Dune ile tanışıklığım 2021'de başladı ve fantastik edebiyata ilgisi olan biri için Yüzüklerin Efendisi'nin bilimkurgu karşılığı olması, okuyucuya derin ve ayakları yere basan bir evren vadetmesi, felsefi, siyasi, ekonomik, devlet yönetimi, coğrafi, politik ve bilimsel konulara sağlam bir hikaye ve kurgu ile değinmesi ve birazcık da 2021 içerisinde bir filminin çıkacak olması beni bu evrene dalmaya hatta ithaki yayınlarının çıkarmış olduğu ciltli, kutulu, posterli setini -hepsişurada'dan 325 tl gibi bir fiyata- satın almaya kadar götürdü.
Eser için yapılan değerlendirmelere ve yorumlara baktığımda benim için en ilgi çekici özelliği konusunun temellerinin din ve peygamberliğe -özellikle islamiyet-, coğrafya ilhaminin da anadolu, ortadoğu ve doğu kültürüne dayanmış olmasıydı. İlk kitabı okumuş ve şuan serinin ikinci kitabı olan Dune Mesihi'ni karıştıran ben için anlatılacak ve söylenecek tonla şey olmasına karşın nereden başlayacağını bilememekle birlikte yüzeyselde olsa bir kaç kelam etmek isterim. Öncelikle teknik detaylara değinmek gerekirse düne serisi frank herbert'in 1965 yılında yayımladığı bir bilim-kurgu roman serisidir.
serinin sıralı şekli;
-Dune
-Dune Mesihi
-Dune Çocukları
-Dune Tanrı İmparator
-Dune Sapkınları
-Dune Rahibeler Meclisi
gibidir.
Seri aslında devam edecek olmasına rağmen Frank Herbert çalışmalarına devam ettiği sıra 1986'da vefat etmiştir. oğlu Brain Herbert tarafından külliyata düne ansiklopedisi ve geneli hikayedeki hanedanları konu almak üzere yazılmış birçok ekleme yapılmıştır. Maalesef diğer eserleri deneyimlemediğimden ötürü bu işi nasıl yaptığı veya ana gidişattaki tutarlılığı yakalamakta ne kadar başarılı olduğu hakkında bir şey söyleyemeyeceğim.
İnsanlık galaksiler arası seyahat edebilecek ve evrenin dört bir yanına dağılacak kadar günümüzden uzak bir tarihte yaşamaktadır. Fakat insanlığın bulunduğu konum, insanlar ile insan gibi düşünen makinelerin arasında yaşanmış savaşın (bkz: butlerian jihad) sonuçlarının ardından orta çağın feodal düzenine oldukça benzer özellikler gösterir. Tüm hikayenin başlangıç noktası Atreides hanedanı lideri Dük Leto Atreides'in, ömrü uzatan ve kişiye bir takım psişik güçler sağlayan, melanj isimli baharat bakımından oldukça zengin ve tekel olan Arrakis(Dune) gezegenini yönetmesi için imparator IV. Shaddam tarafından göreve getirilmesi ile başlar. Arrakis bir çöl gezegenidir ve Fremen halkına ev sahipliği yapmaktadır. Dune, görevi dışarı atılan her türlü sıvıyı tutup vücuda tekrar kazandırmak olan damıtıcı giysi olmadan yüzeyinde hayatta kalmanın mümkün olmadığı, büyük kısmı titreşimler tarafından uyarılan ve uzunluğu kilometrelerle ifade edilebilecek kadar büyük solucanlar tarafından işgal edilen, sabah çiyinin bile itinayla toplanıp kullanıldığı bu çöl gezegenine her ne kadar her şeyin tuzak olduğunu bilerek gelen Atreides ailesi veliyahtı Paul'un tüm bu entrikalar ile mücadelesindeki yolcuğunu konu alır.
Birinci kitabın benim için tek kötü yani yazarın her mimiği anlattığı sırada ince eleyip sık dokumuş olmasına karşın yaşanılan tüm savaş benzeri mücadeleleri oldu bitti ye getirmiş olması oldu. insan "frank abi o kadar evren yaratmışsın bari biraz ayrıntı ver be abi." demeden edemiyor.
Tüm bunları bana anlattığı sırada kutsal bir şey anlattığı hissiyatını yaşattığını söylemek isterim.