1890'ların başına dek bu durumun siyasi etkileri — yani kitlesel sosyalist partilerin biçimsel örgütlenmesi — kendini tam anlamıyla gösteremedi. Yine de sosyalist bilincin olgunlaşması 1880'lerde oldu. Sosyalistlerin çok yakında bölünecek olmasıysa kapıya dayanmış, kaçınılmaz bir sorundu.
Sendikalar başta Büyük Britanya olmak üzere gelişmiş ülkelere zanaatkârların çıraklık nizamını, üretim standartlarını, ücret oranlarını kontrol etmek ve hastalık, yaşlılık, sakatlık ile işsizlik durumunda sigorta fonlarını işletecek "dostane" dernekler kurmak üzere bir araya geldikleri geçmiş on yıllardan miras kalmıştı. Matbaacılar tüm ülkelerde bu türden bir örgütlenme konusunda bariz bir şekilde başı çekiyordu. Yeni teknoloji tarafından sıklıkla tehdit edilen matbaacılar genel olarak bir sendikanın maliyetini karşılayacak yeterli kaynak ve kalıcı istihdama sahipti. Londra Mürettipler Cemiyeti ya da Fransa'daki Kitap Federasyonu böyle ortaya çıkmıştı. 1870'lerin sonunda daha kapsamlı sendikalar kurmaya yönelik bir çaba gösterildi. Le Havre'daki liman işçileri büyüyen iş sahasının, artan kârların ve liman işçisi olabilecek bir göçmen ordusunun kapılarına dayandığının farkındaydı. Marsilya, Barselona, Cenova ya da Londra'da da durum farklı değildi. Bu sendikalar küçük ölçekliydi ve "yetkili" değildi. Bir grup işçiyi, bir başka grup işçi pahasına üye yapıyorlardı. 1880'lerin başındaki ekonomik buhran koşullarında, artık sendikalarının maliyeti karşılayamadıklarından üye sayısı da azaldı. Bu duruma verilen cevap siyasiydi. Kendilerini "İşçi Partisi" olarak adlandırılan gruplar oluştu. 1879-1882'de Fransa İşçi Partisi; 1883'te İtalya İşçi Partisi; 1885'te Belçika İşçi Partisi; yine aynı yıl, çamaşırcı bir kadının oğlu olan ve Madridli 900 matbaacının üçte birinin uluslararası kapitalizmin aşırılıklarından dolayı yüksek nitelikli işlerinden keyfi bir şekilde nasıl atıldıklarına şahitlik etmiş bir matbaacının, Pablo Iglesias'ın teşvikiyle İspanya İşçi Partisi kuruldu.