·140 syf.····Okunma: 08 Eylül 2024 11:33 #yeraltındannotlar
Kitabın ismini görünce zihnime; yalnızlık, insanlığın/insanların görünmeyen yüzü, içimizdeki gurur, kanımızdaki kibir, dışarıdan özgür içeriden tutsak bir beyin ve varoluş sancısı konuları doluşmaya başladı. Ve evet gerçekten de kitap bunların üzerine bir başucu eseri olmuş. (Burada parantez açıp Dostoyevski’yi tanımış olmanın o tatlı mutluluğunu yaşayacağım izninizle:)
Kitap iki bölümden oluşuyor: Yeraltı ve notlar. İlk bölüm; dili ağır ve ağdalı, hazırlıksız konu geçişlerinin olduğu, bilinç akışı metodunu gördüğümüz, bütünlüğü net olmayan felsefi bir kısım olmuş.
İkinci bölüm ise; ilk bölümde yaptığı varoluş felsefesine örnek olacak nitelikte bir hikaye anlatan kısımdır. ‘Aylak Adam’da olduğu gibi isimsiz bir kahraman ve kahramanın kendi çatışmasını okuyoruz sayfalarca. Yazar, şeffaf bir anlatım ile bir cümlede duymak istediğimiz şeyi diğer cümle ile yerle bir ediyor. Bilmem, belki de en çok bu yüzden seviyorumdur Dostoyevski’yi; insanın kendisine bile söyleyemediklerini pat pat söylediği için..
Kibrinde boğulan isimsiz kahramanımızın gelgitli ilişkileri ve acınacak hali aslında insanoğlunun kısa bir özeti diyebilirim.
Kitabın en hoşuma giden yanı ise; birinci bölümde zihninizde oluşan boşlukları ikinci bölümde okuduğunuz hikaye ile doldurabiliyorsunuz.
Ben şahsen Dostoyevski yemek kitabı yazsa keyifle okurum. Anlatımı hem felsefi açıdan hem kurgu açısından bana en çok hitap eden yazarlardan biri.
İlk kısımda kafanız karışsa bile (karışık kafa çalışmayan kafadan daha iyidir, demiş Platon) ikinci kısma kadar sabredip okumaya devam etmenizi tavsiye ederim. İkinci kısımda zaten kitap akıp gidiyor:)