·464 syf.··Beğendi
···Okunma: 10 Eylül 2024 02:04 Farklı farklı kitaplar okudukça zevkim oturmaya başladı. Bu yüzden puanlarken ve sevip sevmediğime karar verirken biraz detaylı düşünmeye başladım. Kitabın ilk partının yarısı beni büyüledi. Bayıldım, konu anında içine aldı. Başrolü sevdim, olaylar güzeldi. Daha sonra köylü kızından, akademiye, akademinin üçüncü yılına ve birden savaşa geçince biraz afalladım açıkçası.
İkinci part ne kadar güzelde olsa her şey o kadar hızlı ilerledi ki karakterlerin adını bile aklımda tutamadım. İkinci partın ortalarında dedim "Sanırım kabullenmek lazım. Bu kitap bana göre değil." sonuçta her kitabı beğenmek zorunda değiliz. İkinci partı bitirdikten sonra araya bir kitap attım ve sonra üçüncü parta başladım. Yani...
Üçüncü part harikaydı. Savaş, vahşet, savaş anında insanların diyalogları, intikam. Her şey o kadar güzeldi ki. Bayıldım. Bir kitabın akıcı olması tabiki de iyidir. Akıcı kitaplara bayılırım. Bu kitap akıcı değildi. Ama bir kitabın akıcı olması, tamamen iyi olduğu anlamına gelmiyor bence. Kitabı okuduktan sonra hala onu düşünüyorsam, etkisinden çıkamadıysam ne kadar sevdiğimi anlıyorum. Uzun lafın kısası akıcı kitapları severim ama bende yer edinemediyse pek bir anlamı kalmıyor. Bu yüzden akıcı olup olmaması pek taktığım bir şey değil
Rin'e bayıldım bu arada harika bir karakterdi. Nezha'yı başta sevmesem de onu da sevdim ama genel olarak olarak Altan ve Rin sırtladı götürdü. Bu kitapta en sevdiğim şey diyaloglardı. Karakterlerin konuşmaları o kadar içten, o kadar komik, yeri geldiğinde o kadar mantıklıydı ki kurgu gibi hissetmedim. Tepkiler karikatürize değildi, doğaldı. Bu yüzden yazara ayrı bayıldım çünkü bu bence en zor işlerden birisini başarmış.