Duvar ve Adam, halihazırda Norveç'te ikamet eden bir İzmirli olan Sercan Leylek'in kitabı.Hani şu simite gevrek,çekirdeğe çiğdem,sigortaya asfalya diyenlerden yani.Sercan Bey,bir akşam Norveç'in oldukça sisli ve yağmurlu sokaklarında evinin yolunu tutmuşken bir yanda da Özdemir Erdoğan'ın Gurbet şarkısıyla güzel İzmir'imizin ve ülkemizin daüssılasını,hasretini tutarken anıtsal bir duvardan bir ırmak sesi duyuyor ve tam o anda dimağına hayal gücünün bir tanesi düşüyor.Böylelikle eve varana dek insanoğluna bahşedilmiş ve çoğu kimseye göre onu evrendeki diğer mahlukatlardan ayıran en önemli hassası olan düşünce yeteneniğiyle kurgumuzun ana hatlarını oluşturmuş oluyor.Zaten kitabımızda aynen böyle başlıyor.Yakamoz Öztürk adlı gurbetçi vatandaşımız Norveç'te anıtsal bir duvarın tam yanından geçerken bir ırmak sesi duyuyor.ilk olarak delirdim mi ne diye düşünen Yakamoz daha sonra aslında duyduğu sesin duvara sıkışmış bir genç kızın sesi olduğunu anlıyor ve biz de böylelikle olaylara balıklama bir atlayış yapmış oluyoruz.
Düşünsenize,bir duvarın yanından geçerken yüksek ihtimalle kanalizasyon hatasından kaynaklı bir su sesi ya da yazarının aktardığı şekilde bir ırmak sesi duyuyorsunuz ve bu ses sizi bir kitap yazmaya sevk ediyor,size ilham veriyor.Sadece bir su şırıltısından...Vay arkadaş vay!Hayal gücü ne görkemli ne sunturlu bir şey.Hani Haluk vardı Çocuklar Duymasın'da ve bir de onun klasikleşmiş bir tepkisi vardı "Babababaaaa" diye.Yazarımızın hayal gücü karşısında ben de öyleyim şu an.Yetmez!Şapka çıkartıyorum bir de kendisine.-karıştırıp istavroz çıkarmış da olabilirim-
Siz okuyucular sakın ola Duvar ve Adam'ı yalnızca duvara sıkışmış bir genç kızı kurtarmaya çalışan Yakamoz'un hikayesi olarak okumayın çünkü Duvar ve Adam alt metninde aslında ikinci Dünya Savaşı'na da bir selam gönderiyor.Bilirsiniz,İkinci Dünya Savaşı'nın en çetin yıllarında kafayı sarı saçlı,mavi gözlü üstün Aryan ırkıyla bozmuş Hitler kıtlıktan çıkmış bir Armegeddon ordusu gibi tüm Avrupa'yı işgal ve ilhak etmeye çalışıyordu.1940 yılında Waserübüng Harekatı ile Norveç de bu açgözlülükten nasibini almıştı.Norveç işgal edildikten sonra burada ikamet eden Yahudiler Auschwitz Toplama Kampı'na gönderilmiş, Norveç'te saf Aryan ırkının nüfusunu arttırmak amacıyla Lebensborn adlı doğumevleri kurulmuştu. İşte bizim kitabımızda alt metninde 1942 yılında işgal altındaki Norveçte bir kütüphane'de çalışan yahudi Anna Sophie'ye odaklanıyor.Anna Sophie'nin bulunduğu kütüphaneye elbette nazi askerleri geliyor ve o dönemde oldukça sık rastlanan bir şekilde faşist ideolojilerine uymayan kitapları toplamaya başlıyorlar.Tam bu sırada Anna Sophie'nin de yahudi olduğunu öğreniyorlar ve Anna Sophie ile Nazi askerleri arasında kaçma kovalamaya dayanan bir hayatta kalma oyunu başlıyor.Anna Sophie bir çıkmaz sokağa giriyor ve tam da köşeye sıkıştığını düşündüğü anda bir duvar onu içine çekiyor ve böylelikle Anna Sophie duvara sıkışmış bir halde hayatta kalıyor.
Kitabımız alt metni ve fantastik konusunun yanında bir de oldukça güncel,aktüel bir kitap.Kitabı okurken Hacivat ve Karagöz'e,David Capperfield'a,Magnus Carlsen'e, Alexander Rybak'a,Pakistanlılar tarafından kurşunlanan bir sinanoga,Norveç'te oturum izni almanın ne kadar zor olduğuna dair çeşitli yakınmalara rastlayabilirsiniz.Hatta oturum izni almanın bir insanı duvardan kurtarmaktan bile daha zor olduğunu öğrenebilirsiniz.:D
"Birbirlerine hiçbir şey söyleme gereği duymadan el ele tutuştular.Sanki yıllardır birlikte olan bir çift gibi ıslak kaldırım taşlarını amaçsızca yürüyorlardı.
'İşin kolay kısmı bitti.'
Anna Sophie,yaşanan bunca maceradan sonra Yakamoz'un dediklerinden bir şey anlamamıştı.
'Kolay kısmı mı?Peki,zor olan nedir?'
'Artık sana Norveç'ten bir oturma izni almamız gerekiyor ve inan bana,bu ülkeden vize almak,yaşadığımız olaylardan çok daha zor.' "
sf.189
Tüm bunların yanında bence kitabın son söz kısmı oldukça etkileyiciydi ki zaten yazar yayınladığı bir videoda son söz kısmı hakkında okuyuculardan beklemediği kadar geri bildirim aldığını söylüyordu.Kitabı okuyacak olanların son söz kısmını atlamamalarını öneririm.