Puan vermedi·517 syf.····Okunma: 04 Eylül 2024 19:30 ‘’Aşktan, paradan, şöhretten ziyade hakikati verin bana.”
Henry David Thoreau
MARTİN EDEN
Ele avuca sığmayan, uçarı, sokak jargonuyla konuşan maceraperest bir denizcidir. 1876 yılında San Francisco’da doğan Jack London bu eseri 33 yaşındayken yazmış. Aslında Martin Eden kendisidir. Bu kitap sadece bir sınıf ayrımını anlatmıyor özünde felsefe, edebiyat, sosyoloji gibi birçok alanı barındırıyor. Martin ruhani bir güzellik olarak gördüğü, sarı saçlı, narin, güzeller güzeli Ruth ile tanışır. Ruth ve ailesi burjuva sınıfından, üst tabakadan gelir. Martin ise beş parasız bir denizci, işçi sınıfındandır. Martin, imkansız da olsa Ruth’un büyüsüne kapılır ve kıza aşık olur. Ruth romanda pek sevilmeyecek, antipatik bir karakter olarak görülebilir. Ailesi ve kendi soyluluğu onun için çok kıymetli. İlerleyen zamanlarda o da Martin’i sevdiğini ifade etse de ben buna inanmıyorum. Ruth Martin’i değil, onun ona olan ilgisini, aşkını ve adanmışlığını seviyordu. Martin aşkı için resmen kendini tam anlamıyla kızın kollarına bıraktı. Ruth için değişmeye hazırdı. Çok sinir bozucu şekilde sürekli Martin’ i düzeltiyordu, kelimeleri sokak diliydi Martin’in. Ama Ruth onu eğitmeye başlamıştı ve Martin bu durumdan pek hoşnuttu. Burada Jack London’ın gerçek hayatta kendisine İngilizce dersleri veren Mabel adında bir kızdır Ruth. Jack de tıpkı Martin gibi maceraperest bir denizciydi, küçükken gazete dağıtırken ilk gençlik yıllarında deniz korsanlığı yapmış. Martin Eden kitabında geçmişte iskorbüt hastalığına yakalandığından bahseder. Jack London da geçmişte bu hastalığa yakalanmış.
Ruth tam anlamıyla toplumsal hayatta süperegonun vücut bulmuş hali de diyebiliriz. Sürekli ailesi ve burjuva toplumuna yakışır olmak onun ödevi gibiydi. Martin ona çok cazip geliyordu. Çünkü cahil bir adamın bu kadar hayat deneyimlerine ve bilgisine sahip olması onda farklı hisler uyandırıyordu. Ruth, Martin’in kendi potansiyelini keşfetmesine sebep olmuştur. Martin kendini kapatır ve sürekli okur, yeni şeyler öğrenmeli ve Ruth’a layık olmalıdır. Nietzsche onda çok derin bir iz bırakır. Kitapların kendisinde açtığı farklı pencerelerden gelen ışıkları fark ettikçe coşar. Kendisi de bir şeyler yazmaya karar verir. Ruth ve ailesi düzgün bir işte çalışması gerektiğini söyler ve asla onun iyi bir yazar olacağına inanmazlar. Defalarca reddedilir. Beş parasız günlerinde çamaşırhanede saatlerce çalışır. Burada Jack London kapitalizmin ilk yansımalarının olduğu döneme ve işçi sınıfının insanüstü çalışma saatlerine atıfta bulunur. Martin yazmaya devam eder ama yazıları kabul görmez. Çok aç ve sefil olduğu günlerde ona yemek vermeyen, yüzüne bakmayan insanlar vardır. Ruth, Martin’i ailesinin haklı olduğunu savunarak bu sefil günlerinde terk eder. Ruth belki iyi bir yaşam sürmek, kendi sınıfından biriyle evlenmek istiyordu ama eğer söylediği gibi bir aşkı olsaydı buna sahip çıkacak cesareti gösterirdi. Gerçekçilere göre belki de Ruth haklıydı. Martin’in yazıları hiç beklenmedik bir şekilde kabul gördü ve yüzlerce kişiye ulaştı. Artık o da üst sınıftan sayılacak kadar zengindi, ün sahibiydi. Şöhret sahibiydi. Martin ilk kez o herkese açık denizde bir işçi olarak değil özel sınıfta seyahat etti.
Martin bu sırada ona açken yemek bile ısmarlamayan kişilerin şimdi evine davet ettiğini gördü. Ruth ona tekrar dönmek istedi fakat Martin onu reddetti çünkü onu Martin olarak, kendisi olarak sevmemişti. Artık herkes samimiyetsiz, sahte, tiksinç geliyordu. Martin ne asil bir sınıfa ne de işçi sınıfına aitti artık. Ne siyahtı ne beyaz, o kimsenin olmadığı gri renkti. Artık bu dünyada aidiyet duygusunu hissedemiyordu.
Kitabın en başında Swinburne’ un şiir kitabını Ruth ile konuşmuşlardı. Ölümü ise yine o şairden oldu. ‘’Ölü adam asla dirilmez.’’ Bu satırları okuduktan sonra kendini ait olduğu, yaşama arzusu ile çırpındığı denize bıraktı. ‘’ ve Martin bende derin’izler bıraktı.
‘’Ölüm acı vermezdi. Hayattı, hayatın sancısıydı bu feci, bu insanı boğan his.’’