ayrı ayrı hayatlarını görüyoruz. Nelerle savaştıklarını, nelerle sınandıklarını ve aşklarını. Tully annesinden çok çekmiş bir kız çocuğuyken yeni taşındıkları evlerindeki komşu kızıyla tanışır ve çok kötü bir gecenin ardından ikisinin de hayatları değişir. Artık ikisi el ele, bisiklet bisiklete "ateşböceği yolu" kızları olurlar Kate ise kendini sıradan ve pek arkadaşı olmayan biri olarak tanımlar. Karşıya yeni taşınan ve "manyak" güzel giyinen kızla arkadaş olabilmek için ise her şeyi verecek durumdadır. Ama Tully'nin o yıkılmaz, muhteşem görünüşünün ardında herkese kırgın ve kızgın küçük bir kız çocuğu vardır. Kate ise bunu fark eden ilk kişidir. Böylece arkadaşlıkları bir gecede başlar. Bu arkadaşlık için birbirlerine söz verirler: "sonsuza kadar dostuz." Bu dostluk gerçekten sonsuza kadar sürecek mi? Onu kitabın en son sayfasında anlıyorsunuz. Tully ve Kate birbirlerinden o kadar farklılardır ki bunu da ancak üniversiteye gittiklerinde anlamaya başlıyoruz. Kendilerine seçtikleri hayatlar birbirlerinin tam tamına zıddıdır. Evet, ama sonunda ikisi de bir şeyler eksikmiş gibi hissederler. Öyle değil midir sizce de? Hayat seçeneklerden ibarettir ve biz de hep bir şeyler seçmek zorundayızdır. Ya yürürüz ya da bir bisiklet alırız. Ya kahvaltıda çay içeriz ya da kahve. Ya aşkı seçeriz ya da kariyerimizi. Ya bir bebek yapar ya bir kedi sahipleriniriz. Zaman bizim ve seçimlerde özgürüz. Yani bir nevi. Yine de hep seçemediğimiz o şeyler kalbimizin köşelerinde bir kırıntı olarak kalır ve birleşip hayatı bize zehir ederler. Kate ve Tully gibi biz de seçemediğimiz o şeyleri başkasında görüp belki imrenerek belki de "acaba ben zamanında o yoldan gitseydim, şimdi nasıl bir hayatım olurdu? Mutlu olur muydum?" diye düşünüp dururuz. Ben kitabı okurken çoğu zaman bunları düşündüm. Hayatımda seçim yaptığım anları düşündüm ve o seçimleri sorgulayıp durdum. Belki o hayatı seçseydim daha mutlu olacaktım ya da belki de daha mutsuz. Bunu kimse bilemez. Üstüne çok fazla düşünmek de saçma olurdu. Çünkü şu an gayet mutluyum ve "iyi ki bu yoldan gitmişim." diyorum. Kendimi ve hayatımı seviyorum. Aslında seçimler demişken aklıma Matt Haig'in "Gece Yarısı Kütüphanesi" kitabı geldi. O kitap tam da bu bahsettiğim "seçimler" konusu için yazılmış bir kitap. Belki de herkese bir kere daha şans verilse eninde sonunda kendi hayatını seçecektir. Çünkü şimdi olduğumuz "ben" gerçek "ben" imiz. Yani seçimlerimiz bizi biz yapan şeyler belki de. Ne kadar çok "seçim" dedim. Her neyse dediğim gibi bu kitabı okuyun ve Tully ve Kate'in dostluğunu ve çalkantılı hayatlarını kendi gözlerinizle görün. Onlarla beraber o bisiklete binip o yokuşta ellerinizi bırakın. "Ateşböceği yolu" sokağında yürüyün ve o okula gidin. Yazarın akıcı kaleminde boğulun ve kendinizi ona bırakın. Eminim ki kendinizi o sokakta Tully ve Kate'in yanında bulacaksınız. Belki de bazen onlara dahil olup kendi fikirlerinizi söyleyeceksiniz ama dediğim gibi herkes kendi seçimini kendi yapar ve eninde sonunda olmak istediği kişi olur. Onlar da öyle yapacaklar. Bir yerde aslında pişmanlık bile bir seçimdir. İyi okumalar diliyorum!
"Hayatta sadece yapmadığımız şeyler için pişmanlık duyarız."
"-Bazen iyi bir arkadaş olmak demek hiçbir şey söylememek demektir.
+Yani öylece durup onun hata yapmasını mı izlemeliyim.
-Bazen, evet. Sonra her şey bittiğinde, döküntüleri toplamak için yanında olursun."
"Hayatı boyunca aşkı kalıcı bir şey, günlük yaşamın koşuşturmasından ve yorgunluğundan koruyan bir duygu olarak hayal etmişti ama şimdi bunun nasıl da tehlikeli bir his olduğunu görebiliyordu."