540 sayfalık bir kitapta okur sağlam temellere dayanan bir kurgu bekler, bütünlüğü vurgulayan bir temanın olmasını bekler, özlü bir anlatım ve ritmiyle okuyucuyu doyuran bir anlatımın olmasını bekler, okuru kendine bağlayan ilgi çekici bölümlerin olmasını bekler, içeriğinin okuyucuya duygusal ve düşünsel olarak hitap etmesini ve gerçekçilik ve derinlik katarak okurla arasında bir bağ oluşturmasını bekler. Ama gel gör ki bu kitapta hiçbiri yok. Ayağını sağlam basan, sürekliliği sağlayan bir hikayesi yok kitabın.
Bukalemun gibi deri değiştirir gibi kılık değiştiren bir gencin şehir şehir, ülke ülke gezmesi anlatılıyor. Gencimiz hırsızlık yaparak geçimini sağladığı için zengin insanların evlerini soyuyor. Sonra başka bir kimlik ve kılık. İnanın kitabın ilk 400 sayfasında bunlar var. Gittiği şehirler, gittiği okullar, tuttuğu kiralık evler, şu sokak, bu cadde, o yemek vs.vs.vs. Bir de gencimiz o kadar zeki ki, on yabancı dil öğreniyor, sık sık okul değiştirip eğitimine devam ediyor.
Nora Roberts gibi başarılı bir yazardan böyle bir kitap beklemiyordum. Yazara hiç yakışmadı. Şaşırdım açıkçası. Hayatımda okuduğum en boş kitaplardan biriydi. Üstelik yayınevine de bir sitemim var. Kitap baştan sona yazım ve dil bilgisi hatalarıyla doluydu.