“Bir rivayete göre, birini öldürmek için beş belladonna böğürtleni yeterdi. Doğrudan dalından yenen sadece beş adet tatlı meyve…”
Roman genel olarak okuduğum tarzında dışındaydı. Gotik,romantik ve fantastik temalar içeriyor. İlk etapta çok sıkıldım. Kitaba giremedim,akışa kaptıramadım kendimi. Bana göre,110.sayfadan sonra heyecanlanmaya başladı.Güzel miydi? Güzeldi.Ters köşe oldum mu? Olmadım mı anlayamadım Çünkü hafiften o kişiden şüphelenmiştim.Zaten şüphelendiğim her şey bana sürpriz olmuyor,sadece netleşiyor genel olarak
Son klişe bükücü Tuğba
Neyse konuya gelirsem eğer;
Esas kızımın annesi Rima bir partide zehirleniyor ve ölüyor. Tabii bu esnada Signa daha küçük bir bebek. Signa özel bir kız. Bir takım yetenekleri var. Zamanla bunların farkına varacak olduğu yetenekleri. Signa bu dramatik ölümün ardından halasının himayesindedir ve Signa nereye gitse ölüm getirir.E halamızda hakkın rahmetine kavuşuyor,ne sandınız ki?
Artık gerisi ultra Spoi bence o yüzden geçiştirivericiğiim
Signa,halasının ölümünden sonra bir mektup ile bay Hawthorne tarafında çağırılır. Ve serüven başlar. Signa,kuzeni Blythe’ın gizemli hastalığının izini sürüp,buna sebep olan şeyin ne olduğu konusunda veri toplamaya başlar. Esas kızımız ruhlarla konuşabilen ve görebilen bir kız.Tabii ki kuzenlerinin annesi ile de iletşim kurması kaçınılmazdır. Aynı gizemli hastalıktan ölen Lillian..Çok çarpıcı şeyler oluyor. Ben daha fazla anlatmıyorum. Gerisi okumak isteyen okuyucularda