·456 syf.··Beğendi
···Okunma: 11 Eylül 2024 14:54 "Kötülüğün sıradanlaştığı" sosyolojik çürümenin her yerde hissedildiği günümüz toplumunda bunun önüne nasıl geçebiliriz? Aklıma iki kurumun geri getirilmesi geliyor. Birisi köy enstitüleri diğeri de umumi hıfzısıhha kurumudur bana göre. Kentten köye yatay göçün(sınıf atlarsa dikey hareketlilik) ancak gelir seviyesinin artmasıyla sağlanacağını da bir çok açıdan gözlemledim. Ve şuan ki ekonomik krizde de şehirde yaşamanın, gelirden çok gider olarak görülmesi de yatay göçe neden olacağı konusunda eminim. Lakin şöyle de bir gerçek var eğitimin de özel okullarla sınıfsallaştığı(maalesef sağlığın da), iyi eğitimin mevcut okul müfredatlarıyla mümkün olmadığı teorik eğitim ve tekrarlarıyla ömrümüz geçtiği için de nesillerin beyninin uyuştuğunu; kendini yetiştirecek düzeyde eğitim verilemediğini bunu göremediğimi de belirtmek isterim. Ve şöyle bi beylik lafı da yıllardır duyar ve hak veririm. Bir köy enstitüsünden mezun olan bir kişinin bilgi birikimiyle şimdiki ortalama fakültelerden mezun olan bir kişinin bilgi birikimini kıyasladığımızda aynı olmadığını söyleyebiliriz. Mesela güneş ışınlarından günün zamanını bulmak ya da bi çubuk yardımıyla ya da kendi pusulasını kendisi yapması gibi ya da dünyanın dönüş hızıyla bağlantıyı kendi yöntemleriyle hesaplayıp her yıl Ekim-dikim zamanını ya da yaz yağmurlarını(zira nisan yağmurlarının mayısa sarktığını fark etmek artık su götürmez bi durum bana kalırsa) hesaplayacak birikime sahip olmak. En sevdiğim kısmı da kişinin karekterine uygun bir zanaat edinmesi. Ve mutlaka bi köyü ya da kasabayı bayındır edecek bir bilgilere sahip olması. Ahh işte köy enstitüleri ne olur geri dönsün.
Kitaba gelirsek kitapta hele bi yapsınlar bi yolunu bulur kapatırız diyen(bunlar gominist yetiştiriyor gibi) dalkavuk vekillerle ve tek parti genel sekreteriyle başlıyor kitap. Hatta şöyle bi pasaj var 'her köyde Mustafa Kemal özentisini kaldıramaz bu memleket' diyo dalkavuklardan biri, bizim milli ilköğretim müdürü (zannediyorum Hasan Ali Yücel) "Her köyde bir Mustafa Kemal.. Nerde o mutlu günler!" diyişi var ki öpülesi elleri, alnı.
Neyse kurucu ekip yola çıkar Kastamonu - Çankırı - Çorum(memleketim) arasında Keşiş Düzü(Keşişin öyküsü için bile okunur) denilen yerde Dumanlı Boğaz Köy enstitüsünü kurmak için kolları sıvamaya. Ama ben sandım hani manastır gibi bir yeri restore edip enstitü bayrağını dikecekler. Bunlar da eğitime başlayıp köy eğitimi konulu bi kitap olacak. Ama nerdeee baya düz bi çöl denizinde eğitim almak isteyen köylü çocuklarıyla birlikte çalışıp yoktan var ediyorlar enstitüyü. Hatta bekliyorum hani imece usulüyle köylülerin dayanışma içinde bulunacağını. Adı üstünde bozkırın insanı nerde dayanışma nerde bu insanlar(!) yozluk hüküm sürüyor bu coğrafya da maalesef.
Gittikleri yerde halkın kanını emen Zeynel Ağa, kendini din askeri addeden esrarkeş Deli Derviş ve karısı Sultan. Ahh Sultan kitabın en iyi yaratılmış karekterlerinden birisi olabilir benim nezdimde.
Ve dört kız öğrenci sayısı ondan fazla erkek öğrenci ile kurucu ekip içerisinde yer alan Müdür Halim Akın , Nuri Çevik, sosyolojik tezi için gelen Ankaralı Emine Güleç, Murat eğitmen. Öğrencilerin içinde kıvrak zekasıyla öne çıkan Esef. Her biri cihan parçası çocuklar. Esrarcı Molla çocuk hariç.
Yani Kemal Tahir öyle bi şey koymuş ki ortaya bütün tabuları yine yıkmış geçirmiş. Bi tarafta ikinci dünya savaşının arka planını vermiş bi tarafta Hitlerin kesinlikle yeneceğine inananları işlemiş, kimse yenileceğine ihtimal vermiyor hem bu çok önemli bi detay bana göre. Tek eleştireceğim bir yönü var sayın Tahir'in bu beni çok yaralıyor hassas yerim zira kadın karekterlerine mizojinik bir bakışı var üstadın. Mizojini benim bağışlayabileceğim bir yön değil asla. Onun kitaplarındaki kadınlar erkek için yaratılmış bir obje gibi çoğunlukla, seksist yönleri ağırlıkta olan duygusal bakış açısı nedeniyle başarısından çok erkekler de yarattığı tesir, erkeklerin başına ne gelirse kadından gelir anlayışı hakim.( İlkel dürtülerinize sahip çıkamamanızın nedeni özgür kadınlar değil sizsiniz. Kendi vicdani hür kararlarınızın yükünü kadınlara da atamazsınız. Elmayı ye dedi diye elmayı yiyen Ademdir suçlu olan, Havva'ya da suç atmayın. Aklınızı kullanın kimse size özür borçlu değil. Ayrıca kimseye makul zeminde bile uzlaşma borcumuz yok.) Bilmiyorum bi kaç kitabını daha okumayı düşünüyorum çünkü sosyolojik tespitleri nokta atışı niteliğinde ve tarihsel net yaklaşımları da velhasıl kelam öyle.
Bozkırdaki Çekirdeğin içindeki cevheri bulacaklar mı dersiniz. Bence buluyorlar. Kitapla kalın sevgili okurlar.