·312 syf.··Beğendi
···Okunma: 03 Eylül 2024 22:32 " Bazı şeylerin hayatınıza giriş nedeni kendileriyle ilgili değil." Feribe'nin dönüşüm hikayesi adını anmayacağımız sabık sevgilisinin hayatından çıkma kararı almasıyla başlıyor. Başta Feribe'nin tek derdi yaşananları, yaşanmayanları ve belki de yaşanmayacakları unutabilmek. Hikayesini malum beyefendiyi unutmak üzerine kuruyor. Bu acı nasıl geçecek diye çareler aramaya koyuluyor. Arayışlarının neticesinde kendini, Mazi İmha Merkezi denen ve bu elim aşk acısı iletine düşmemiş olsa müşterilerinden tut da çalışanlarına varana dek ölesiye eleştireceği, para tuzağından ve deli saçması fikirlerden ibaret olan kötü anı silme merkezinde buluyor. Çaresizlik insana yargıladığı birçok şeyi yaptırabilir. Feribe de zemine uzananlar düşemez diyerek başlıyor unutma derslerine. Tabi hayat hiçbir zaman beklentilerinize uymaz ve her zaman daha kötüsü vardır. Feribe iyileşme sürecinde çevresindeki insanları, geçmişini ve en önemlisi kendini tanıyor. Yaşadıklarından öğrendiği bir şey var, artık bunu biliyor.
"Çünkü acılar da, sevinçler gibi olgunlaştırır insanı
Kanın karışmalı hayatın büyük dolaşımına
Dolaşmalı damarlarında hayatın sonsuz taze kanı" (Ataol Behramoğlu)
Meğer konu sabık sevgili değilmiş. Bazı insanlar size kendinizi bildirmek için gelirmiş, görevlerini tamamlar ve giderlermiş. Çare unutmak değil, duymakmış o yaşanılanın anlatmak istediğini. Vazgeçmek zayıflık değil kabiliyetmiş. İnsan önce kendi gerçekliğinin farkında olmalıymış. Hayatını kafasında kurduğu "anlamı tek taraflı aşk" için heba etmemeliymiş. Bu küçük yaranın altındaki büyük kaynağı görmeli ve orayı iyileştirmeliymiş.
"Yaşamak şakaya gelmez,
Büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın
Bir sincap gibi meselâ,
Yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,
Yani bütün işin gücün yaşamak olacak." (Nazım Hikmet)
Ben o gemiyi çok beklemiştim. Hiçbir zaman da inanmamıştım geleceğine. Ama ya gelirseydi? Sonra geldi sandım. Sanmak zor iş. Beyin kalbin hilesiyle arzuları hakikat yapar, siz de peşinde savrulur durursunuz. Sonra o gemi battı. Ben de derinlere daldım, güya inci çıkaracaktım. Meğer boş gemiler geçiyormuş ruhumun kıyısından, belliymiş zaten kaçışından. Bunlar hep kalbin fazla çarpıp beyni kanla sulandırılmasından oluyor bence. Velhasıl gittim yine sahildeki bankıma oturdum, dedim gelmeyecek ama ya gelirse. Orada otururken benim akıl tabii yine bomboş olan batık gemideydi. Boşsa nasıl gelmişti tee bilmediğim yerlerden yanıma? Acaba bu gemi çok doluydu da ben mi anlamamıştım? Koskoca insan kulağı bile 20.000 Hertz'in üstündeki sesleri duyamıyordu.
Ben bu lüzumsuz sorularla uğraşırken beklenmedik bir şey oldu. Bir gemi geldi yine. Bu gemi hiç gitmeyecek biliyorum çünkü o hep oradaydı ve ben yanlış gemiyi bekliyordum. Yapmam gereken onu beslemekti, gelmeyecek gemileri beklemek değil. Küçük çirkin tırtılın kozasından çıkma vakti gelmişti.