·584 syf.··Beğendi
···Okunma: 31 Ağustos 2024 00:00 Türk Edebiyatı’nda bir baş yapıtın adıdır: “Bir Gün Tek Başına”
Vedat Türkali ile fikri olarak belki hiç benzemiyoruz, ama edebiyatın bir fikri, ideolojisi yok gerçekten. Okurken sadece okumadım, yaşadım aynı zamanda bu güzel kitabı. Vedat Türkali’nin ikinci okuduğum eseri, ve son eseri olmayacak diye düşünüyorum, çünkü hemen bir başka kitabını aldım kendisinin.
…
Kitabımızın zamanları 1959-1960 ( Kitap 26 Mayıs 1960’da son buluyor. Yani Türkiye’deki ilk darbeden bir gün önce)
Karakterlerimiz eski öğretmen ama olayın geçtiği zamanlarda kitapçı Kenan, onun eşi Nermin, kızı Zeynep. Bir de yakın arkadaşı var Kenan’ın: Rasim ve onun eşi Refiş. Kitabın Kenan ile diğer önemli bir kahramanı ise Günsel. Günsel ile Kenan arkadaş ortamında tanışırlar ve kitap bu tanışma ile bambaşka bir yöne evrilir.
Kenan: öğrencilik yıllarında sol hareketin içerisinde yer almış, öğretmenlik yaparken bir gün içeri alınır. Yediği iki tokat ile sol hareketin içerisinden ayrılır ve kitapta sürekli vurgulandığı gibi “küçük burjuva” hayatı yaşamaktadır. Sürekli eski devrimciliği ile burjuva hayatı arasında gelgitler yaşamaktadır.
Günsel: kendisi okulunu bitirmiş, kütüphanede çalışan biridir. Öğrenci iken içerisinde bulunduğu sol hareketin sarsılmaz takipçisidir ve Kenan’ın aksine bu hareketin içerisinde aktif görevler almaktadır. 23 yaşında genç bir kız olmasına rağmen fikirlerine bağlılığı ve abisinin tanınmış bir devrimci olması nedeniyle saygı duyulan biridir.
Rasim: Devrin ve düzenin adamıdır. Kitap boyunca davranışları aynı olan tek karakter denebilir. Kendisi devrin önemli siyasi kişileri ilişkiler kurarak mevkisini ve çevresindekileri korumaktadır.
Nermin: Kenan’ın eşidir. Klasik Türk aile yapısı içerisinde kocasının her şeyine katlanan eş ve çocuğunun üzerine titreyen bir anne rolündedir.
Kenan ve Günsel’in arkadaş ortamında tanışmaları sonrası aralarında büyük bir aşk başlar. 40’lı yaşlarda Kenan ile 20’li yaşlarda Günsel’in aşkı kitabın belli bir sayfadan asıl konusu olsa da, yazar Vedat Türkali olunca, satır aralarında dönemin siyasi atmosferini de yaşatıyor kitap. Kitabın karakterleri dönemin insanının bir panoromasıdır. Demokrat Parti’nin son yıllarında yapmış olduğu anti demokratik uygulamalardan da bahseder. ( Basın sansürü, Tahkikat komisyonu). Yazar olayları esas olarak sol hareket içerisinden anlatsa da, toplumdaki her insandan bahseder. Halkın “demokrat” ve “halkçı” olarak ayrılmasını, birbirlerine karşı duruşlarını, bir halkçının Demokrat parti dönemine ve uygulamasına bakışını da görülür satırlarda. Yazarın kendisi sol hareketin içinden ama özellikle Türkiye’deki işçi sınıfının yeterince bilinçli olmadığını da gösterir, işçi sınıfının özellikle sola bakışını zaman zaman mizahi bir dil kullanarak gösterir ki, bu aslında gerçekten dönem ve günümüz işçisinin de zihin yapısıdır adeta. Kitabın ana karakterlerinden olmasa da, Baba karakterinin söyledikleri ise Türk toplumunun, aydınının bir eleştirisidir adeta. Kitap son sayfalarında 1960’lı yıllardaki Tahkikat komisyonuna karşı çıkan öğrenci olaylarını ise tüm çıplaklığı ile okuyucuya yaşatırcasına anlatır.
Kenan ile Günsel’in aşkı ise ayrı bir konudur. Kenan evli olduğu için fikir hayatında olduğu gibi bu hayatında da ikilemler yaşamaktadır. Bazen Nermin’e haksızlık yaptığını düşünür, bazen Nermin’e içinden ölmesini düşündürecek kadar kin duyar. Zaman zaman Günsel’in aşkından da emin olamaz. Günsel de fikir hayatından farklı olarak Kenan’a olan sevgisinde (Kenan kadar olmasa da) ikilem yaşar zaman zaman. Ama bu daha çok Kenan’ın evli olan karısından dolayıdır.
Kitabın sonu ise okuyucu tamamen dumur edecek şekildedir. Beklenmeyen ve üzen bir sondur bu…
Kitabın en güzel özelliği belli bir sayfadan sonra her bölümde bir karakteri ele alır. Okuyucu bölümlerde karakterlerin düşündüklerini, yaptıklarını bilir. Ama diğer bölümde diğer karakterin bunlardan haberi yoktur. Onların düşünmeleri, iç seslerini okurken içinden insanın hayır öyle değil demek geliyor bazen…
Bilinç akışı tekniği ile yazıldığı için zor bir eser. Ama karakterlerin zihninden geçen o cümleleri yutarcasına okumak, resmen kitabı yaşamak gibi geliyor insana.
Bu bakımdan
Okuyun okutturun! Gerçekten muazzam eser :)