·517 syf.··Beğendi
···Okunma: 16 Eylül 2024 00:25 "Tanrı'nın çılgın aşığı, yılda otuz bin dolar için değil, tek bir buse için her şeyi yapabilirdi."
Hedefi için her şeyden feragat edercesine çabalayacaksa bir anlamı olmalıydı, uğruna çabaladığı şey buna değmeliydi. Peşinde olduğu şey, ne zenginlik ne statüydü, onun için gerçek ve derin olan, aklın üzerinde olan tek şeydi: Aşk.
Hem Swinburne'ün şiirleriyle, hem de Ruth ile tanıştığı o gün, hayatında hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını onunla birlikte biz de hissettik ve zihnindeki akışa tüm doğallığıyla kapıldık.
Ruth'a bütün benliğiyle âşık, hem de öyle güzel âşık bir Martin Eden var ki, okudukça bu aşk için her şeyi yapacağına inanıyorsunuz değil, yapacağını biliyorsunuz. Yapıyor da şayet.. Aynada baktığında hor gördüğü o kişiyi, burjuva çevrelerinin dar kalıpları içinde kendini bulmaya çalışan bir düşünür-okur-yazar’a dönüştürüyor.
Okurken Martin'le birlikte bizim de hevesimizin sökülüp alındığı, ikiyüzlülerin ikiyüzlülüklerine bizim de sinirlendiğimiz, bir o kadar kırıldığımız kısımlar geliyor ya, insan biraz hüzünle okuyor gerisini, çokça da öfkeyle.
Yaşantısı, fikirleri kendisine benzemeyeni benimseyemeyen, fikirlerini anlamadan, hatta anlamaya dahi çalışmadan kendi sınırlı dünyalarına sığdırmaya çalışan o dar görüşlülüğü, Ruth ve onun gibilerde görüyoruz.
Aşkına, mertebeyi olmazsa olmaz gören sığ kalıplarla ihanet edenler, yüce bir ideal uğruna her şeyini ortaya koyan bir ruhu nasıl anlasınlar?
En çok anlayışa ve desteğe ihtiyaç duyduğu zamanda kendisinden yüz çevirenlerin, şöhreti ve mevkiisiyle doğru orantılı artan saygılarının sahteliğiyle boğulması keşke mecazdan ibaret olsaydı..
Özet mahiyetinde bir alıntıyla noktalayıp uzatmayayım:
"O kitaplar yazılmıştı! O zaman beni aç bırakan, evini yasak eden ve düzenli bir işe girmiyorum diye lanetleyen siz, şimdi karnımı doyuruyorsunuz!"