·50 syf.····Okunma: 06 Eylül 2024 15:24 Kitap üç hikâyeden oluşuyor.
Birinci Hikâye: Lyon’da Düğün
Fransız Devrimi olduğu dönemde Meclis kenti yerle bir edecek bir genelge yayımlar. Bu genelge ile değişen yönetimlerin yerine gelenler kanlı bir infazı başlatırlar. Kanlı infazın yaşandığı zamanda mahzende tutuklu bulunanların yanına yeni tutuklananlar eklenir, bu yeni tutuklular arasında eski nişanlısının öldüğünü sanan bir bayan vardır. Bunu öğrenince sırf sevdiği adamla son zamanlarını geçirmek için yönetime karşı hakaretlerle başkaldırır ve istediğine ulaşır. Son zamanlarını birlikte geçiren çifte içerideki diğer tutuklular da destek olur, çifte özel bir nikâh merasimi ile balayı odası hazırlanır. Son zamanlarını mutlu geçiren çiftin ertesi gün infaz edildiklerinde ırmağa düşen bedenleri diğerleri gibi gözden kaybolur.
İkinci Hikâye: İki Yalnız İnsan
Kaderin kendisini aksak yaptığı topal adam ile kaderin kendisini çirkin yaptığı kadının hikâyesi… Fabrika da çalışan adamın iş çıkışında yürürken tren raylarının üzerinde ağlayan bir kadın görür. İlk başta görmezden gelse de yaklaştıkça onun iş arkadaşı olduğunu anlar. Adamın kadını teselli eden cümleleri zamanla aralarında dertleşmeye ve birbirleri ile iyi anlaştıklarını fark etmelerine sebep olur ve bu iki yalnız insanı birbirine bağlar.
Üçüncü Hikâye: Wondrak
Bohemya’nın güneyinde ki Dobitzan’da çirkinliği nedeniyle “kurukafa” lakabıyla anılan bir kontun ormandaki evinde temizlik işleri yapan ve yalnız yaşayan Ruzena Sedlak bir oğlan çocuğu dünyaya getirir. Tabi dünyaya getirmeden önce çocuğun kendisine benzeyeceğini düşünerek düşük yapmaya çalışır, doğum sonrasında çocuğun kendisine benzemediğini görünce sahiplenip bağrına basar. Bir zaman oğlunu gizli büyüten kadın, şehirde dedikoduların çıkması sonucunda -her ne kadar istemese de- oğlu belediye görevlilerince vaftiz edilerek deftere kaydı yapılır. Bu saatten sonra oğlunun mülkiyeti devlete geçmiştir. 1914 yılında çıkan savaşta oğlu askere çağrılır, bu durumu kabullenemeyen anne oğlunu gizler ve herkese oğlu askerdeymiş gibi davranır. Yoklamayı kontrol eden komutanlar askere gelmeyenleri ikametlerinde ararlar. Bunun haberini alan anne oğlunu başka bir yere saklar. Komutanlar evde oğlana ait olan eşyalarından şüphelenerek oğlana ait eşyaları köpeklere koklatarak çevrede oğlanı araştırırlar. Bir zaman sonra askerler kollarından girdikleri oğlanı komutanın yanına getirirler. Anne oğlunun yanında kalması için komutana yalvarır, komutanın olumsuz tutumuna karşılık komutana saldırarak kolunu ısırır. İkisini de kelepçeleyerek şehir merkezine götürürken halkın olayı görüp göstermiş olduğu tepkiden dolayı yönetim komiseri oldukça sinirlenmiştir. Her iki tutsağı da ayrı ayrı hapsederler. Oğlan ertesi gün kaçaklarla birlikte annesinin haberi olmadan askere giderken annesi diğer koğuşta oğlunun yanında olduğunun verdiği hisle mutludur.
Üç öyküyü de tek bir çatı altında toplayacak olursak toplum tarafından dışlanmış, soyutlanmış, yalnız kalmış olan insanları konu alıyor. Bu insanlar her ne kadar yıkılmış insanlar olsa da onların vermiş olduğu mücadeleyi anlatıyor.
Keyifli okumalar dilerim…